Peru'da bıçak sırtı zafer: Keiko Fujimori başkan gibi

Umut Berhan Şen Independent Türkçe için yazdı

And Dağları'nın gölgesinde, Pasifik'in hırçın sularının kıyısında yükselen o tanıdık, o keskin rüzgâr bu sefer sadece Peru'nun başkenti Lima'nın tozlu caddelerini değil, tüm kıtanın siyasi iklimini kökünden sarsan bir kasırgaya dönüştü.

Önümüze düşen o titrek ve bir o kadar da kesin rakamlar, aslında sadece bir seçim aritmetiği değil; yarım asırlık bir politik mirasın, bir ailenin, bir ideolojinin ve elbette

Peru'nun bitmek bilmeyen sınıfsal çatışmalarının nihai hesaplaşmasıdır.

Keiko Fujimori'nin ismi, belki de ilk defa bu kadar doğrudan, bir ülkenin kaderini tek başına sırtlanacak bir ağırlıkla, seçim sonuçlarını gösteren ekranda tarihsel bir terazinin kefesinde sallanıyor.

Yüzde 50,12 ile yüzde 49,87 arasındaki o ince, o bıçak sırtı fark, sadece 44 bin 588 seçmenin tercihinden ibaret değil; bu, Peru'nun geçmişi ile geleceği arasında, Fujimorizm'in o gri koridorları ile popülist radikalizmin vaatleri arasında sıkışıp kalmış bir toplumun çığlığıdır.
 

Peru’da seçim sayımı sürerken Lima başta olmak üzere ülkede yükselen siyasi gerilim ve sokaklara yansıyan kutuplaşma dikkat çekiyor. Kıl payı sonuçlar iki tarafı da alanlara taşıdı / Fotoğraf: Renato Pajuelo-EFE (Arşiv)
Peru’da seçim sayımı sürerken Lima başta olmak üzere ülkede yükselen siyasi gerilim ve sokaklara yansıyan kutuplaşma dikkat çekiyor. Kıl payı sonuçlar iki tarafı da alanlara taşıdı / Fotoğraf: Renato Pajuelo-EFE (Arşiv)

 

Bakın, burası coğrafyanın kader olduğu, tarihin ise sürekli tekerrür ettiği bir coğrafya.

Keiko Fujimori, yıllardır üzerinde taşıdığı o soyadının yüküyle, bazen bir kurtarıcı, bazen ise bir hayalet gibi dolaştı siyaset sahasında.

Şimdi ise sandıkların büyük oranda açılmışken (tam olarak yüzde 99,88 gibi ezici bir oranla) kuyrukların, o bitmek bilmeyen bekleyişlerin ve şehirlerin varoşlarından yüksek tepelerine kadar uzanan o görünmez hatların bir sonucuyla karşı karşıyayız.

Bir yanda babasının, Alberto Fujimori'nin otoriter modernleşme mirasını temsil eden ve bu mirası demokratik bir ambalajla yeniden sunmaya çalışan Keiko var; diğer yanda ise toplumun öfkesini, dışlanmışlığını ve o geleneksel sisteme duyulan derin tiksintiyi arkasına alan Roberto Hébert Sánchez Palomino.

Bu seçim, sadece iki aday arasındaki bir yarış değil, aslında Peru'nun kendi içindeki o kadim yarılmanın, “görünür” olan ile “görünmez” bırakılanın savaşıdır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İşin içine girdiğimizde, yani o rakamların soğukluğunu bir kenara bırakıp sokaktaki o gerginliği hissettiğimizde, meselenin ne kadar kritik olduğu daha da netleşiyor.

Özellikle Arequipa gibi stratejik bölgelerde Sánchez Palomino'nun yüzde 63,60 gibi çarpıcı bir oranla nasıl bir dominasyon kurduğunu, ancak Fujimori'nin toplamdaki o kıl payı üstünlüğünü nasıl koruduğunu görüyoruz.

Bu, modern bir siyasi trajedi; taraflardan biri kaybedecek ve diğeri, bu kıl payı zaferin üzerine nasıl bir Peru inşa edecek, işte esas soru bu.

Fujimori'nin hanedanı, yıllardır Peru siyasetinde bir “kötü alışkanlık” gibi, ya da belki de “zorunlu bir gerçeklik” gibi varlığını sürdürdü.

Şimdi ise bu varlık, yüzde 50,12'lik bir zaferle yeni bir döneme evriliyor.

Lakin unutmamak gerekir ki, yüzde 49,87 gibi bir oy oranı, toplumun neredeyse yarısının aslında sizin vizyonunuza, sizin kimliğinize ve sizin temsil ettiğiniz her şeye karşı olduğunu gösterir.

Bu, yönetilmesi en zor, en kırılgan zaferlerden biridir.
 

Peru’da başkanlık seçimlerinde oy sayım süreci sürerken Lima’daki seçim merkezlerinde ekranlara yansıyan kıl payı sonuçlar dikkat çekiyor / Fotoğraf: La República
Peru’da başkanlık seçimlerinde oy sayım süreci sürerken Lima’daki seçim merkezlerinde ekranlara yansıyan kıl payı sonuçlar dikkat çekiyor / Fotoğraf: La República 

 

Bundan sonraki Peru siyasi atmosferi adeta fay hatları üzerinde dans eden bir yapboz gibi olacak.

Bu denli kıl payı bir sonuç, kazanan tarafa geniş bir toplumsal mutabakat değil, aksine sürekli bir dirençle karşılaşacağı, ayağına pranga vurulmuş bir iktidar dönemi vadediyor.

Keiko Fujimori'nin olası başkanlığı, sokaklardaki o yüzde 49,87'lik blokun, yani Sánchez Palomino'yu destekleyenlerin sistemli muhalefetiyle sürekli tırmanan bir gerilime gebe.

Peru siyaseti artık sadece parlamentoda değil, doğrudan sokaklarda, meydanlarda ve sosyal medya mecralarında, “seçimlerin şaibeli olduğu” iddiası etrafında kilitlenen bir tıkanıklıkla şekillenecek.

Kurumların zaten zayıfladığı, başkanların görev sürelerini doldurmakta zorlandığı o geleneksel istikrarsızlık sarmalı, bu seçimle birlikte sadece boyut değiştirecek; artık sadece bir isim kavgası değil, bir “taraf olma” ve “diğerini dışlama” kavgasının sertleştiği, kutuplaşmanın kurumsallaştığı bir döneme giriyoruz.
 

Peru Ulusal Seçim Süreçleri Ofisi (ONPE) çalışanları, seçim sandığı tutanaklarını kontrol ederken / Fotoğraf: Andina
Peru Ulusal Seçim Süreçleri Ofisi (ONPE) çalışanları, seçim sandığı tutanaklarını kontrol ederken / Fotoğraf: Andina

 

Siyasetin o karanlık arka odalarında, bu tür bir sonuç her zaman bir “meşruiyet krizi” ile birlikte gelir.

Peru, zaten uzun süredir istikrarsızlığın, başkanların birbiri ardına devrildiği, hukukun siyasallaştığı bir girdabın içindeydi.

Keiko'nun zaferi veya olası bir mağlubiyeti bu girdabı durdurmayacak; aksine, belki de yeni bir evreye, daha sert bir çatışma zeminine taşıyacaktır.

Oy farkının 45 binin altında kalması, aslında barut fıçısının üzerindeki son kıvılcımdır.

İnsanlar artık sadece bir lider değil, aynı zamanda ekonomik bir kurtuluş, bir düzen ve en önemlisi bu belirsizlikten çıkış yolu arıyor.

Fujimori, bu ihtiyaca kendi reçetesiyle yanıt vermeye çalıştı, ancak bu reçetenin halkın ne kadar geniş bir kesiminde karşılık bulduğu, sandıkların yüzde 99,88'inin açılmış olmasına rağmen hâlâ tam olarak bir uzlaşıya işaret etmiyor.

Zira oyların bir kısmı hâlâ bir belirsizlik barındırıyor; sandıklar kapansa da bu toplumun içindeki derin şüphe, o “şaibeli seçim” anlatısı hiçbir zaman bitmeyecek.


Velhasıl kelam; Peru bugün sadece yeni başkanını değil, aynı zamanda önümüzdeki on yılın nasıl geçeceğinin de sinyallerini veriyor.

Keiko Fujimori, o meşhur tebessümüyle ve arkasındaki o disiplinli teşkilat yapısıyla belki de ipi göğüsleyen taraf olacak.

Ancak tarihe not düşmek gerekir ki, böyle bir sonuçla iktidara gelmek, yönetmekten ziyade hayatta kalma mücadelesidir.

Sandıkların durumu, bir dönemin kapanışı değil, belki de çok daha sancılı bir dönemin başlangıcıdır.

Gelecek günler, sadece Peru için değil, tüm Latin Amerika'nın demokrasi sınavı için belirleyici olacak.

Ve biz o masadaki bütün aktörleri incelemeye devam edeceğiz.

Çünkü hikâye, sandıklar kapansa bile asla bitmiyor, sadece şekil değiştiriyor.

Bir tarafta hırs ve miras, diğer tarafta ise öfke ve arayış; Peru'nun hikâyesi dünyanın geri kalanına benzer şekilde, aslında insanın bitmek bilmeyen o iktidar arzusunun en yalın, en ham haliyle bir laboratuvarı gibi.

Her şey o küçük farklarda gizli.

Tabii, şeytan da ayrıntıda gizli.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU