Dünyada yanlış yola girmiş liderler, tarih boyunca halklarına ve tüm insanlığa ağır faturalar ödetti. Bugün de aynı sorunla karşı karşıyayız: Benjamin Netanyahu, Donald Trump, Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları (IRGC). Bu isimlerin tercihleri, Venezuela’dan İran’a uzanan hegemonik zincirde diplomasiyi ikinci plana atıp askeri gücü ön plana çıkardı. Sonuç, her iki tarafın da büyük hatalar yaptığı bir savaş ve trilyonlarca dolarlık küresel ekonomik zarar oldu.
Neden bu süreç yaşandı?
Bu çatışma, ideolojik körlük, kısa vadeli güç hesapları ve diplomasiden uzaklaşmanın ürünüdür. ABD tarafında “hegemonyayı ucuza restore etme” arzusu hâkimdi. 2025 sonunda Venezuela’da Nicolás Maduro rejimini devirerek petrol kaynaklarını kontrol altına alan Washington, hemen ardından İran’ı hedef aldı. Amaç nettir: Enerji rotalarını, özellikle Hürmüz Boğazı’nı denetim altına almak, “direniş ekseni”ni kırmak ve küresel üstünlüğünü pekiştirmek.
İran tarafında ise “şeytan ABD-İsrail” retoriği ve katı direniş ideolojisi öne çıktı. Esnek diplomasi yerine diklenmeyi tercih eden Tahran, nükleer program ve bölgesel nüfuz konularında taviz vermedi. Hamaney ve IRGC’nin “diz çökmeyiz” çizgisi, somut müzakere fırsatlarını kaçırdı. Netanyahu’nun siyasi hayatta kalma stratejisi ile Trump’ın maksimalist “America First” yaklaşımı da ateşi körükledi. Diplomasi kanalları (Umman, Pakistan, Cenevre görüşmeleri) tıkandı ve 28 Şubat 2026’da “Operation Epic Fury” ile geniş çaplı hava harekâtı başladı.
Savaşın dünyaya, ticarete ve ekonomiye yansıması
Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya ciddi şekilde daralması, küresel enerji ticaretini felç etti. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik noktanın tıkanmasıyla petrol fiyatları kısa sürede yüzde 50-80 oranında yükseldi. Etkileri ise şöyle özetlenebilir:
- Küresel enflasyon ve stagflasyon riski: Avrupa ve Asya’da enerji maliyetleri patladı, sanayi üretimi yavaşladı, gıda ve taşımacılık fiyatları fırladı.
- Deniz ticareti darbe aldı: Tanker sigorta primleri katlandı, alternatif rotalar (Ümit Burnu gibi) maliyetleri yüzde 30-40 artırdı. Kızıldeniz’deki mevcut sorunlarla birleşince tedarik zincirleri ciddi aksamalar yaşadı.
- Gelişmekte olan ülkeler en ağır bedeli ödedi: Türkiye, Pakistan, Hindistan, Mısır gibi petrol ithalatçısı ülkelerde döviz krizi derinleşti, ithalat faturaları şişti, yoksulluk ve işsizlik arttı.
- Petrol ithalatçıları (Çin, Japonya, Avrupa Birliği) rezervlerini eritti, bütçe açıkları büyüdü. ABD bile kendi shale oil üretimine rağmen yüksek benzin fiyatlarıyla iç piyasada siyasi maliyet ödedi.
Kısa vadede Rusya ve bazı OPEC+ ülkeleri yüksek fiyatlardan yararlandıysa da, küresel durgunluk onların da ihracatını vurdu. Neticede trilyonlarca dolarlık servet kaybı yaşandı ve savaşın “kısa ve sınırlı” kalacağı hesabı tamamen tutmadı.
Her iki tarafın hataları
ABD’nin hegemonik stratejisi:
Venezuela’dan İran’a hızlı geçiş, “düşük maliyetli hegemonya” planının parçasıydı. Nükleer tesisler, füze rampaları ve yönetim hedefleri vuruldu. Ancak beklenmedik maliyet (petrol şoku, müttefik tepkileri, iç kamuoyu baskısı) Washington’u hızla diplomasiye ve ateşkes arayışına yöneltti.
İran’ın katı duruşu:
Tahran, baştan “diyaloğa açık” bir imaj çizmek ve nükleer ile Hürmüz konusunda somut teklifler sunmak yerine inatçı bir yol izledi. Bu yaklaşım ülkeyi altyapı yıkımı, ekonomik çöküş ve ağır insan kaybına sürükledi. Bugün “direniş” imajı korunuyor olsa da somut kazanç sınırlı kaldı.
Lider sorunu ve ödetilen faturalar
- Binyamin Netanyahu: Gazze ve Lübnan operasyonlarını uzatarak İsrail’i derin kutuplaşmaya, binlerce kayba ve uluslararası izolasyona itti. Uzun vadeli güvenlik yerine kısa vadeli siyasi çıkar ön planda tutuldu. İsrail yayılmacı oldu, insanlığı derinden karşısına aldı. Sadece Gazze’de 75 bin kadar sivil öldü. Bölge istikrarsızlık içine girdi.
- Donald Trump: Hegemonik hamlelerle Amerikan vergi mükelleflerine yüksek maliyet, müttefiklerde güvensizlik ve iç bölünme yarattı. Müttefiklerine güvensizlik verdi.
- Ali Hamaney ve IRGC: “Direniş ekseni” ideolojisini körü körüne savunarak İran halkına en ağır faturayı ödetti: Yıkım, izolasyon ve genç nüfusun geleceksizliği.
Bu liderler, ideolojik körlük veya güç hırsıyla hareket ederek hem kendi halklarını hem de bölge ve dünya insanlarını büyük acıya sürükledi.
Savaş sonrası kimler “doğru” ve kazanan olabilir?
Klasik anlamda “kazanan” pek çıkmaz. Ancak görece avantaj sağlayanlar şöyle:
- Çin ve Rusya: Doğrudan savaşmadan enerji fiyatlarından ve rakiplerin zayıflamasından yararlandılar. Arabuluculuk veya sessiz destekle nüfuzlarını artırdılar.
- Bölgesel dengeli aktörler (Türkiye, Umman, Katar): Arabuluculuk ve ticaret fırsatlarıyla pozisyonlarını güçlendirdiler.
- Diplomasi ve uluslararası kurumlar: BM ve IAEA gibi mekanizmalar devreye girince “güç değil, kural” vurgusu öne çıktı.
- Gerçek kazanan: Esnek diplomasi ve akılcı liderlik. Hatalarını görüp masaya oturan, taviz verirken kozlarını koruyan taraf uzun vadede ayakta kalır.
Sonuç
Her iki taraf da hatalıydı. ABD hegemonik hırsla, İran katı direnişle hareket etti. Netanyahu, Trump, Hamaney ve IRGC gibi liderlerin yanlış tercihleri, halklara ve tüm dünyaya ağır insani, ekonomik ve ticari fatura ödetti. Bu acı deneyim, diplomasinin önemini ve sorumlu liderliğin gerekliliğini bir kez daha gösterdi.
Bölge ve dünya için en büyük umut, bu derslerden ders almak, kalıcı diyalog zemini oluşturmak ve gelecek nesillere daha sorumlu bir dünya bırakmaktır. Çünkü savaşlar genellikle üçüncü taraflara yarar; halklar ve akılcı aktörler ise ancak barış ve istikrarla kazanır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish