İran barış sonrası yeni savaşa hazırlanıyor

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

İran’da bugün asıl mesele savaşın bitip bitmeyeceği değil, savaş sonrasının nasıl yönetileceği. Çünkü Tahran açısından olası bir ateşkes, rahatlama döneminin başlangıcı anlamına gelmeyebilir. Tam tersine, savaş boyunca ertelenen ekonomik ve toplumsal sorunların yeniden görünür hale geldiği daha kırılgan bir sürecin kapısını aralayabilir.

Bu nedenle İran yönetimi diplomatik temasları sürdürürken aynı anda yeni bir çatışma dönemine hazırlanıyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf tarafından dün (6 Mayıs 2026) yayımlanan son sesli mesaj da tam olarak bu hazırlığın işaretiydi. Konuşma ilk bakışta ulusal birlik çağrısı gibi görünse de asıl amacı toplumu uzun süreli baskı ve belirsizlik dönemine psikolojik olarak adapte etmekti.

Son haftalarda İslamabat merkezli diplomatik temasların yoğunlaşması, bölgede kontrollü bir ateşkes ihtimalini gündeme taşıdı. Batılı başkentlerde “gerilim düşüyor” yorumları yapılırken Kalibaf’ın dili farklı bir tablo çizdi. Çünkü konuşmanın merkezinde normalleşme değil, dayanıklılık var.

İran yönetimi artık kısa süreli kriz mantığıyla hareket etmiyor. Devlet, ekonomik baskının, güvenlik tehditlerinin ve toplumsal gerilimlerin uzun yıllar sürebileceği varsayımıyla yeni bir düzen kurmaya çalışıyor.


Ateşkes sonrası asıl kriz

İran ekonomisinin mevcut durumu zaten ağır bir baskı altında. Temel gıda fiyatlarındaki sert artış, döviz krizinin derinleşmesi, konut maliyetlerinin yükselmesi ve dış ticarette yaşanan daralma toplum üzerindeki yükü büyütüyor. Deniz ablukası ve yaptırımlar nedeniyle petrol gelirlerinin düşmesi, devletin hareket alanını daha da daraltıyor.  

Savaş sürdüğü sürece bu tablo “direnişin maliyeti” söylemiyle yönetilebiliyor. Güvenlik tehdidi ekonomik öfkenin önüne geçiyor. Ancak çatışma temposu düştüğünde toplumun öncelikleri değişmeye başlayacak. İnsanlar günlük hayatlarına, gelir kayıplarına ve yaşam standartlarına odaklanacak.

İran yönetiminin temel problemi burada ortaya çıkıyor. Çünkü ateşkes ihtimali ekonomik rahatlama anlamına gelmeyecek. Devletin önceliği toplumsal refahı artırmak değil, askeri kapasiteyi yeniden inşa etmek olacak.

Yıllardır oluşturulan füze stokları, mühimmat depoları ve bölgesel vekil ağları savaş sürecinde ciddi ölçüde tüketildi.

Tahran yönetimi şimdi bunları yeniden kurmak zorunda olduğunu düşünüyor. İran açısından caydırıcılık kapasitesinin zayıflaması, gelecekte daha büyük bir güvenlik riski anlamına geliyor.

Bu nedenle ekonomide oluşabilecek sınırlı kaynakların önemli bölümü yeniden silahlanmaya ayrılacak. Devlet, savunma üretimini artırmaya, füze kapasitesini yenilemeye ve güvenlik altyapısını güçlendirmeye çalışacak. Toplum ise aynı anda hayat pahalığıyla yaşamaya devam edecek.

Ortaya çıkan tablo bir çelişki yaratıyor: Halk ekonomik normalleşme beklerken devlet savaş ekonomisini sürdürmek isteyecek.


Besiç modeli ve askerileşen toplum

Kalibaf’ın konuşmasında öne çıkan en önemli başlıklardan biri Besic güçlerine verilen yeni rol oldu. Besiç artık klasik güvenlik yapılanmasının ötesinde, mahalle ölçeğinde toplumu yöneten yarı sosyal bir mekanizmaya dönüşüyor.  

Konuşmada milis güçlerinin halkın gündelik sorunlarını takip etmesi, yardım organizasyonlarını yürütmesi ve yerel huzursuzlukları kontrol altında tutması gerektiği vurgulandı. Bu yaklaşım İran’ın geleceğe dair güvenlik anlayışını gösteriyor.

Devlet artık sadece dış tehditlere odaklanmıyor. İçeride oluşabilecek sosyal öfke de güvenlik sorunu olarak görülüyor. Ekonomik kriz derinleşirken bireysel hayat üzerindeki baskının sürmesi, özellikle genç nüfus içinde yeni huzursuzluk alanları yaratabilir.

Bu nedenle güvenlik aygıtı günlük hayatın içine daha fazla yerleşiyor. Mahalleler, camiler ve yardım ağları aynı zamanda birer denetim alanına dönüşüyor. Sosyal yardım ile güvenlik mekanizması iç içe geçiyor.

Bu model kısa vadede devletin kontrol kapasitesini artırabilir. Ancak uzun vadede daha askerileşmiş bir toplum yapısı ortaya çıkarma riski taşıyor. Sürekli tehdit söylemiyle yaşayan toplumlarda olağanüstü hâl düzeni kalıcı hale gelebiliyor.

Kalibaf’ın mesajındaki psikolojik ton da bu nedenle dikkat çekici. Konuşma, topluma “zor dönem geçici değil” mesajı veriyor. Fedakârlık ve yoksunluk, olağanüstü bir dönemin istisnası gibi değil, yeni düzenin doğal parçası gibi sunuluyor.  


Psikolojik hazırlık dönemi

Kalibaf’ın “tasarruf füzesi” ifadesi bu stratejinin en net örneklerinden biri. Harcamalarını kısmak zorunda kalan vatandaşın yaşadığı ekonomik baskı, milli direnişin parçası olarak yeniden tanımlanıyor. Böylece yoksunluk, başarısızlık göstergesi olmaktan çıkarılıp fedakârlık sembolüne dönüştürülüyor. Bu dil aynı zamanda başka bir işlev görüyor: Her türlü ekonomik çöküşün sorumluluğunu dış güçlere yıkarak iç yönetimin yapısal açmazlarını görünmez kılıyor.

Bu yaklaşımın temel amacı toplumu kriz koşullarına alıştırmak. İran yönetimi ekonomik sorunların kısa sürede çözülemeyeceğini biliyor. Bu nedenle beklentileri aşağı çekmeye çalışıyor. Devletin verdiği mesaj açık: Mevcut baskılar sürecek, güvenlik tehdidi devam edecek ve toplum uzun bir mücadele dönemine hazırlanmalı.

Kalibaf gibi bir figürün öne çıkarılması da bu yüzden önemli. İran siyasetinde hem güvenlik bürokrasisiyle hem muhafazakâr çevrelerle hem de devlet kurumlarıyla ilişki kurabilen isimlerden biri olarak görülüyor. Mesajın toplumun farklı kesimlerine aynı anda ulaşması hedefleniyor.

Konuşma yalnızca rejim tabanına hitap etmiyor. Orta sınıfa, savaş yorgunu kesimlere, diasporaya ve ekonomik baskı altında yaşayan geniş toplumsal gruplara aynı anda sesleniyor. Ana fikir ise değişmiyor: İran uzun süreli bir gerilim dönemine hazırlanıyor.

Bu nedenle bugün İran’da yaşanan süreç bir normalleşme hazırlığından çok kontrollü bir güvenlik düzenine geçiş olarak okunabilir. Ateşkes ihtimali masada olsa bile devletin zihniyeti barış ekonomisine değil, kalıcı tehdit ortamına göre şekilleniyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU