Eğitim teknolojilerinde yeni dönem: Hızdan derinliğe, teknolojiden insana

Prof. Dr. Levent Eraslan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Giriş


Pandemi süreci, eğitim teknolojileri dünyasında "hormonlu büyüme" olarak tarif edebileceğimiz, yapısal temelleri tam oturmamış devasa bir genişlemeye neden oldu. Dijitalleşmenin sunduğu hız ve erişilebilirlik, o dönemde bir kurtarıcı gibi görünse de; bugün bu kontrolsüz büyümenin yerini daha gerçekçi, daha sürdürülebilir ve etik değerlerin ön planda olduğu bir döneme bıraktığını görüyoruz. Sektör artık sadece "kaç kişiye ulaştığı" ile değil, ulaştığı kişide "nasıl bir dönüşüm yarattığı" ile sınanıyor.

Özellikle dil öğrenimi gibi sabır, süreklilik ve yüksek motivasyon gerektiren alanlarda, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını acı tecrübelerle öğrendik. Bizim savunduğumuz; teknolojiyi amaç değil, insan etkileşimini güçlendiren bir araç olarak konumlandırma stratejisi, bugün küresel EdTech ekosisteminin de ana gündemi haline gelmiş durumda. Bu yeni dönemin kodlarını, EnglishCentral’ın küresel vizyonunu yöneten dijital girişimci Kağan Cihangiroğlu ile ele aldık.

Pandemi sonrası dönemde uzaktan eğitime olan talep düşerken, eğitim teknolojileri şirketleri sürdürülebilir büyümeyi nasıl sağlayabilir? Bu noktada en büyük kriz sizce talep daralması mı yoksa güven kaybı mı?

Pandemi, uzaktan eğitim konseptini hayatımıza çok hızlı soktu ve şirketlerin beklemedikleri operasyonel ölçeklere ulaşmalarını sağladı. Ancak bu "hormonlu" büyüme dönemi geride kaldı. Bugün yaşadığımız tabloyu hem talep daralması hem de yatırımcı güvenindeki azalma birlikte oluşturuyor.

Eğitim teknolojileri sektörü, diğer teknoloji odaklı alanlara kıyasla çok hızlı hareket etmeye uygun değildir; çünkü ürünün merkezinde insan vardır. Eğitim, doğası gereği insan odaklı ve duygusal bir alandır. Bu nedenle, teknoloji dünyasının alışık olduğu agresif ölçeklenme dinamikleri burada her zaman karşılık bulmaz. Bu süreçte ayrışan ve sürdürülebilir büyümeye odaklanan şirketler, daha muhafazakar ve sağlam adımlar atanlar olacaktır.

Dil öğretiminde dijitalleşme hızla artarken, kullanıcıların motivasyon ve devamlılık sorunları ciddi bir kriz alanı oluşturuyor. EnglishCentral olarak bu “tamamlama oranı” krizini aşmak için hangi stratejileri geliştiriyorsunuz?

Dil öğrenimi yüksek düzeyde kişisel motivasyon gerektirir ve özellikle başlangıç aşamalarında süreci bırakma eğilimi yaygındır. Biz bu zorluğu aşmak için öğrenme yolunu somutlaştırıyoruz. Dil kazanımını büyük ölçüde kelime edinimi olarak ele alıyor ve İngilizce kelimeleri kullanım sıklıklarına göre kategorize ederek süreci erişilebilir aşamalara bölüyoruz.

Bunun yanı sıra, "otantik medya" dediğimiz geniş video içerik havuzumuzla kullanıcıyı dilin doğal bağlamıyla buluşturuyoruz. Ancak en kritik nokta; sadece teknolojiye değil, insan etkileşimine de dayanmamızdır. Yapay zeka destekli asistanlarımızı gerçek öğretmen etkileşimiyle birleştirerek hibrit bir model sunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki; çocuklar ve yetişkinler kuralları değil, kurdukları bağı takip ederler.

Eğitim teknolojilerine yapılan yatırımlar son yıllarda dalgalı bir seyir izliyor. Yatırımcıların geri çekildiği dönemlerde, EdTech girişimlerinin ayakta kalabilmesi için nasıl bir finansal ve operasyonel model önerirsiniz?

Sektör şu an bir "ayı piyasası" içinde. Pandemi dönemindeki yatırımcı iştahı yerini temkinli bir bekleyişe bıraktı. Bu koşullar altında girişimlerin öncelikle finansal olarak kendi kendine yetebilen bir yapı kurmaları gerekiyor. Nakit akışının dengeli yönetilmesi ve dış yatırım beklentilerinin sınırlı tutulması kritik önem taşıyor.

Operasyonel olarak ise ürün geliştirme maliyetleri düşerken müşteri kazanım maliyetlerinin arttığını görüyoruz. Bu nedenle EdTech girişimlerinin pazara giriş stratejilerini doğrudan bireysel kullanıcı yerine okullar ve kurumlar üzerinden kurgulamaları, daha sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır.

Yapay zekâ destekli dil öğrenme araçlarının yaygınlaşması, klasik online eğitim platformları için bir tehdit mi yoksa fırsat mı? Bu dönüşümün yaratabileceği krizleri nasıl yönetmeyi planlıyorsunuz?

Bu durum hem bir tehdit hem de önemli bir fırsat. Yapay zeka bilgiye erişimi kolaylaştırdı ancak beraberinde öğrenme sürecinin aşırı mekanikleşmesi ve insan iletişiminin geri planda kalması riskini getirdi.

Doğru yaklaşımı benimseyen şirketler için fırsat tam da burada yatıyor: Yapay zekayı çok düşük maliyetlerle kaliteli içerik üretmek ve deneyimi kişiselleştirmek için kullanırken, sürece insan unsurunu ekleyerek eğitimi "anlamlı" kılmak. Biz yapay zekayı bir asistan olarak konumluyoruz; ancak gerçek bir öğretmenle kurulan doğal ve insani bağı koruyarak daha dengeli ve etkili bir öğrenme deneyimi sunuyoruz.

Dijital eğitimde kalite standardizasyonu ve ölçme-değerlendirme hâlâ önemli bir problem alanı. Özellikle uluslararası rekabette, Türk EdTech girişimlerinin bu güven krizini aşabilmesi için hangi adımlar atılmalı?

Kalite standartlarının mutlaka ücretli onay süreçlerine bağlı olması gerektiğine inanmıyorum. İnsan odaklı planlama yapan her kurumun zaten doğal bir kalite iddiası vardır. Türkiye’de bu alanda MEB ve ODTÜ Teknokent iş birliğiyle kurulan *ETKİM* gibi yapılar çok kritik bir rol üstleniyor.

Kamu otoritesinin uzman kadroları ile girişimcilerin çevikliğinin bu tür ekosistemlerde buluşması, girişimlerimizin daha kurulduğu andan itibaren belirli eğitim standartları çerçevesinde şekillenmesini sağlıyor. Bu tür yapılar yaygınlaştıkça, Türkiye’den çıkan girişimlerin uluslararası pazarda kalite veya güven sorunu yaşamayacağını, aksine güçlü bir konum elde edeceğini düşünüyorum.

Sonuç

küresel ölçekte önemli bir dijital dil platformunu yöneten ve değerli işler yapan Kağan Cihangiroğlu ile yaptığımız bu mülakatın özeti bize şunu söylüyor: Eğitim teknolojilerinde "yasaklayan veya sadece sunan" "rehberlik eden ve bilinç kazandıran" bir modele geçiyoruz. Yeni dönem; hızdan çok derinliğin, teknolojiden çok insanın, tüketmekten çok üretmenin konuşulacağı bir dönem olacak. Teknolojiyi yöneten ama "insan" kalmayı başaran girişimler, bu yeni çağın gerçek kazananları olacaktır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU