1-2-3 Mayıs 2026 Cuma, Cumartesi, Pazar günleri Diyarbakır Maarif Koleji'nin 1976 mezunları Diyarbakır'daydı. Aradan 50 yıl geçti. Çok uzun bir arkadaşlık süresi... 18 yaşında bıraktığımız arkadaşlarımızı 68 yaşında tekrar gördük. Tabii bu arada birçoklarıyla görüştük, görüşüyorduk. Yine yıllık toplantılarımız vardı ama bu sefer çok uzun yıllardır yurt dışında yaşayan, görmediğimiz birçok arkadaşı da görmek ve o günleri yâd etmek imkanımız da oldu.
50 yıl diyorum. Ama 50 yıl değil gerçekte. 7 yıl Diyarbakır Maarif Koleji'nde; bir yıl hazırlık, üç yıl ortaokul, üç yıl lise, yedi yıl okuduk. Elli yedi yıl. Yine bu arkadaşlarımızın önemli bir kısmıyla, ben de dahil, Diyarbakır Mehmetçik İlkokulu'nda ilkokulu da beraber okuduk. Üst üste koyduğunuz vakit koskoca bir ömür, altmış iki yıllık bir arkadaşlık.
Sevgili arkadaşlar, tabii insan hayatında en çok neyi arar? İşte çocukluğunu, gençliğini, birlikte yaşadığı günlerin güzelliklerini. Bu ömür geçtikçe geride kalır ve bunu bir tek size yaşatacak, geriye döndürecek olan işte o çocukluk ve gençlik arkadaşlarınız. Üstelik biz erkekler, ben de dahil evleri Diyarbakır'da olanlar, okulu yatılı okuduk. Düşünün işte altı yaşından itibaren beş yıl ilkokul, ondan sonra yedi yıl yemekhanede, yatakhanede, sınıfta, hafta sonlarında birlikte olduğunuz insanlar. Kızlı erkekli bu grubun muhabbeti hiç bitmedi ve öyle bir süreçten geçtikten sonra hayatın tabii ki herkes her türlü macerasını; ticari, siyasi, ailevi iniş çıkışlarını yaşadı ve bugün işte artık birbirimize çocuklarımızın fotoğrafını, torunlarımızın fotoğraflarını gösterecek bir yaşta tekrar gençleştik, tekrar çocuklaştık.
Bundan sonra da tabii büyük bir mutluluk içinde arkadaşlar evlerine dönmeye başladılar. İşte ne olduysa o gece oldu. Pazarı pazartesine bağlayan gece, yani 3 Mayıs'ı 4 Mayıs'a bağlayan gece Diyarbakır'da bir hava muhalefeti oldu. Ve uçakların büyük bir kısmı Diyarbakır'a inemedi. Sonra bir kısmı indi, yine bir kısmı inemedi. Geri gitti, döndü derken ben işte 19.40'ta olan uçağımla ancak saat 03.30'da, sabaha karşı üç buçukta İstanbul'daki evime dönebildim. Daha uzak başka yerlere giden arkadaşlarımız da yine aynı macerayı yaşadılar. E ne var bunda? Niye anlatıyorsun bunları işte? Hava muhalefeti olmuş. Millet de biraz sıkıntı çekmiş. Yani bir tek sıkıntı çeken siz misiniz?
İşte maalesef kazın ayağı öyle değil. Diyarbakır Havaalanı aralık ayından itibaren her yıl aralık, ocak, şubat ve bu sene tam mayısa kadar uzanan bir süreçte bu sis meselesiyle, rüzgarlı ve yağışlı havalarda iniş zorluğu meselesiyle boğuşuyor. Defalarca bunu dile getirdik. İşte biliyorsunuz bu sisli havalarda özellikle güvenli inişi sağlayabilen bir ILS cihazı var. İşte Diyarbakır'da vardı, yoktu, efendim geldi, işte arızalandı veya geldi sadece askeri uçaklar için kullanıldı derken bizim bu maalesef serencamımız diyelim ya, çektiklerimiz bitmedi.
Bir de bizim yetkililerimizin şöyle bir özellikleri var: Bir şey sorduğunuz vakit size o kadar bilgiç, o kadar üstten, o kadar akıllı (tırnak içinde, zaten Allah bütün aklı bunlara vermiş) cevaplar veriyorlar ki her halükarda siz haksız çıkıyorsunuz. E kimse de bu işlerde uçak, hava, meteoroloji uzmanı olmadığı için -yani en azından bizim arkadaşlarımızın içinde yok. Bir tek sevgili Cenab-ı Eylül kardeşimiz işte bu teleskoplarla, uzay işleriyle falan uğraşıyor ama sanırım bu uçakların iniş kalkışıyla ilgili de bir uzmanlığı yok- siz de mecburen susuyorsunuz.
Bu sene yine bu tartışmalar yoğun olarak yaşandı. İşte bizim bazı milletvekillerimiz, Diyarbakır milletvekilleri, işte ben de dahil geçmişte vekillik yapanlar bunları gündeme getirdik ama dediğim gibi sonuç; elde var sıfır. Bir de Diyarbakır Havaalanı; çok büyük, güzel bir havaalanımız var. Terminalimiz var yani. Ama maalesef pistler buna uygun değil. Her yıl bir onarım çıkıyor ve uzunca bir zamandır da ikinci pistimiz devre dışı. Ne zaman bitecek? Bu iş nasıl sonuçlanacak? Ne zaman rahatlayacağız? İşte sorduğunuz vakit bir sürü laf kalabalığı... İşte -cek, -cak bir şeyler devam ediyor.
Onun için buradan yani lafı çok da fazla uzatmadan Ulaştırma Bakanı'na sesleniyorum. Sayın Bakanım, her gün televizyonlardasınız. Her gün çok güzel haberler, bilgiler; yatırımların olacağını veya şu an mevcut olanların hangi durumda olduklarını açıklıyorsunuz. Lütfen bu işe de bir el atın. Biraz araştırdım, ben de bu işte bir iki gündür biraz araştırdım. Türkiye'de on havaalanında, havalimanında bu aletler varmış. Yani ILS; güvenliği, sisli havalarda güvenli iniş cihazı. E bizde var mı, yok mu? İnanın var diyorlar ama icraatını göremiyoruz, kendisini göremiyoruz.
Bir başka durum daha var. Bu mevzu hava uçuşu yapan şirketler arasında da farklı farklı uygulanıyor. Örnek mi istersiniz? Mesela aynı gece bazı havayollarının uçakları iniyor, bazıları inmiyor. Mesela en son "Ya ne diyorsun işte, nereden çıkarıyorsun?" derseniz; mesela Türk Hava Yolları'nın ve Pegasus'un uçakları bizim uçak Diyarbakır'a inmeden, yani ineceği saatte inemedi, geri döndü Erzurum'a gitti; AnadoluJet yirmi-yirmi beş dakika sonra iniş yaptı. Şimdi biri iniyor, öbürü inemiyor.
Yani yine çok bilgiç bir şekilde şunu: "Efendim o on beş dakikada işte şöyle rüzgar vardı doğudan, batıdan, kuzeyden neyse, bir yerden bilmem kaç kilometre hızla işte esiyordu. Yirmi dakika sonra veya yirmi beş dakika, otuz beş dakika sonra hava durumu düzeldi." E tamam düzeldi, bizimki de gelsin insin. İşte bu sefer: "Efendim yakıt ikmali için Erzurum'da." E gelsin yakıtını alsın gelsin, neticede bir saatlik bir buçuk saatlik bir şey. "Efendim pilotların işte çalışma saatleri dönemleri dolmuş, ekip değişecek." Allah... Hadi bir cevap daha bul, bir soru daha sor. Yani neticede hani sonuç? Sonuç; elde var işte bir şey yok. Hani sıfır diyeceğim de...
Benim rahmetli annem derdi: "Oğlum fazla uzatmayın." Yani şuydu, buydu, oydu; yani netice ne? Netice sonuç. Sonuç; biz perişan olduk. Bir gece değil bakın. Bir hadiseyi de anlatayım ve noktalayayım bunu. Yine geçtiğimiz aylarda İstanbul Sabiha Gökçen'den Diyarbakır'a uçtum. Diyarbakır üzerinde 45 dakika, benim evimin bulunduğu mahallenin üzerinden 5 sefer tur atarak uçak inemedi. Nereye gidiyoruz? Malatya'ya. Tamam gittik Malatya'ya, indik. Normalde oradan bizi otobüslerle Diyarbakır'a getirmeleri lazım. Tabii daha yakın havalimanları var; Urfa var, Batman var, Mardin... Batman ve Mardin Diyarbakır'a birer saat. Malatya'dan gelmek de ayrı bir macera.
"E ne var katlanın" diyeceksiniz, öyle olmadı. Bu sefer "Uçaktan iniş yok, bekleyin" dediler. Bir-bir buçuk saat uçağın içinde bekledik. "Diyarbakır'da hava şartları düzeldi, Diyarbakır'a dönüyoruz" dediler. Kalktık oradan, geldik Diyarbakır'a. "Ah işte kurtuldunuz" diyeceksiniz. Yine öyle değil. Yine turladı, turladı, turladı, inemedi. Döndük Ankara'ya bu sefer. Ankara'da indik işte otellerde geceledik. Ertesi gün öğlene yakın ancak Diyarbakır'a gelebildik. Dediğim gibi; sorulara kendilerince, kendi akıllarınca mantıklı cevap vermek yerine sorunu çözmesi lazım. Kim, kimler? Yetkililer...
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish