Türkiye siyasetinin son yüz yılına yukarıdan bakıldığında görülen şey yalnızca ideolojik çatışmalar değildir. Asıl görülen şey, farklı siyasal aktörlerin devleti ortak bir hukuk zemini olarak değil, “ele geçirilmesi gereken” tarihsel bir “mevzi” olarak görmesidir. Bu yüzden Türkiye’de siyaset çoğu zaman bir “yönetme sanatı” olmaktan çok, bir “rövanş alma pratiği” şeklinde yaşanmıştır.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren siyasal alan büyük ölçüde “merkez” ile “çevre”, “kurucu elit” ile “dışlanan toplumsal kesimler”, “devlet sahibi olanlar” ile “devlete yaklaşmak isteyenler” arasındaki gerilim üzerinden şekillendi. Bu gerilim zamanla demokratik rekabet üreten bir çoğulculuğa değil, birbirini tarihsel tehdit olarak gören siyasal kamplara dönüştü.
Bunun temel nedeni, Türkiye’de siyasetin uzun süre “ortak ilkeler” üzerinden değil, kimlikler ve tarihsel hafızalar üzerinden kurulmuş olmasıdır. Çünkü ortak hukuk kültürünün zayıf olduğu toplumlarda insanlar kurallara değil, kendi grubunun devleti kontrol edip etmediğine bakar. Böyle yerlerde seçimler yalnızca iktidar değişimi değil; güvenlik, intikam, tasfiye ve “yeniden dağıtım” savaşı hâline gelir.
Türkiye’de birçok siyasal hareket, iktidara gelmeden önce özgürlük, adalet ve demokrasi talep etmiş; ancak devlet gücüne yaklaştıkça önceliğini çoğu zaman “kendisine yapılan tarihsel baskının rövanşını almaya” çevirmiştir. Böylece siyaset, ortak bir anayasal düzen kurma çabasından uzaklaşmış; devleti ele geçiren grubun kendi tarihsel hikâyesini resmî hakikate dönüştürme mücadelesine dönüşmüştür.
Bu nedenle Türkiye’de iktidarlar değişse bile siyasal refleksler çoğu zaman değişmemiştir. Dün mağdur olanın bugün sertleşmesi, dün özgürlük isteyenin bugün eleştiriye tahammül edememesi, dün vesayetten şikâyet edenin bugün yeni bir vesayet dili üretmesi biraz da bu yüzdendir. Çünkü mesele yalnızca ideoloji değildir; mesele devlet ile toplum arasında hiçbir zaman tam anlamıyla kurulamamış demokratik ahlak ilişkisidir.
Oysa gerçek demokrasi yalnızca seçim değildir. Demokrasi, insanın kendi gücünü sınırlamaya razı olmasıdır. Türkiye’de ise siyasal kültür uzun süre “iktidarı paylaşmak” yerine “iktidarı kaybetmemek” psikolojisiyle gelişmiştir. Bu durum da partilerin kendi iç yapısına kadar yansımıştır. Lider kültü, mutlak sadakat beklentisi, parti içi eleştirinin ihanet gibi görülmesi ve güçlü lider arayışı biraz da bu tarihsel güvensizlik kültürünün ürünüdür.
Çünkü rövanşizmin egemen olduğu toplumlarda insanlar iktidarı geçici bir kamu görevi olarak değil, kaybedildiğinde yok olunacak bir siper olarak görür. Böyle bir psikolojide hukuk bağımsızlaşamaz. Kurumlar tarafsızlaşamaz. Bürokrasi profesyonelleşemez. Devlet, farklı kesimlerin “ortak evi” olmaktan çıkar; sırayla ele geçirilen büyük bir “ganimet alanına” dönüşür.
Türkiye’nin demokratik krizlerinin önemli bir kısmı bu kültürden doğmaktadır. Çünkü hukukun üstünlüğü fikri ancak herkesin yarın da bu hukuk düzenine ihtiyaç duyacağını kabul ettiği toplumlarda gelişir. Eğer her siyasi aktör hukuku yalnızca kendi dönemi için istiyorsa, hukuk bir ilkeye değil, konjonktürel bir araca dönüşür.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı yeni bir ideolojik zafer değil, yeni bir siyasal ahlak üretmektir. Bu ahlakın merkezinde ise şu düşünce yer almak zorundadır: Devlet hiçbir grubun tarihsel mülkü değildir. Demokrasi yalnızca “bizim iktidara gelmemiz” değil, rakibimizin de hukuk içinde yaşayabilmesidir.
Belki de Türkiye’nin yüz yıllık siyasal hikâyesini tek cümlede şöyle özetlemek mümkündür: Herkes adalet istedi; ama çoğu zaman kendi iktidarı için istedi. Bu yüzden siyaset ortak bir gelecek inşa etmekten çok, geçmişin hesaplaşmalarını bugüne taşımaya dönüştü.
Gerçek demokratik olgunluk ise rövanş duygusunun yerini hukuk fikrinin aldığı anda başlayacaktır. Çünkü bir ülkeyi büyüten şey yalnızca güçlü liderler değil; kendi öfkesini sınırlayabilen siyasal kültürdür.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish