Çanlar Küba için çalıyor (1): Barbarlar ve Solucanlar

Özgür Uyanık Independent Türkçe için yazdı

Havana’da 2 Mayıs’ta, devlet işletmesi bir bakkalda bir adam, arka planda çerçeveli Fidel Castro fotoğrafı bulunurken, “libreta” olarak bilinen karne defterini gösteriyor / Fotoğraf: AP

27 Şubat 2002’de Küba başkenti Havana’da bir yolcu otobüsünü ele geçiren 21 kişi Meksika elçiliğine dalarak toplu iltica girişiminde bulundu.

Birkaç saat sonra askeri bir cipte, her zamanki askeri kamuflajıyla Fidel Castro’nun geldiği kameralara yansıdı. 

Bu sırada artık akşam olmuştu. Kamera ışıkları devrim liderinin gözünü alıyordu. 

Fidel, arabadan inerken kaygılı bir ihtiyar tonunda; her şeyden habersiz, meraklı sıradan bir vatandaş tavrında söylendi:

Que está pasando acá?
(Ne oluyor burada?) 


O anda arabalar, askerlerin telaşlı koşturmaları ve meraklı halk arasında bir kadın belirdi. 

Kafasında bigudileri ve ayağında terlikleriyle, evinde televizyon izlerken kocasına laf yetiştiriyor gibi konuştu:

No sé qué es eso Fidel son Gusanos!
(Bilmiyorum ki Fidel bunlar “Solucan”).


Ancak Brechtvari bir tiyatro eserinde rastlanılacak türden bu sahne sadece Küba’ya özgündür…

“Gusano”, yani solucan tabirini Fidel Castro, 1962 Nisanında politik bir kavrama dönüştürmüştü.

Batista döneminde, Fidelist hareket için sığır yiyen anlamında, vahşilikle eş bir kavram olan “Comevacas” kullanılıyordu. 

Fidel, Florida’daki NASA üssünden kalkıp Küba’nın Doğu eyaletine düşen bir füze, bir sığırı öldürünce kavramı biraz değiştirip –bu defa ABD için- “Matavacas” (Sığır öldüren) olarak yeniden kullanıma sokmuştu.

Fakat bu kavramların hiçbiri “gusano” kadar popüler olmadı. 

Kavram, Giron Sahili İstilası ve Escambray’da rejim karşıtı büyük bir silahlı hareketle mücadele etmek zorunda kalan Fidel’in bir konuşmasında, ülkedeki karşı devrimcilerin temizlenmesi anlamında “ağacı tüm solucanlar dökülene kadar sallamak” gerektiği söylevinden türedi. 

İşin ilginci, rejim karşıtları da solucan benzetmesine sahip çıktılar.

Öyle ki, Havana’da o dönem rejim karşıtları kendilerini solucan figürlü anahtarlıklarla sembolize ediyordu.

Daha sonra bu kavram, ülkeyi terk edenler için de kullanılmak üzere genişletildi. 

Zira Kübalıların seyahat ederken kullandığı katlanabilir kanvas valizlere de –bir solucan gibi bükülebildiği için- “Gusano” deniyor.

(İlk zamanlar ülkeyi terk edenlerin sadece bu valizi yanlarına almalarına izin veriliyordu.)

1970’lerin sonuna doğru ABD’ye göçmüş olanlar yeniden Küba’yı ziyaret etmeye başladıklarında, kavram sadece teröristler için kullanılmak üzere daralmıştı. 

Ama kısa süre sonra “Mariel” gibi kitlesel göç hareketleri başlayınca Maimi’dekilerin hepsi için “Gusanos” denilmeye başlandı.

Ülkesini 1990’ların ortasında terk etmiş Kübalı mizahçı Enrique Del Risco (kısaca “Enrisco”); “her şeye isim veren barbarlar bunlar, böylece gerçeklik başka bir şeye benziyor ve gerçekliği şekillendiriyorlar" diyor.

Her iktidar ve egemen sınıf “gerçekliğe” şekil verir -ki una basitçe “soyutlama” diyoruz-.

Okullar, üniversiteler, mabetler, festivaller, bienaller, reklamlar, film ve müzik endüstrileri, diziler hep bu işe yarar.

Küba’nın sorunu bu soyutlamayı yapacak araçların herhangi bir kapitalist toplumdaki kadar çeşitli olmaması ve sadece disipline dayanması. 

Bu yüzden aslında Enrisco, Küba’da gerçeğin şekillendirilmesinden değil daha çok bunun “barbarca” yapılmasından rahatsız.
 

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

 

“Sosyalist barbarlıkta” başarılamayan şey; iş kazalarında ölen çocuklar ya da kanser olana kadar çalışıp, hastane kapısında sürünenlerin bir istatistik haline getirilememesidir.

(Ama herhangi bir Kübalı muhalif bunu tartışmak istemez.)

Miami sürgünü ve muhalif gazeteci Norberto Fuentes ise Küba’da “devrimin barbarlarını” şu sözlerle anlatıyor:

19 yaşında bir gençken Escambray Dağları'nda, kuzey Las Villas'a doğru tozlu bir köy yolunda yürürken. Birdenbire, 'Bir Zamanlar Batıda' filmindekiyle aynı olan bir çiftliğin kemerini gördüm. 

Yeşil bereleriyle ayırt edilen bir grup (karşı devrimci çetelere karşı savaşan) LCB muhafızı, Zapatistalar gibi göğüslerine asılı kemerlerle ve kucaklarında II. Dünya Savaşının Sovyet makineli tüfekleriyle bir duvarda oturuyordu.

‘Vay anasını, işte bu benim kaderim. Bu dünyada bir daha asla olmayacak,’ dedim kendi kendime. 

Berlin'i ele geçiren silahlar, Küba ormanında, on ya da on iki günlük kuşatmanın ardından korkunç, tozlu, yıkanmamış ve pis kokan bazı köylülerin elindeydi. Bu benim için akıl almazdı.

 

Enrisco için “barbarlar” gazeteci-yazar Norberto Fuentes için kahramandılar…

İspanya’da yaşamını sürdüren Kübalı mizahçı Enrisco, 1990’larda Sovyetlerin yıkılışı sonrası Küba’daki derin krizi (Período Especial*) anlattığı bir röportajında şöyle diyor:

Sosyalist kelimesi her yerdeydi. Sürekli çıkan sızıntıları tıkamak için kullanılan bir metal levha gibi. Sosyalist demokrasi, sosyalist ekonomi, sosyalist kültürden bahsediyorlardı, ama -ilginç bir şekilde- hiçbir lider sosyalist açlıktan bahsetmedi, oysa durum tam olarak buydu.


Dünya gerçekten yuvarlak ve ne kadar birbirimize benziyoruz: 

Kimse dünyanın bu tarafında kapitalist açlıktan bahsetmiyor ama uzun yıllardır özgürlük, demokrasi, din, millet, serbest piyasa (ve şimdi göçmenler) sistemin sızıntılarını tıkayan levha işlevini görüyor…

Tutarsızlığına rağmen Enrisco’nun asıl söylemek istediği şeyi anlıyorum ve tersten bir yorum getiriyorum:

Nasıl ki bir ihtiyacın yoksunluğu ideolojiyle giderilemezse, hayatı bir dizi direnme eylemine indirgeyen propaganda da sosyalizme ikame edilemez. 

Ancak şunu görmek gerek; en azından, 1990’lardan bu yana “sosyalist etik” Küba’da halk için kısıtlamalardan ibaret gibi görünüyor:

Kıtlık dönemlerinde az yemek, normal dönemlerde kendin için azını istemek ve ülkeni savunmak için dünya ile arana bir duvar örmek.
 

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

 

Küba artık yaşanabilir bir alan değil, sadece sonsuz bir direniş siperidir. 

Sanki Sosyalist Küba, sakinlerinin acılarına, arzularına ve görüşlerine kayıtsız, geçmiş ütopyaların bir tema parkı olmaya mahkum edilmiş gibi…

Açlık Küba’ya, tam da Sovyetler Birliği ile temsil edilen daha iyi bir dünya umudunun çöküşüyle birlikte geldi.

Küba, 1991’e kadar varlığını sürdüren ve COMECON olarak bilinen Sosyalist ülkelerin ekonomik işbirliği konseyinin bir üyesiydi.

Özellikle petrokimya, makine, hammadde ve çelik gibi Küba’nın dışa bağımlı olduğu temel ihtiyaçları COMECON üzerinden karşılanıyordu.

Sovyetler Birliğinin çöküşü ile bu destekten yoksun ve daha da sıkılaşan ABD ablukasıyla baş başa kaldı. 

Hiçbir sosyal proje, yeterli maddi temel olmadan, süresiz olarak kendini devam ettiremez. 

Sovyet Bloğunun çöküşü, Küba’da sürdürülebilir bir sosyalist modelin maddi temelden yoksun olduğunu açıkça ortaya koydu.

Zira 1990’da ilan edilen “Olağanüstü Dönem” günümüze dek sürdü ve bugün çok daha derin biçimde yaşanıyor.

1990’larda halen bir orta sınıf vardı ve yoksulluk eşit olarak paylaşılan bir şeydi.

2000’lerin ortalarından bu yana gerçekleştirilen kapitalist ekonomiye geçiş reformları, toplumun ticaret ve turizmle uğraşan kesiminde sermaye birikimi sağlarken, geri kalanını kesin bir sefalete sürükledi. 
 

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

 

Örneğin, Miami’deki akrabasından 100 USD bile olsun döviz desteği olan ile hiçbir geliri olmayan Kübalılar arasındaki fark yoksulluğun derecelendirmesiyle açıklanamaz.

Devrimden bu yana geçen 67 yılda Havana’da “solucan” kalmadı ama ağaçta meyve de yok.

Artık sistem kahraman üretmiyor; Fuentes’in savaşçı köylüleri tükendi: Elitler ailelerden bürokrasiye ağacın her yerini kurtlar sarmış. 

 

 

*”Período Especial” her ne kadar Türkçe’ye “Özel Dönem” olarak çevrilse de aslında benzersiz bir olumsuzluk anlamında “Olağanüstü Dönem”i ifade etmektedir.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU