Birinci bölümden kalan yerden devam edeceğiz.
İntifada örgütlenmesinin eksenini oluşturan Halk Komiteleri, çok zor koşullar altında büyük başarılar elde ettiler. Bu da, işgal altındaki Filistinliler üzerinde olumlu etki yaparak bağımsız ulusal yönetimin altyapısını yaratmada önemli bir adım oluşturdu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Halk Komiteleri, Filistinlilerin günlük yaşamını düzenleyen işgalci yönetime alternatif bir oluşum olarak yaşama geçiyor. Kitlelerin İsrail yönetiminden hızla uzaklaşması; halkla işgalciler arasında kesin bir uçurumun ve kopuşun doğması; Siyonist devlet aygıtının aldığı büyük bir darbe ki bu da komitelerin başarı hanesine yazılıyor.
İsrail hükümeti 18 Ağustos 1988 tarihinde bir genelge yayımlamıştı. Buna göre Halk Komitelerini kurmak yasak sayılıyor, kurulması için girişimde bulunanlar da suç işlemiş kabul ediliyordu. Komite kuran, üye olan, yardım edenler hakkında 10 yıla kadar olmak kaydıyla hapis cezası ya da yurtdışına sürgün edilmesi ve mallarına el konulması isteniyordu. Böyle bir kararın alınmasındaki amaç, Halk komiteleri oluşturma girişimlerinin anında bastırılması için gerekli hukuki düzenlemeleri getirmekti.
Daha önceleri, her türlü kitle hareketine karşı pervasızca ve anında müdahale eden işgalci birlikler, yeni Filistin uyanışı, ayaklanması ve örgütlenmesi karşısında gerilediler. Eskiden sadece çıplak şiddet ve zoru devreye koyan İsrail hükümeti, örgütlü ve direnen kitleler önünde bazı hukuki yolları deneyerek, bastırma yöntemine başvurur oldu. Burada halkın, komiteler aracılığıyla özyönetimi vardı. İşgalcilere ihtiyaç duymadan işlerini düzenleyebiliyorlardı.
21 sayılı bildirisinde YBÖ, "Halkın tümüyle Halk Komiteleri’ne güvenmeleri ve dayanmaları, günlük yaşamlarını bu komiteler aracılığıyla sürdürmeleri, işgalci yöneticilere başvurmamaları" konusunda yerel ahaliye bir çağrı yaptı. Bir adım daha atarak 24 sayılı bildiriyi yayımladı:
İsrail, Halk Komiteleri kurulmasını yasakladıysa, ona tepki olarak daha fazla komite kurulmalıdır. Halkımızın tümü komiteler biçiminde örgütlenmektedir. Halk Komiteleri, yığınların nefes alan yaşamsal önemdeki akciğerleridir. Halk Komitelerinden vazgeçmek ölümü seçmek demektir. Komite kurmak, halkımızın tükenmez yaratıcılıklarından biridir; mücadelesinin doğal bir ürünüdür. Komitelerin uzak erimli hedefi; bağımsız halk iktidarını kurmak, işgal yönetimini devirmektir.
Varoluş mücadelesine dayalı zorunlu örgütlenme
Böylece İntifada, işgal altındaki Filistin’de eylemsel örgütlenmede niteliksel bir sıçrama yaptı. Bu sıçrama halkın işgal altında geçirdiği 20 yıllık deneyimiyle sürekli mücadelesinin gelenek ve kazanımlarına dayandırıldı. Bütün bu dönem boyunca Filistin halkı, İsrail’in ilhak politikasına ve çeşitli asimile etme uygulamalarına karşı direnebilmek amacıyla kendisi için zorunlu örgütlenmesini gerçekleştirdi.
Çünkü: Batı Şeria ve Gazze bölgesindeki Filistinlilerin sahip oldukları tüm arazilerin yarısına el konuldu, üzerinde Yahudi Yerleşim Merkezleri kuruldu. PTT ve benzeri iletişim kanalları İsrail devlet aygıtlarına bağlandı. Filistin ulusal ekonomisi, işgalcinin kapitalist-sömürgeci bünyesine dâhil edilerek İsrail’in ikinci derece tüketim pazarı durumuna getirildi. Su kaynakları İsrail’e akıtıldı. Sanayi güdük bırakıldı. Tarım tümüyle durgunluk batağına itildi.
Bütün bu nedenlerle toprak üzerinde kalmak, toprağa yapışarak direnmek; işgale boyun eğmemek, Arap-Filistin düzleminde tüm olumsuz koşullara rağmen başkaldırı arasında üçüncü bir mücadele yoluydu. Bu mücadele direnişi evde, bahçede, bostanda, tarlada, atölyede ve dükkânda sürdürmeye; kampta, köyde ve kentte ortama elverişli biçimde sürdürme yöntemine dayanıyordu.
Bir bakıma göreli serbestlik; özgürlük, özerklik ya da bağımsızlık için, var olan bağımsız yapıyı korumak için mücadele demekti bu. Yenilip yutulmaktan, kimliksiz kalmaktan kurtulmak, yani varoluş mücadelesiydi.
Benzer mücadele çeşitli toplumsal kuruluşlar olan dernek, sendika, hayırsever örgütler, okul, üniversite, ulusal basın, folklor ekipleri, sanat toplulukları (tiyatro sanatçıları, ressam, yazarçizerler vb.) açısından da söz konusuydu. İşin ilginç yanı adı geçen bu son kuruluşlar, gönüllülük temelinde Filistin halkıyla ilişki kurdular, gereksinimlerini saptadılar; İsrail’in ilhak projesine seçenek olabilecek bağımsızlıkçı projeleri gündeme getirip mücadele içinde somutlaştırdılar.
Üst düzeyde örgütlenme
Bütün bu kurum ve kuruluşlar, işgal altında bulunan FKÖ’ye mensup gruplara bağlı kitle örgütlerinin oynadıkları role göre sınıflandırıldılar; eylemlilik temelinde ayakta durdular ve yükseldiler. Bu örgütlerin başında El Fetih hareketinin oluşturduğu "Gençlik Kurulları", ile Halk Cephesi’nin "Gönüllü Çalışma Komiteleri"ni saymak gerekir.
Bu tür kuruluşların varlığı, kamplarda, köylerde ve Batı Şeria kentlerinde bulunulan yere göre değişiyordu. Bazıları çok ihtiyatlı ve çekimserdi; bazıları ise daha etkin ve devingen. Örneğin, Nablus kenti yakınındaki El Balata Mülteci Kampı’nın stratejik konumu nedeniyle, direnişçi örgütlenme son derece güçlendirilmişti. İntifada sürecinde gelişti. İsrail işgalcileri bu kampın yapısını da göz önüne alarak 1985’ten buyana mültecilerin yaşantılarına müdahale edememişlerdi.
Kampın direnişçi niteliği, hem hızlı örgütlenme, hem de örgütlü kesim içinden "Vurucu Müfreze" türünden öncü güçler çıkarmaya yaradı. İsrail kaynakları bu vurucu güçleri "Ninja Çeteleri" diye adlandırıyorlardı. Bunlar yaklaşık 2000 genç ve ergen kişiyi kapsıyordu. Anlatılanlara bakılırsa, vurucu müfreze üyeleri özel bir eğitiminden geçirilmiş; taş, sopa, bıçak, kesici aletleri kullanmayı bilen, kampı korumakla görevli kimselerden oluşuyordu. Bunların özel bir işlevleri daha vardı: Kamp içindeki muhbir ve İsrail işbirlikçilerini saptamak, izlemek ve temizlemek. Nitekim El Balata Kampı, hiç bir ajan-işbirlikçi barındırmıyordu.
Anlatılanların anlamı şudur: İntifada yapısı, daha önceki mücadele deneyimlerinin kazanımları sonucunda ortaya çıkmış daha alt düzeydeki yapılanma ve örgütlenmeler temelinde yükseliyordu. Bir bakıma ayaklanma örgütlenmesi, geçmişteki örgütsel yapının niteliksel sıçrama yapmış bir uzantısıydı. Eski mücadele yöntemi olan toprağa dayanıp tutunarak direnişten, işgale karşı koyma ve çatışmaya uzanan bir süreç içinde doğmuştu.
İşgal altındaki mücadele 3 farklı alanda uygulandı:
1- Kavga günü: Filistinlilerin tümü (kent-köy-mülteci kampındakiler) sokağa çıkarlar. Yerine ve duruma göre gösteri, miting veya yürüyüş yaparlar. İşgalci güçlerle taşlı sopalı kavgaya girişirler. Barikatlar kurulur; sloganlar atılır; karşılıklı şiddet üst düzeye tırmanır. Direniş ve kavga sırasında Filistin bayrağı uygun yerlere asılır.
2- Genel grev günü: Tüm yaşam felce uğratılır. İşgal altındaki bölgeye ölü toprağı serpilir; yaprak kıpırdamaz olur.
3- Kısmi grev günü: Belirlenen yerlerde esnaf kısıtlı saatlerde mesela üç saatliğine dükkân açar. Sanayi merkezlerinde yarım gün çalışılır; mesai 08.00-13.00 arasıdır. Tüm çabalar tarımsal ürünün çoğalması üzerine yoğunlaşmıştır. Ulusal ekonomik yapının oluşturulmasında çeşitli tarımsal projelere, el sanatları ve yerel ekonomiye ağırlık verilir.
İntifadanın başlamasından 4 ay sonra yukarıda sözü edilen eylem takvimi ülke genelinde yayılıp kabul gördü. YBÖ, sanayi merkezlerindeki yarım gün mesaiyi onayladı. Ticaret Komiteleri esnafın hangi saatte kepenk açıp kapayacağını örgütleyip düzenledi. Akaryakıt depoları ile benzin istasyonlarında özel bir uygulamaya gidildi; yedekleri varsa grev uygulanıyor, yoksa açık kalıyorlardı.
Eylemlerin tamamı halkın gözetim ve denetimi altında sürdürülüyordu. Genel grev zaman zaman uygulanırken kısmi grevler değişik yerlerde değişik saatlerde yapılıyordu. Bu dönemde Filistin’de ikili iktidar vardı: Dükkânların açık kalmasını isteyen ve esnafa bu hususta baskı yapan İsrail Hükümeti ile halkı gönüllülük temelinde örgütleyip seferber eden Filistin Birleşik Önderliği.
Herkesin okuyup yararlanabileceği ama taklit edemeyeceği bir model
İntifada; Filistin halkının neredeyse yüz yıllık deneyiminin yoğunlaşmış ifadesidir. Ortadoğu halklarının özellikle incelenmesi gereken yaşanmış tecrübesidir. Hatırlanması gereken şey gerek mücadele yöntemleri gerekse örgütlenme modeli açısından birebir kopyalanamayacak bir deneyim olduğudur.
Birinci İntifada modeli, ulusal demokratik bir toplum inşasını başardı ve 1993 yılında Filistin-İsrail Çerçeve Anlaşması imzalanarak Batı Şeria ile Gazze’de milli bir yönetim kuruldu. O tarihten sonraki kitle örgütlenme faaliyetleri niteliksel değişimler geçirdi. Mesela 2004 yılında Filistin hareketlerinin başlattıkları topyekûn silahlı direniş devlet-ordu tarzı bir örgütlenmeyi ön plana çıkarınca, güçlü olan İsrail tarafından yenilgiye uğratıldı.
O tarihten sonra Filistin ulusal örgütlenme ve yapılanma modeli giderek bozuldu, çürümeye yüz tuttu; sınıfsal ve toplumsal ayrımlar temelinde zıddına dönüştü. Sonuçta demokratik bir halk yönetimi, yozlaşmış Filistin otoritesi (Batı Şeria’da) ile Şeriatçı Hamas (Gazze’de) aracılığıyla halk düşmanı baskıcı ceberut rejimlere dönüşmüş oldu.
Her ülke, her halk, her tecrübe tarihsel birikimlerinden doğan özgül mücadele biçimlerine sahiptir. Nitekim İntifada işgale karşı direniş sürecinde örgütlenmiş ve uygulamaya geçilmiş bir mücadele yöntemidir. Suriye’deki Kürtler, Dürziler ve Alevilerin örgütlenme ve eylem modelinden farklı olması da çok doğaldır.
Kürtlerin mücadelesindeki değişimler
Nitekim Saddam Hüseyin rejimi altında ezilen Kürtler 1940’lı yıllardan itibaren silahlanarak gerilla mücadelesi yürütmelerine rağmen 1991 Körfez Savaşında rejime karşı ayaklanmayı Kürt Peşmergeler değil Saddam yanlısı Korucular başlatmıştır. Saddam yönetiminin 2003’te devrilmesiyle birlikte aynı Kürtlerin önderleri (Talabani-Barzani gibi) yine silaha başvurmayıp siyasi ve diplomatik yollarla kazanım elde etmeye çalışmışlar; yerel iktidarın altyapısını kendilerine yarayacak biçimde inşa etmişlerdir.
1979-81 yılları arasında İran Kürtleri silahlı mücadele aracılığıyla haklarını alma yoluna gitmiş, başaramayınca da farklı yöntemler geliştirmişlerdir. Mahsa Jina Emini olayı sırasındaki ayaklanmalarda demokratik mücadele yöntemleri ön plana çıkmıştır. Aralık 2025’teki ülke çapındaki protestoların örgütlenme ve mücadele yöntemleri ise her kesime göre farklılık göstermiştir.
Kürt kızı Mahsa Jina Emini’nin 16 Eylül 2022’de öldürülmesi üzerine başlayan ve ağırlıklı olarak kadınların katıldığı protestolar farklı etnik ve inanç kesimleri tarafından sahiplenildi. Ancak merkezi bir örgüt önderliği olmayınca, sistemin acımasız baskısı ve zecri tedbirleri karşısında zamanla sönümlendi. Bu eylemlerin kalıcı bir kitle örgütlenmesi ve planlı bir mücadele takvimi yoktu.
28 Aralık 2025’te ekonomik sorunlar nedeniyle kepenk kapatan esnafın greviyle başlayıp öğrencilerin ve farklı kesimlerin katılımıyla giderek büyüyüp siyasileşen protesto olaylarındaki örgütlenme ve mücadele tarzları da giderek kendine özgü bir hal alacaktır.
Türkiye’de 2024 yılında başlatılan barış sürecinin ilk anlarında PKK’nın silah yakması, Kürtlerin önüne yeni örgütlenme ve barışçıl mücadele imkânlarının yolunu açtı. Çözüm süreci sırasında ve sonrasında zamanla Kürtlerin parlamento, kitle çalışmaları ve kamu alanlarında demokrasi, hukuk, özgürlük ve eşitlik temelinde köklü yapılanmalara ağırlık verecekleri görülüyor. Böylelikle barışçıl mücadele yolları ve örgütlenme modelleri de buna uygun bir hal alacaktır.
Rojava (Suriye) denilen Suriye’nin Kürt loğun bölgelerinde kurulan Özerk yönetim yapılanma tam 14 yıl boyunca idari hiyerarşi ve sosyal yapılanma (komünal toplum) ve askeri bakımdan farklı bir uygulama alanı buldu. Ne yazık ki ABD, Türkiye, Fransa, Suriye ve İsrail’in aralarındaki jeopolitik mutabakatın sonucu askeri ve siyasi yapılanma çökertildi; yerine merkezi Şam hükümetiyle askeri-idari-ekonomik alanda entegrasyon planı ikame edildi. Oradaki Kürt yönetimi ve toplumu da bütün zorluklara rağmen öz varlığını korumak şartıyla sürece uygun bir tarzda yeni bir inşa ve yapılanmaya uygun bir organizasyon gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Arap Baharı sürecinde bazı İslamcı hareketlerin tercihleri
2011 yılındaki Arap halklarının ayağa kalkışı (Arap Baharı) da Tunus’ta ve Mısır’da şiddete dayalı olarak başlamadı. Ezilenlerin birikimiyle ve tabanın mücadele içinde örgütlenmesiyle yaygınlık kazandı. Ancak merkezi bir önderliğin olmayışı yüzünden Batılı ve bölgesel devletlerin devreye girmesiyle kendi mecrasından saptırıldı.
Sonuçta her iki ülkedeki siyasal İslamcılar (İHVAN) yılların mağduriyetini ve örgütsel yapısını kullanarak iktidara geldiler. Son aşamada başvurulan şiddet sonucunda kitleler bölündü, zamanla İslamcılar da devre dışı bırakıldılar ya da etkileri azaltıldı.
Güney Amerika’daki barışçıl organizasyon ve mücadeleler
Kuzey ve Güney Amerika ülkelerindeki birkaç örneğini de Metin Yeğin’in Yeni Yaşam gazetesinde yayınlanmış olan 11 Haziran 2026 tarihli makalesinden ödünç alarak sunuyorum. Metin Yeğin yazar, belgeselci, gazeteci, sinemacı, işçi, avukat, gezgindir. Yeryüzündeki alternatif yaşamlara dair belgeseller yapıp kitaplaştırması ile tanınır. Farklı coğrafyalardaki toplumsal hareketleri tanıtan 200'e yakın filmi vardır.
"Nobel Barış Ödülü sahibi, 94 yaşındaki Adolfo Pérez Esquivel, Plaza de Mayo’da (Arjantin) açlık grevine başladı. Arjantin’in, yeni moda söylemle ‘ultra sağcı’, yani bizim deyimimizle ‘faşist’ devlet başkanı Javier Milei, halkın sahip olduğu bütün hakları yok etti. Kendi deyimiyle çöpe attı.
İşte bütün bunlara karşı, simgesel direniş meydanında başlayan bu eylem; "Ayuno para despertar conciencias – Vicdanları uyandırmak için oruç", Arjantin’de büyüyen açlık, dışlanma, şiddet ve toplumsal çöküş karşısında sessiz kalmamak için.
Bundan 2 yıl kadar önce Buenos Aires’te Adolfo Pérez Esquivel’in evinde biz konuşurken de kendi şiddet kullanmadan yıllarca sürdürdüğü direnişini, başka bir deyimle hayatını şöyle tanımlıyordu:
Şiddete karşı diğer şiddetle mücadele ederseniz, iki şiddet biçiminiz olur ama çatışmanın çözümü yoktur. Bu yüzden stratejileri değiştirmelisiniz. Toplumu anlamak için sadece bir strateji değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi yaratmalıyız.
Mahatma Gandhi’nin Hindistan’daki mücadelesinin ne olduğunu daha çok takip ediyordum. Hindistan’da, Gandhi’nin yoldaşlarıyla birlikteydim, Luther King de iyi bir örnek ve Latin Amerika’da çok fazla şiddet içermeyen mücadele var. Hélder Câmara gibi mücadeleciler ya da MST – Topraksızlar Hareketi, şiddet içermeyen mücadelelerdir.
Mesela kadınlar, şiddet içermeyen mücadeleler ile toplumsal, politik, ekonomik alanları fethettiler. 91 yaşında Universidad de Buenos Aires’te ders vermeye devam ediyorum. Öğrencilerimin %70’i kadın, yani kadınlar erkeklerin daha önce reddettiği alanları ele geçirdiler; tıpta, bilimde, kültürde, ekonomide, siyasette. Ve bir silaha ihtiyaçları yoktu, kapasiteye ve sosyal organizasyona ihtiyaçları vardı.
Biz burada diktatörlüğe karşı mücadelede, sadece Arjantin’de değil, Latin Amerika’da toplumsal örgütlenmeler içindeydik ve diktatörlükle yüzleştik. Sonuçlarına katlandık: hapishaneler, işkence, sürgün. Ama bu toplumu değiştirmek için başka bir bakış açımız, başka bir stratejimiz var çünkü bunu yapmazsak bunu değiştiremeyeceğiz.
Not:
Her iki bölümdeki yazı, başta Arapça olmak üzere İngilizce-Fransızca kaynakları esas alan FİLİSTİN’DE ZAFER TARLALARI: İNTİFADA DERSLERİ (yıl 1990) ile FİLİSTİN’DE ZAFER TARLALARI: İNTİFADA DERSLERİ (yıl 1998) başlıklı iki baskı yapan kitabımdan özetlenerek alınmıştır.
İlk iki baskısında fazlaca rağbet gören kitap, daha sonra raflardan indirildi. Çünkü Filistin meselesinin 1990’lardan itibaren unutulmaya başlatıldığı süreçle birlikte bu sorun da bölge ve dünya gündeminin son sıralarına itildi, hatta görünmesin diye hasıraltı edildi.
Fakat Ekim 2023’te Hamas ile müttefiklerinin (aralarında Marksist. İslamcı, ulusalcı, demokratların da bulunduğu toplam 11 silahlı oluşum) ortaklaşa gerçekleştirdikleri büyük eylemden sonra günümüze kadar süren İsrail-Hamas (daha doğrusu Filistinli direnişçiler ile ABD-İsrail ittifakı arasındaki) savaşı, yukarıdaki bahsedilen Filistin direnişin yapılanmasındaki 1987 İntifadasının ne kadar önemli olduğunu, Filistin meselesinin özünü kavramadan bölgedeki çalkantıların ve kaosun iyi anlaşılamayacağını göstermektedir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish