NATO'nun geleceği (2): ABD geri çekilirse Avrupa neyle karşılaşacak?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve Hollanda Başbakanı Dick Schoof, 25 Haziran 2025’te Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen NATO Liderler Zirvesi sırasında NATO liderleriyle birlikte aile fotoğrafı için poz veriyor / Fotoğraf: Claudia Greco-Reuters

NATO’nun geleceğine dair tartışmaların merkezinde artık tek bir soru var: ABD, ittifak içindeki rolünü azaltırsa ne olur? İlk yazıda, Washington’un NATO için neden vazgeçilmez bir aktör olduğunu ele almıştım. Bu yazı ise o varsayımın tersini düşünmeye çalışıyor. ABD tamamen çekilmese bile, daha sınırlı bir rol üstlendiği bir NATO nasıl işler? Ve daha önemlisi, Avrupa buna ne kadar hazır?

Bu sorular artık teorik değil. ABD iç siyasetindeki değişim, Hint-Pasifik’e yönelen stratejik öncelikler ve Avrupa’dan daha fazla “yük paylaşımı” talebi, NATO’nun yapısal dönüşümünü hızlandırıyor.


En olası senaryo: ABD var ama eskisi gibi değil

ABD’nin NATO’dan tamamen ayrılması kısa vadede düşük ihtimal. Hukuki engeller, Kongre denetimi ve kurumsal bağlar böyle bir kopuşu zorlaştırıyor. Ancak daha gerçekçi bir senaryo var: ABD’nin ittifakta kalmaya devam ettiği, fakat askeri ve siyasi rolünü önemli ölçüde azalttığı bir yapı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu modelde Washington, Avrupa’nın konvansiyonel savunmasını büyük ölçüde Avrupalı müttefiklere bırakırken, kendisini daha sınırlı ama kritik alanlara çeker. Nükleer caydırıcılık, stratejik istihbarat, uzay tabanlı sistemler ve uzun menzilli lojistik destek gibi alanlarda ABD varlığını sürdürür; ancak sahadaki askeri yük giderek Avrupa’ya devredilir.

Bu, “yük paylaşımı”ndan daha ileri bir aşamayı ifade eder: fiili bir “yük devri”.


Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı: zorunluluk mu, tercih mi?

Avrupa Birliği içinde son yıllarda sıkça dile getirilen “stratejik özerklik” kavramı, bu bağlamda yeniden önem kazanıyor. PESCO (Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği) ve Avrupa Savunma Fonu gibi girişimler, Avrupa’nın savunma kapasitesini artırmayı hedefliyor.

Ancak bu projelerin karşılaştığı temel sorunlar devam ediyor. Avrupa savunma sanayii hâlâ parçalı bir yapıya sahip. Üye ülkeler arasında koordinasyon eksikliği, farklı tehdit algıları ve ulusal öncelikler, ortak bir askeri kapasite oluşturmayı zorlaştırıyor.

Daha da önemlisi, Avrupa’nın mevcut planlaması büyük ölçüde ABD’nin sistem içinde kalacağı varsayımına dayanıyor. Bu varsayım zayıfladıkça, mevcut planların da yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.


Kritik boşluklar: Avrupa neyi yapamıyor?

ABD’nin geri çekilmesi durumunda ortaya çıkacak en büyük sorun, Avrupa’nın belirli alanlardaki kapasite eksiklikleri olacak.

Bunların başında hava ve füze savunması geliyor. Modern savaş ortamında hava sahasının korunması, yalnızca askeri değil, aynı zamanda sivil altyapının güvenliği açısından da kritik. Ancak Avrupa’da bu alanda ciddi eksiklikler var.

İkinci önemli alan lojistik ve stratejik hareketlilik. Büyük ölçekli askeri birliklerin hızlı bir şekilde konuşlandırılması, NATO’nun caydırıcılığı açısından temel bir unsur. ABD’nin sağladığı stratejik hava taşımacılığı ve lojistik ağ olmadan, Avrupa’nın bu kapasiteyi kısa vadede telafi etmesi zor görünüyor.

Üçüncü alan ise istihbarat ve gözetleme. Modern savaş, bilgi üstünlüğüne dayanıyor. Uydu sistemleri, erken uyarı mekanizmaları ve veri entegrasyonu gibi alanlarda ABD’nin sağladığı kapasite, Avrupa için kritik bir bağımlılık noktası oluşturuyor.

Bu eksiklikler, Avrupa’nın daha fazla harcama yapmasıyla çözülebilecek sorunlar değil; aynı zamanda zaman, koordinasyon ve teknolojik dönüşüm gerektiriyor.


Komuta yapısında dönüşüm: Avrupa liderliği mümkün mü?

ABD’nin rolünün azalması, NATO’nun komuta yapısında da değişimi gündeme getiriyor. Özellikle Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanlığı’nın (SACEUR) geleceği bu tartışmanın merkezinde.

Bugüne kadar bu pozisyonun bir Amerikalı general tarafından yürütülmesi, ABD’nin NATO üzerindeki belirleyici etkisini yansıtıyordu. Ancak ABD’nin askeri varlığının azalması, bu pozisyonun bir Avrupalıya devredilmesi ihtimalini güçlendiriyor.

Bu tür bir değişim, Avrupa’nın NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesini simgeleyebilir. Ancak aynı zamanda yeni sorunları da beraberinde getirir. Özellikle nükleer caydırıcılık ve komuta-kontrol zinciri açısından ABD’nin rolü tamamen ortadan kaldırılamaz.

Dolayısıyla burada ortaya çıkan tablo, tam bir güç devrinden ziyade, karma bir yapı ihtimali.


Bölgeselleşme riski: farklı hızlarda bir NATO

ABD’nin geri çekildiği bir senaryoda NATO’nun homojen bir yapı olarak kalması zor. Bunun yerine, farklı bölgelerde farklı kapasite ve entegrasyon seviyelerine sahip bir ittifak ortaya çıkabilir.

Kuzey Avrupa ve Baltık bölgesi, yüksek tehdit algısı ve artan savunma harcamaları sayesinde daha entegre ve hazırlıklı bir yapı sergiliyor. Buna karşılık Güney Avrupa ve bazı Orta Avrupa ülkelerinde savunma kapasitesi ve siyasi uyum daha sınırlı.

Bu durum, NATO içinde “çok katmanlı” bir yapı yaratabilir. Bazı ülkeler daha derin askeri entegrasyona giderken, diğerleri daha sınırlı katkı sunar. Bu da ittifakın kolektif savunma ilkesini fiilen zayıflatabilir.


Avrupa için zor bir geçiş dönemi

ABD’nin rolünün azalması, Avrupa için askeri olduğu kadar siyasi bir sınav anlamına geliyor. Çünkü mesele sadece kapasite üretmek değil, aynı zamanda ortak bir stratejik kültür oluşturmak.

Avrupa ülkeleri uzun yıllar boyunca güvenliklerini ABD’ye dayandırdı. Bu durum, risk alma kapasitesini ve hızlı karar alma mekanizmalarını sınırladı. Daha özerk bir Avrupa savunması, bütçe artışıyla birlikte zihniyet değişimi gerektiriyor.

Bu dönüşüm ise kısa vadede sancılı olacak.


Sonuç: Zorunlu dönüşüm ama belirsiz sonuç

ABD’nin NATO içindeki rolünün azalması, ittifak için bir kırılma noktası anlamına geliyor. Avrupa’nın bu yeni duruma uyum sağlaması kaçınılmaz; ancak bu sürecin ne kadar hızlı ve ne kadar başarılı olacağı belirsiz.

Ortaya çıkabilecek tablo, daha dengeli bir ittifak da olabilir, parçalı ve zayıflamış bir yapı da. Bu, büyük ölçüde Avrupa’nın kendi kapasitesini ne ölçüde artırabileceğine ve siyasi uyum sağlayıp sağlayamayacağına bağlı.

Serinin üçüncü yazısında, bu dönüşümün daha geniş sonuçlarını ele alacağım: NATO bir bütün olarak ayakta kalabilir mi, yoksa yeni bir küresel güvenlik mimarisine mi evriliyor?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU