Bir sabah uyanıyorsunuz, cebinizdeki telefon, cüzdanınızdaki kart ve veri devleti sizi artık "siz" olarak tanımıyor. Banka uygulamanız 'eşleşme hatası' veriyor, hastane sırası size gelmiyor, emeklilik hakkınız kayboluyor. Suç işlemediniz, borçlanmadınız, sadece parmak iziniz algoritmada 'hata' verdi.
Bu bir bilim kurgu sahnesi değil. Hindistan’da 1.4 milyar insan üzerinde test edilen, şimdi ise 'modernleşme' adı altında Afrika’ya ihraç edilen tartışmalı bir dijital dönüşüm.
Aadhaar sistemi ile başlayan bu "barkodlama" süreci, verimlilik vaadiyle yola çıkıp dijital vatansızlığa nasıl dönüştü?
Hindistan: 1,4 Milyar İnsanlık Dev Bir Sosyal Deney
Hindistan’da hayata geçirilen Aadhaar, dünyanın en büyük biyometrik veri tabanı. Sistem, yolsuzluğu azaltma ve verimliliği artırma hedefiyle kuruldu ve başlangıçta somut sonuçlar verdi.
Devlet yardımlarını sömüren milyonlarca “hayalet” yararlanıcı sistemden çıkarıldı, milyarlarca dolarlık kayıp önlendi. Daha önce finansal sistemin dışında kalan milyonlarca kişi (özellikle kadınlar) ilk kez parmak iziyle banka hesabı açabildi. Bürokratik işlemler saniyelere indi, sahte evraklar büyük ölçüde ortadan kalktı.
Ancak kısa süre içinde tartışma başladı: Bu sistem gerçekten kapsayıcı mıydı, yoksa hata verdiğinde insanları tamamen sistem dışına mı itiyordu?
2021 itibarıyla Hindistan’da gıda yardımlarından emekli maaşlarına kadar 300’den fazla program bu kimlik doğrulama altyapısına bağlandı. Kimlik doğrulaması olmadan bu haklara erişim fiilen imkânsız hale geldi.
Sorun ise sistemin kusursuz işlememesiyle ortaya çıktı.
Jharkhand’da kullanıcıların yaklaşık yarısı, Rajasthan’da ise üçte birinden fazlası biyometrik eşleşme hatası yaşıyor. Bu kişiler, kendi verileriyle eşleşemedikleri için yardımlardan yararlanamıyor. Üstelik çoğu zaman neden dışlandıkları da kendilerine açıklanmıyor.
Teknoloji geliştikçe yeni engeller ortaya çıkıyor. Ve bu engeller en çok, zaten kırılgan olan grupları vuruyor: yaşlılar, gündelik işçiler, engelliler.
Batı’nın çifte standardı
Batı toplumlarında biyometrik verilerin merkezi bir veri tabanında toplanması ciddi bir politik tartışma konusu.
İngiltere’de 2006’da başlatılan Ulusal Kimlik Kartı projesi, sivil özgürlüklere aykırı bulunarak 2010’da tamamen iptal edildi ve toplanan veriler imha edildi. Avrupa Birliği’nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği düzenlemesi ise biyometrik verilerin merkezi şekilde toplanmasını ciddi biçimde sınırlandırıyor.
Batı tamamen vazgeçmiş değil. AB hâlâ Dijital Kimlik Cüzdanı üzerinde çalışıyor, ancak bunu zorunlu değil, gönüllü ve mahremiyet odaklı bir araç olarak konumlandırıyor.
Aynı temkinlilik, kendi sınırlarının ötesine gelince ortadan kalkıyor. ABD ve AB ülkeleri, göçmen merkezlerinde parmak izi, iris taraması ve yüz tanıma sistemlerini yaygın biçimde kullanıyor. AB fonlarıyla Afrika’da kurulan biyometrik veri tabanları ise çoğu zaman göç kontrolü amacıyla yasadışı göçmenleri tespit için tasarlanıyor.
Batı, kendi bahçesine duvar örerken başkasının bahçesini kameralarla donatıyor.
Yeni Dijital Sömürgecilik için Neden Afrika?
Batı'nın kendi topraklarında hukuki duvarlara çarptığı bu sistemler, şimdi "geleceğin kıtası" Afrika'da hızla yayılıyor. Yalnızca son birkaç yılda 14 Afrika ülkesi benzer biyometrik sistemleri hayata geçirdi ya da geçirme sürecine girdi. Ve bu süreçte bir tablo tekrar tekrar görülüyor: Önce teknoloji geliyor, sonra yasal güvenceler.
Finansmanın büyük bölümü dışarıdan. Dünya Bankası, Etiyopya'nın kimlik sistemine 350 milyon, Nijerya'nınkine 430 milyon dolar aktardı. Piyasa ise büyük ölçüde uluslararası şirketlerin elinde. Fildişi Sahili'nde Belçika firması Semlex kart başına yaklaşık 8,60 dolar alıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde ise proje henüz hayata geçirilmeden maliyet yaklaşık 400 milyon dolardan 1,2 milyar dolara ulaştı, yolsuzluk şüpheleri sözleşmelerin iptaline yol açtı.
Bu tablonun en çarpıcı boyutu, "kapsama" vaadinin nasıl "dışlama"ya dönüştüğü. Çünkü Afrika'da biyometrik kimlik alamayanların listesi, yardıma en muhtaç olanlardan oluşuyor: Hastalık veya ağır işçilik nedeniyle parmak izi silinmiş olanlar, görme engelliler, okuma yazma bilmeyenler, telefonu ya da elektriği olmayan kırsal nüfus.
Etiyopya'da Fayda sistemi, devlet hizmetleri, bankacılık ve mobil telefona erişimin ön koşulu haline getirildi. Milyonlarca engelli vatandaş sisteme giremiyor. Senegal'de 15 yaş üstü nüfusun yaklaşık yüzde 10'u, yani 1 milyondan fazla kişi kimlik kartı olmadığı için temel hizmetlere erişemiyor. Kenya'da ise mesele daha da derinleşiyor: Ülkede beş-altı nesil yaşamış, evliliklere karışmış Somali, Nubian ve Pemba topluluklarından insanlar, vatandaşlıkları sorgulandığı için dijital kimlik alamıyor; eğitime, sağlığa, oy kullanmaya erişimleri kesiliyor. Bu topluluklar kendi topraklarında yasal olarak görünmez ilan ediliyor.
Sudan ve Etiyopya'da ise daha karanlık bir boyut belgelenmeye başlandı: Etnik köken, soyadı, adres ya da din gibi veriler, devlet tarafından belirli grupları hedef almak için vekâleten kullanılıyor.
Distopya: “Dijital vatansızlık”
Bu sistemlerin en büyük riski veri sızıntısı değil. Asıl risk, bireyin devlet karşısında giderek daha kırılgan hale gelmesi.
Bir hata nedeniyle kimliğiniz doğrulanamazsa, banka hesabınıza, hastaneye, okula ya da oy sandığına erişiminiz kesilebilir. Devletin bir kişiyi susturması için artık fiziksel müdahaleye ihtiyacı yok, bir tıkla dijital kimliğini işlevsiz hale getirmesi yeterli. Kenya'daki insan hakları örgütleri bunu "tasarım yoluyla dışlama" olarak tanımlıyor.
2025 yılında Hindistan’da alınan bir kararla Aadhar altyapısı özel şirketlere açıldı. Sisteme kayıtlı insanların büyük bölümü, verdiği biyometrik verilerin aynı zamanda ticari ya da yapay zekâ sistemleri için kullanılabileceğinin farkında bile değil.
Bu model şimdi çok daha zayıf hukuki korumalarla Afrika’ya taşınıyor.
Yeni insan veri paketi
Artık mesele sadece bir "kimlik kartı" meselesi değil. Biyometrik verilerimiz ve yapay zekâ algoritmaları birleşerek bizi "yürüyen birer veri paketine" dönüştürüyor. Araştırmacılar, bu süreçte temel bir ilkenin hiçbir zaman gözetilmediğini vurguluyor: Zorunluluk değil, gönüllülük olmalı, verimlilikle birlikte gizlilik ve hesap verebilirlik sağlanmalı.
Hindistan'da test edilen "kimlik", Batı'da "tüketim profiline", Afrika'da ise henüz hukuki çerçevesi oturmamış ham bir “denetim” aracına dönüşüyor.
Bu sistemlerde kimlik bir hak değil. Birey, devlet müsaade ettiği sürece var. Müsaade geri aldığında ise sistem bireyi hiç tanımamış gibi davranıyor ve haklı çıkıyor, çünkü sistem tam da bunun için tasarlanıyor.
Çözüm ise barkodun arkasındaki insanlığı görünür kılmak için çalışmaktan geçiyor. Zira teknolojiyi reddetmek mümkün değil ama onu insan hakları çerçevesinde yeniden titizlikle düzenlemek mümkün.
Kaynaklar:
Ellis-Petersen, H. (2025, 14 Ekim). India's ID system divides opinion as it expands to cover everything from school to death. The Guardian.
Rajshekhar, M. & Krishnan, S. (2017-2018). Digital Exclusion: Poor, Elderly Face the Brunt of Aadhaar-Based Authentication Errors. The Wire.
Khera, R. (2017, Aralık). Impact of Aadhaar on welfare programmes. BMJ Global Health, 2(4).
Breckenridge, K. (2025). Biometric IDs are being rolled out in Africa — study reveals the risks and pitfalls. The Conversation Africa.
Gicheru, M. (2025, 10 Aralık). The High Cost of Africa's Digital Experiment: Who Really Profits from Biometric IDs?. Tech-ish
Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı. (2010, Aralık). Identity Documents Act 2010 kapsamında Ulusal Kimlik Kartı projesinin iptali ve veri imha süreci.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish