Trump’ın, İran’a açtığı savaş Çin’e yaradı

Gürbüz Evren, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki savaşın etkileri birçok ülkede ciddi şekilde hissediliyor.

Artan enerji fiyatları nedeniyle Avrupa Birliği Euro bölgesinde enflasyon yüzde 3’e yükseldi.

Avrupa Merkez Bankasının enflasyon hedefi yüzde 2 olarak açıklanmıştı.

Artan yakıt fiyatları Avrupalı havayolu şirketlerini de ciddi şekilde vurdu.

Fransız-Hollanda ortaklığı Air France-KLM havayolu şirketinin, Nisan-Haziran dönemi için yakıta 1,1 milyar dolar daha fazla ödeyeceği açıklandı.

Savaşın başından beri Amerikalıların araçlarının deposunu doldurmak için 21,7 milyar dolar daha fazla ödediğini de önemli bir bilgi olarak not edelim.

İngiltere ise resesyon riski ile karşı karşıya.

İran savaşı nedeniyle İngiltere’nin kaybı 35 milyar Sterline ulaştı.

Bunca veriyi paylaştıktan sonra iddiayla söylüyorum, beklenenin aksine İran savaşı en çok Çin’e kazandıracaktır.

Petrol fiyatlarındaki artış, yakıt kıtlığı birçok ülkeyi yeni çözüm arayışlarına itti.

Birçok ülke için en makul çözüm, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek oldu.

Yenilenebilir enerji alanında en çok ihtiyaç duyulan materyaller ise güneş panelleri, bataryalar ve düşük fiyatlı elektrikli araçlardır.

İşte tüm bunların üretiminde 1 numara olan Çin, yenilenebilir enerjiye yönelen ülkelerin en önemli adresi haline gelmeye başladı bile.

Netanyahu’nun ve MOSSAD’ın kandırdığı Trump, İran'ı 40 gün boyunca bombalarken, başlattığı savaşın aslında en büyük rakibi Çin’in işine yarayacağını aklının köşesinden bile geçirmemişti.

Çinli yöneticilerin bu savaşı, çok sakin ve yüzlerinde hep bir ek gülümsemeyle izlediklerinin nedenini sanırım biraz olsun anlatabilmişizdir.

Görünen o ki, Hürmüz düğümü çözülmeden bu savaşın gerçek anlamda bitmesi beklenemez.

İran, Hürmüz Boğazı’ndaki hakimiyetini bırakmak istemeyecektir.

Çünkü İran’ın sadece direniş değil baskı gücü de buradan geliyor.

Böyle bir gücü ya da kozu elinden bırakırsa geriye ne kalır sorusunun yanıtı ortada.

Hürmüz Boğazı konusundaki anlaşmazlık sürekli olarak büyüyor.

Trump, “Hürmüz ablukası İran’ın bombalamaktan daha etkili” diyor.

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney ise “Hürmüz Boğazı için yeni bir sayfa açtık. Artık tamamen bizim kontrolümüzde olacak” diyerek yeni bir safhaya geçtiklerini ilan ediyor.

İran uzun vadeli bir strateji izliyor.

Buna karşın ABD sadece hızlı sonuçlar değil İran’ın tüm taleplere boyun eğmesini de istiyor.

Bir kez daha İran’ı dünyadan silme tehdidinde bulunan Trump, askeri güç gösterisi yapmaktan da vazgeçmiyor.

Son olarak ABD Ordusunun envanterindeki önemli silahlardan, Dark Eagle süpersonik füzelerin bölgeye gönderileceği duyuruldu.

Her biri 15 ila 41 milyon dolar değerinde olan bu füzelerin, İran’ın 20 bin dolarlık dronlarına karşı kullanılmasının nasıl bir sonuç vereceği konusunda ciddi sorular var.

Ama Trump bir yandan da 14-15 Mayıs’ta Çin Devlet Başkanı Si ile yapacağı görüşme öncesi İran ile müzakerelerde bir ilerleme kaydetmek istiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri ve ekonomik gücünü inkâr etmiyoruz.

İran ile güç karşılaştırması yapıldığında, ABD’nin bu savaşı kazanacağı sonucu çıkacaktır.

Oysa sahadaki gerçekler başka şeyler söylemektedir.

Bazı önemli ayrıntılar var ki, bunları göz ardı ederek doğru analizler yapamayız.

Öncelikle belirtelim, Trump’ın maksimum baskı politikası ters tepti.

Bu politika İran’ı sadece daha dirençli kılmadı, aynı zamanda daha özgüvenli ve saldırgan bir hale getirdi.

Ama çok daha önemli bir ayrıntı daha var.

Bir ülkenin savaşta direnmesi ve kazanması için halkın desteğini arkasına alması gerekiyor.

Amerikan halkı, İran savaşında Trump’ın arkasında değil.

Trump’a destek olmadığını tüm kamuoyu araştırmaları ortaya koyuyor.

Oysa İran için durum çok farklı.

Çeşitli görüşlerden geniş halk kesimleri İran yönetiminin arkasında duruyor.

İranlılar, savaşta ülkeyi yönetenleri destekliyor.

En azından bugüne kadar öyle oldu.

Bu savaş nedeniyle İran yönetiminin imajı İranlıların gözünde iyileşti.

Ama yönetim, halkın bu fedakarlığının ödülünü savaş sonrasında vermek zorunda.

Halk, savaşın bitmesiyle birlikte ekonomik ve sosyal hayatta büyük değişiklikler bekleyecektir, isteyecektir.

Bu nedenle İran’ın sadece petrol satan ülke değil uluslararası piyasalarda alım-satım yapabilen bir ülke konumuna gelmesi, istihdam yaratması, refahı artırması gerekecektir.

Amerikan halkı, “İstemediğimiz ve bir kazancımızın olmadığı bu savaşın bedelini yüksek benzin fiyatlarıyla ödüyoruz” eleştirisini daha yüksek sesle yapıyor.  

Amerikalılar ayrıca Trump’a, “İlan ettiğin zafer nedir?” diye de soruyor.

Aslında bu soruyu Amerikan medyasının önemli bir kısmı da genişleterek şöyle soruyor, “İranlıların nükleer programı duruyor, Rejim değişmedi. Ayrıca Hürmüz Boğazını da kapattılar. Bu savaş nedeniyle sadece Avrupalı müttefiklerimizle değil Asyalı dostlarımızla da ilişkilerimiz bozuldu. Böyle zafer mi olur?”

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU