Terörsüz Türkiye sürecinde meşruiyetin adı: Referandum

Burak Karadoğan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Sayın Bahçeli'nin 22 Ekim 2024 tarihli grup toplantısında yaptığı konuşmayla başlayan Terörsüz Türkiye süreci, artık siyasi söylemlerin ötesine geçerek hukuki bir çerçeveye kavuştu. Yaklaşık 2 yıldır siyasetin gündemini oldukça meşgul eden bu sürecin meşruiyeti bazı siyasi partiler ve kulislerde hâlâ tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Özellikle İYİ Parti milletvekilleri kanun teklifinin altına imza atmayarak sürece karşı çıkarken, düzenledikleri meydan mitingleriyle de vatandaşın önemli bir kesiminin bu sürece destek vermediğini göstermeye çalışıyor. Meclis'te grubu bulunmayan Anahtar Parti ve Zafer Partisi ise TBMM'de temsil edilmemelerine rağmen sürece en başından beri karşı olduklarını her platformda dile getiriyor.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, iktidarın 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri sürecinde terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini vurgulayarak milletten destek istediğini hatırlatıyor. Nitekim seçim döneminde en büyük rakibi Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçimi kazanması hâlinde Abdullah Öcalan'ın, Osman Kavala'nın ve Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılacağını öne süren mevcut iktidar, bugün ise kamuoyunda Öcalan için "umut hakkı" tartışmalarının yaşandığı bir sürecin içerisinde bulunuyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin son grup toplantısında kullandığı "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına" ifadeleri de bundan yalnızca üç yıl önce savunulan söylemlerle taban tabana zıt bir siyasi yaklaşımın benimsendiğini gösteriyor. Tüm bunlar, Sayın Ağıralioğlu'nun sürecin meşruiyetine ilişkin eleştirilerini ve referandum yapılması yönündeki talebini daha anlaşılır hâle getiriyor.

Devletimizin bekasına yönelik en büyük tehditlerden biri olan ve yaklaşık yarım asırdır ağır bedeller ödediğimiz böylesine tarihî bir meselenin nasıl çözüme kavuşturulacağına elbette siyaset kurumu karar verecektir. Ancak böylesine hayati bir konuda vatandaşın da sürece dâhil edilmesi ve kararın referandum yoluyla milletin iradesine sunulması, hem vatandaş olmanın doğal bir hakkı hem de sürecin meşruiyetine yönelik tartışmaları büyük ölçüde ortadan kaldırabilecek en güçlü yöntem olacaktır. Referandum yalnızca demokratik bir hak değil, aynı zamanda devlet ile millet arasındaki güven bağını güçlendirecek bir imkândır.

7 Ağustos tarihli cuma hutbesinde kardeşlik, birlik ve beraberlik vurgusu yapılarak sürecin toplumsal tabana yayılması hedeflenirken, iktidarın da siyaset üstü bir mesele olan PKK ve Abdullah Öcalan'ın geleceğine ilişkin böylesine önemli bir kararı tek başına almak yerine milletin hakemliğine başvurması, yarınlarımız adına verilebilecek en kıymetli kararlardan biri olacaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU