AUKUS'un aynasında İngiltere: "Vazgeçilmez ortak" mı, geciken ortak mı?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AP

Kral III. Charles’ın Washington ziyareti hakkında çok şey yazıldı. İngiltere’nin yeni dünya düzeninde üstlenebileceği roller, İran savaşının yarattığı ABD-İngiltere geriliminin nasıl dengeleneceği, “Özel İlişki”nin Trump sonrası dönemde nasıl sürdürüleceği… Bunların hepsi yerinde sorular. Ancak daha temel bir mesele çoğu analizde geri planda kaldı: İngiltere’nin bu rolleri üstlenmesini sağlayacak stratejik ortaklıklar gerçekten işliyor mu?

Charles, 28 Nisan’da Kongre kürsüsünden “vazgeçilmez ortaklık” vurgusu yaptı. Aynı gün Londra’da yayımlanan Avam Kamarası Savunma Komitesi raporu ise çok daha temkinliydi. Rapor, AUKUS’un siyasi sahiplenmesinin zayıfladığını, uygulamada gecikmeler yaşandığını ve mevcut gidişatın sürmesi halinde ortaklığın hedeflerinden sapabileceğini belirtiyordu. Bu iki metin, aynı gerçekliğin iki farklı anlatımıydı.


AUKUS nedir, neden önemli?

AUKUS, 2021 yılında Avustralya, ABD ve İngiltere arasında kurulan üçlü bir güvenlik ve teknoloji ortaklığıdır. Basit bir savunma anlaşmasının ötesinde, bu yapı aslında Çin’in yükselişine karşı Batı ittifakının Hint-Pasifik’te kurmaya çalıştığı yeni güvenlik mimarisinin parçası olarak görülüyor.

Ortaklığın iki temel ayağı bulunuyor. Birincisi, Avustralya’nın nükleer tahrikli denizaltı edinmesi. Bu, Avustralya donanmasının menzilini ve caydırıcılığını ciddi biçimde artırmayı hedefliyor. Nükleer tahrik, denizaltıların yüzeye çıkmadan çok daha uzun süre görev yapabilmesi anlamına geliyor; bu da özellikle Çin’in yoğunlaştığı Güney Çin Denizi gibi bölgelerde kritik bir avantaj.

İkinci ayak ise daha az görünür ama uzun vadede daha belirleyici: yapay zeka, siber güvenlik, kuantum teknolojileri, hipersonik sistemler ve otonom platformlar gibi alanlarda üç ülkenin birlikte teknoloji geliştirmesi. Bu bölüm “Pillar 2” olarak adlandırılıyor ve aslında AUKUS’un gelecekteki askeri üstünlük iddiasının merkezinde yer alıyor.

Kağıt üzerinde bu yapı oldukça iddialı. Ancak uygulamada ortaya çıkan tablo daha karmaşık.


Söylemin ağırlığı, teslimata yetmiyor

Denizaltı ayağında temel sorun üretim kapasitesi. ABD’nin kendi donanması için bile yeterli sayıda nükleer denizaltı üretemediği biliniyor. Bu koşullarda Avustralya’ya Virginia sınıfı denizaltı transferi planı ciddi bir baskı yaratıyor. ABD tersanelerinin mevcut kapasitesi, hem kendi ihtiyaçlarını hem de AUKUS yükümlülüklerini aynı anda karşılamakta zorlanıyor.

İngiltere tarafında da tablo çok farklı değil. Barrow ve Plymouth tersanelerinin modernizasyonu sürüyor ancak henüz hedeflenen üretim hızına ulaşılmış değil. Bu durum, İngiltere’nin ortaklığa somut katkısının zamanlamasını belirsiz hale getiriyor.

Teknoloji paylaşımı ise ayrı bir sorun alanı. ABD, 2025 sonunda AUKUS ortaklarını bazı ihracat kontrol rejimlerinden muaf tutan bir düzenleme yaptı. Bu adım, ortaklık açısından kritik bir eşik olarak sunuldu. Ancak uygulamada “Dışlanan Teknolojiler Listesi”nin kapsamı oldukça geniş tutuldu. Hipersonik sistemler ve bazı gelişmiş otonom platformlar gibi kilit alanlar bu muafiyetin dışında kaldı.

Bu da şu anlama geliyor: Ortaklık var, niyet var, ancak en kritik teknolojilerin paylaşımı hâlâ sınırlı.


Anglo-Sakson kulübü içinde sınırlar

AUKUS çoğu zaman “Anglo-Sakson güvenlik ekseni” olarak tanımlanıyor. Ortak dil, benzer askeri doktrinler ve uzun süredir devam eden istihbarat işbirliği bu yapıyı kolaylaştıran unsurlar. Ancak mevcut sorunlar, bu kültürel ve kurumsal yakınlığın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

İngiltere’nin Hint-Pasifik’teki askeri varlığı sınırlı. ABD ise hem askeri hem endüstriyel kapasitenin ana taşıyıcısı. Avustralya ise coğrafi olarak merkezde. Bu yapı içinde İngiltere’nin rolü büyük ölçüde teknoloji üretimi ve katkısına dayanıyor. Ancak teknoloji paylaşımı geciktiğinde veya sınırlı kaldığında, İngiltere’nin sistem içindeki ağırlığı da sorgulanır hale geliyor.


Türkiye ekseni: daha hızlı, daha pragmatik

Bu tablo içinde İngiltere’nin Türkiye ile 2026’da imzaladığı Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi farklı bir örnek sunuyor. Bu anlaşma, daha dar kapsamlı ama daha hızlı işleyen bir model ortaya koyuyor. Savunma sanayii işbirliği belirli alanlara odaklanıyor: uçak motorları, insansız sistemler ve teknoloji transferi.
AUKUS’taki gibi karmaşık ihracat kontrolleri, uzun teslimat takvimleri veya büyük ölçekli endüstriyel darboğazlar burada daha sınırlı. Bu da işbirliğini daha esnek ve sonuç odaklı hale getiriyor.

Türkiye açısından bu ilişki, Batı ile bağları çeşitlendirme imkanı sunuyor. İngiltere açısından ise Ankara üzerinden Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya’ya erişim sağlıyor. İlişki tam anlamıyla eşit değil, ancak karşılıklı çıkar üretme kapasitesi yüksek.


Söz mü, eylem mi?

Charles’ın Kongre’de yaptığı konuşmada Lincoln’dan yaptığı alıntı dikkat çekiciydi: “Dünya ne söylediğimizi pek not etmez, ama ne yaptığımızı asla unutmaz.”
AUKUS tartışması tam da bu noktada düğümleniyor. İngiltere’nin “vazgeçilmez ortak” olup olmadığı, söylemlerden çok somut göstergelerle belirlenecek: tersane kapasitesi, teknoloji transferinin kapsamı, Pillar 2 projelerinin gerçek çıktıları.

Bugünkü tablo, bu sınavın henüz geçilmediğini gösteriyor. AUKUS hâlâ potansiyel olarak güçlü bir mimari. Ancak potansiyelin stratejik etkiye dönüşmesi, yalnızca siyasi iradeye değil, aynı zamanda endüstriyel kapasite ve bürokratik uyuma bağlı. Bu unsurlar arasındaki boşluk kapanmadığı sürece, “vazgeçilmez ortaklık” söylemi güçlü kalabilir; fakat sahadaki karşılığı sınırlı olmaya devam edebilir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU