Putin'in gölge filo tehdidi ve deniz hukukunun gri bölge dinamikleri

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 12 Ağustos 2026’da Sahalin Adası açıklarında gerçekleştirilen Pasifik Filosu tatbikatının kapanış aşamasında Varyag füze kruvazörünü ziyaret etti / Fotoğraf: Reuters

12 Ağustos 2026 tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sahalin Adası civarında gerçekleştirilen Pasifik Filosu tatbikatlarının kapanış aşamasında yaptığı konuşmada, Avrupa devletlerinin Rus gölge filosuna yönelik uygulamalarına karşı karşılıklı el koyma tehdidinde bulunmuştur.

Söz konusu açıklama, yaptırım rejimlerinin deniz ayağındaki icrasını, Arktik bölgesindeki Kuzey Deniz Yolu etrafındaki gerilimleri ve Asya-Pasifik coğrafyasındaki güvenlik algılarını tek bir çerçevede birleştiren niteliktedir.

Bu gelişme, klasik anlamda bir deniz savaşına geçişten ziyade, gri bölge rekabetinin yoğunlaşması olarak değerlendirilmelidir. Aşağıdaki inceleme, olayın operasyonel, stratejik ve özellikle hukuki boyutlarını sistematik biçimde ele almayı amaçlamaktadır.


Putin’in açıklamasının içeriği ve bağlamı

Putin, belirli Avrupa ülkelerinin Rus ticari gemilerine el koyma ve taşıdıkları kargoları satışa sunma yönündeki planlarını uluslararası deniz hukukunun ihlali olarak nitelemiş ve bu uygulamaları "korsanlık ve soygun" şeklinde nitelendirmiştir. Söz konusu uygulamaların hayata geçirilmesi halinde Rusya’nın aynı şekilde karşılık vereceğini, karşılığın el koyma eyleminin gerçekleştiği sularla sınırlı kalmayacağını ve "gerekli ve uygun görülen her yerde", Pasifik Filosu’nun sorumluluk sahası dâhil olmak üzere, icra edilebileceğini ifade etmiştir.

Bu doğrultuda Savunma Bakanlığı’na talimat verildiği de belirtilmiştir. Pasifik Filosu Komutanı Viktor Liina ise, filonun "dost olmayan" devletlerin gemilerini ve bunların gölge filolarını denetleme ile tutuklama kapasitesine sahip bulunduğunu, Asya-Pasifik deniz trafiğinin detaylı analizinin gerçekleştirildiğini ve kurumlar arası koordinasyonun tesis edildiğini rapor etmiştir. Güney Kuril Adaları yakınlarındaki Rus münhasır ekonomik bölgesinde kısa süre içerisinde çok sayıda "dost olmayan" bayrak taşıyan geminin geçiş yaptığı da kayda geçirilmiştir.

Aynı konuşmada Arktik bölgesinde Kuzey Deniz Yolu etrafındaki gerilimin arttığı tespit edilmiş, Çin ve Hindistan gibi devletlerle işbirliğine hazır olunduğu vurgulanmıştır. NATO’nun Asya-Pasifik bölgesindeki varlığı ve yeni silah sistemlerinin konuşlandırılması eleştirilmiş; Japonya’ya yönelik olarak ise uygulanan yaptırımlar, savunma harcamalarındaki artış ve Kuril Adaları meselesi dile getirilmiştir. Rusya’nın Japonya’ya karşı toprak iddiası bulunmadığı, aksine Tokyo’nun iddiasının devam ettiği yönündeki sav tekrarlanmıştır.

Bu açıklama, müzakere veya işbirliği teklifi niteliği taşımamaktadır. Kullanılan dil, koşullu misilleme tehdidine dayanmakta ve "siz el koyarsanız biz de el koyarız; bunu seçtiğimiz yerde gerçekleştiririz" formülüne oturmaktadır. Bu yaklaşım, yaptırım uygulamasının ekonomik alandan fiziksel müdahale alanına kayma ihtimalini açık biçimde gündeme getirmektedir.


Stratejik ağırlık ve gri bölge karakteri

Söz konusu gelişmenin stratejik ağırlığı, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki deniz savaşıyla karşılaştırıldığında sınırlıdır. Büyük filolar arası çarpışmalar veya sınırsız denizaltı harbi söz konusu değildir. Bununla birlikte, gri bölge dinamiklerinde anlamlı bir eşik aşılmıştır. Yaptırım listelerinden fiilî el koyma ve kargo satışına geçiş, kaza, direniş veya yanlış hesap riskini yükseltmektedir. Gölge filolar, yalnızca yaptırım delme aracı olmaktan çıkmış; keşif, insansız hava aracı faaliyetleri ve kritik altyapıya yönelik şüpheli eylemlerle de ilişkilendirilir hâle gelmiştir. Tehdidin coğrafi kapsamının Pasifik ve Arktik bölgelerine genişletilmesi, çatışma sahasını büyütmektedir. Ticari gemiler ile askerî unsurlar arasındaki ayrımın bulanıklaşması ise tırmanma potansiyelini artırmaktadır. Tarihsel olarak denizdeki sınırlı müdahalelerin hızla kontrolden çıkabildiği bilinmektedir. Mevcut durumda benzer bir risk mevcut olmakla birlikte, açık deniz savaşı eşiğinin henüz aşılmadığı değerlendirilmektedir; buna karşılık hukuk düzeni ve operasyonel risk seviyesi yükselmiştir.

Aynı gölge filo olgusunda İran ve Çin de aktif rol oynamaktadır. İran, uzun süredir kendi gölge filosunu petrol ihracatını sürdürmek amacıyla kullanmaktadır; 2026 yılındaki çatışma ve Hürmüz Boğazı gerilimleri bu filonun önemini artırmıştır. Çin ise hem Rus hem İran petrolünün başlıca alıcısı konumunda bulunmakta ve birçok geminin sahiplik ile mürettebat bağlantıları üzerinden ağı kolaylaştırmaktadır. Üç aktör, AIS kapatma, gemiden gemiye transfer ve bayrak değişimi gibi benzer operasyonel yöntemleri kullanmakta ve kısmen örtüşen lojistik yapılar üzerinden hareket etmektedir.

Bu durum, küresel bir deniz savaşı anlamına gelmemektedir. Daha ziyade, yaptırım rejimlerinin deniz ayağında çok bölgeli, düşük yoğunluklu ve parçalı bir rekabetin yoğunlaşmasını ifade etmektedir. Baltık/Kuzey Denizi, Hürmüz, Güney Çin Denizi ve Arktik farklı dinamiklerle işlemektedir. Tarafların temel motivasyonları, gelir akışını korumak, yaptırımları etkisizleştirmek veya indirimli enerjiye erişimi sürdürmek biçiminde özetlenebilir.

Batı tarafında stratejik hizalanma mevcut olmakla birlikte, operasyonel yaklaşımlar farklılaşmaktadır. Avrupa (özellikle Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık) Rus gölge filosuna karşı yaptırım listelerinde ve fiziksel denetimlerde en aktif tutumu sergilemekte; altyapı güvenliği ve yaptırım rejiminin kredibilitesi öncelik taşımaktadır. Amerika Birleşik Devletleri aynı kampta yer almakla birlikte, son dönemde Rus tanker yaptırımlarında daha seçici davranmış, İran odaklı eylemler ve enerji piyasası istikrarı hesapları daha belirgin hâle gelmiştir. Japonya, G7 içinde destekleyici bir çizgi izlemekte, deniz güvenliği ilkelerini paylaşmakta, ancak coğrafi önceliğini Hint-Pasifik, Çin dengesi ve enerji güvenliğine vermektedir. Ortak çıkarlar (serbest dolaşım, yaptırım kaçırmanın sınırlandırılması, hibrit tehditlere karşı koordinasyon) mevcuttur; risk iştahı ve coğrafi odak ise ulusal çıkarlara göre değişmektedir.


Gri bölge deniz hukuku analizi

Putin’in açıklaması, yalnızca operasyonel bir misilleme tehdidi değil, aynı zamanda uluslararası deniz hukukunun gri bölgelerini fiilen test eden bir adımdır. Gölge filo uygulamaları ile Avrupa’nın (ve kısmen Amerika Birleşik Devletleri’nin) denetim ve tutuklama eylemleri, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) temel ilkeleri ile yaptırım rejimlerinin uygulama ihtiyacı arasındaki yapısal gerilimi görünür kılmaktadır. Bu gerilim, barış zamanı hukuk uygulaması ile hibrit baskı araçları arasındaki ayrımı bulanıklaştırmaktadır.

UNCLOS’un temel kurgusu, açık denizlerde bayrak devleti yargı yetkisinin üstünlüğüne dayanmaktadır (Madde 92). Bir gemi, geçerli bir bayrak taşıdığı sürece, yüksek denizlerde ve münhasır ekonomik bölgelerde (EEZ) esas olarak kendi bayrak devletinin yetkisine tabidir. Yabancı savaş gemilerinin ziyaret hakkı (Madde 110) dar koşullarla sınırlıdır: Korsanlık, köle ticareti, izinsiz yayın veya geminin uyruksuz olduğuna ya da sahte bayrak kullandığına dair makul şüphe. Uyruksuzluk, bir geminin iki veya daha fazla bayrağı kolaylıkla değiştirmesi veya geçerli bir milliyet bağı taşımaması durumunda oluşabilmektedir (Madde 92/2). Avrupa ve Birleşik Krallık’ın son dönemde gerçekleştirdiği bazı tutuklamalar, bu hükme dayanılarak gerekçelendirilmektedir. AIS manipülasyonu, sık bayrak değişimi, belgesizlik veya sahte kayıt şüphesi, "uyruksuz gemi" varsayımına yol açmakta ve ziyaret hakkını tetiklemektedir. Uyruksuzluk tespiti sonrasında ise iç hukuk yaptırım yetkileri devreye girebilmektedir.

Bu hukuki açılım, gölge filonun operasyonel özelliklerinden beslenmektedir. Yaşlı tankerler, opak sahiplik yapıları, üçüncü ülke bayrakları, gemiden gemiye transferler ve AIS kapatma gibi pratikler, "gerçek bağ" ilkesini zayıflatmakta ve bayrak devleti korumasını fiilen delmektedir. Buna karşılık Rusya’nın son dönemde bazı gemileri kendi siciline kaydetme eğilimi, Madde 110 penceresini kapatmaya yönelik bir karşı hamle olarak değerlendirilebilir. Rus bayrağı altına alınan bir gemi, uyruksuzluk gerekçesini ortadan kaldırmakta; bu durumda müdahale, bayrak devletinin rızası veya çok daha dar istisnalar olmadan hukuken zorlaşmaktadır. Bu dinamik, gri bölgenin karakteristik özelliğini oluşturmaktadır: Bir taraf hukuki boşlukları kullanarak yaptırımı delmeye çalışırken, diğer taraf aynı boşlukları geniş yorumlayarak uygulama alanı yaratmaya çalışmaktadır.

"Korsanlık" iddiaları hukuki zeminden yoksundur. UNCLOS Madde 101, korsanlığı özel amaçlarla, özel bir gemi tarafından işlenen şiddet veya alıkoyma fiilleri olarak tanımlamaktadır. Devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirilen denetim ve tutuklama eylemleri, bu tanımın kapsamına girmemektedir. Putin’in "korsanlık ve soygun" nitelemesi, hukuki bir tespit değil, siyasi ve meşruiyet söylemi niteliğindedir. Aynı şekilde, Avrupa’nın yaptırım uygulamasını "hukukun üstünlüğü" çerçevesinde sunması da serbest dolaşım ilkesinin daraltılması riskini taşıyan bir yorum genişlemesi olarak görülebilir.

Bölgesel yetki farklılıkları gri bölgeyi daha da karmaşık hâle getirmektedir. Karasularında "zararsız geçiş" hakkı geçerlidir; kıyı devleti, geçişin barış, düzen veya güvenliğini ihlal ettiğine karar verirse müdahale edebilmektedir. Ancak yaptırım ihlali veya yaptırım kaçırma şüphesinin tek başına "zararsız olmayan geçiş" oluşturup oluşturmadığı tartışmalıdır. EEZ’de ise kıyı devletinin yetkisi daha sınırlıdır: Kaynaklar ve çevre koruması önceliklidir, serbest dolaşım temel kuraldır. Alt deniz kabloları ve boru hatlarının korunması konusunda da yetki dağınıktır; karasuları dışında esas yetki bayrak devletine aittir. Bu nedenle Baltık’taki kablo hasarı iddialarında bile müdahale seçenekleri sınırlı kalmıştır.

Putin’in "istediğimiz her yerde karşılık veririz" formülü, bu hukuki çerçeveyi simetrik olarak kullanma tehdididir. Avrupa’nın uyruksuzluk veya sahte bayrak gerekçesiyle yaptığı uygulamaları, Rusya’nın "dost olmayan" bayraklı veya üçüncü ülke bayraklı gemilere karşı benzer şekilde uygulayabileceğini ima etmektedir. Bu durum, hukukun karşılıklılık yoluyla erozyona uğrama riskini artırmaktadır. Bir tarafın "yaptırım uygulaması" olarak gördüğü eylem, diğer taraf için "serbest dolaşımın ihlali" hâline gelmekte; her iki taraf da kendi yorumunu meşru kabul etmektedir. Sonuç, deniz hukukunun klasik barış zamanı rejiminden, fiilî olarak daha esnek ve siyasî yorumlara açık bir gri bölge rejimine kaymasıdır.


Sigorta boyutu

Sigorta, gölge filo mücadelesinin en kritik ve en az tırmandırıcı kaldıraçlarından birini teşkil etmektedir. Gölge filo gemilerinin büyük kısmı, geleneksel Batı P&I (Protection & Indemnity) kulüplerinin sunduğu standart sigorta teminatlarından yoksundur. Bunun yerine opak, üçüncü ülke merkezli veya düşük standartlı sigortacılar kullanılmakta; kimi gemiler ise fiilen sigortasız ya da yetersiz teminatla seyretmektedir. Bu durum hem operasyonel hem hukuki hem de çevresel riskleri büyütmektedir.

UNCLOS çerçevesinde kıyı devletlerinin EEZ’de çevre koruma yetkisi bulunmaktadır. Avrupa Birliği, bu yetkiye dayanarak gemilerin AB tarafından tanınan bir sigorta belgesi taşımasını şart koşmaya başlamıştır. Sigortası olmayan veya tanınmayan bir belgeye sahip gemi, EEZ’de çevre riski oluşturduğu gerekçesiyle limana giriş engeli, denetim veya tutulma riskiyle karşılaşabilmektedir. Bu yol, yüksek denizlerde bayrak devleti yargı yetkisine doğrudan çarpışmadan daha az tırmanma riski taşımaktadır.

Yaşlı ve bakımsız tankerlerin sigortasız veya yetersiz sigortalı olması, olası bir kaza veya sızıntı durumunda temizleme maliyetinin kıyı devletlerine veya kamu kaynaklarına yüklenmesine yol açmaktadır. Bu husus, Avrupa’nın özellikle Baltık ve Kuzey Denizi’nde gölge filoyu kısıtlama motivasyonunu güçlendiren somut bir gerekçe oluşturmaktadır. Küresel reasürans piyasası büyük ölçüde Batı merkezlidir. Sigorta şirketleri ve reasürörler üzerinde yaptırım listeleriyle uyumlu hareket etme baskısı, gölge filonun işletme maliyetini yükseltmektedir. Sigorta bulamayan veya çok pahalıya bulan gemiler, ya rotalarını değiştirmek ya da daha riskli yöntemlere başvurmak zorunda kalmaktadır.

Rusya, kendi siciline kaydettiği gemiler için alternatif sigorta mekanizmaları geliştirmeye çalışmakta ve "dost" ülkeler üzerinden teminat arayışına girmektedir. Ancak bu alternatifler genellikle uluslararası limanlarda ve Batı sigorta/klas kuruluşları nezdinde aynı kabulü görmemektedir. Sonuç olarak, Rus bayrağı altına alınan gemiler uyruksuzluk gerekçesini kapatırken, sigorta tarafında yeni bir zafiyet yaratabilmektedir.

Sigorta konusu, klasik "serbest dolaşım" ile "çevre ve güvenlik koruması" arasındaki gri alanı en net biçimde ortaya koymaktadır. Avrupa, sigorta şartını çevre koruma ve liman devleti kontrolü çerçevesinde meşrulaştırırken; Rusya bunu yaptırım uygulamasının dolaylı bir uzantısı ve serbest dolaşımın kısıtlanması olarak değerlendirmektedir. Her iki taraf da kendi hukuki yorumunu savunabilir konumdadır. Pratikte sigorta, liman devleti denetimi ve klas kuruluşları ile birlikte, yüksek deniz müdahalesine göre daha düşük tırmanma riski taşıyan bir araç seti oluşturmaktadır. Bununla birlikte, gölge filonun adapte olma kapasitesi nedeniyle bu aracın etkisi sınırlı ve sürekli güncellenmesi gereken bir baskı mekanizmasıdır.


Liman devleti denetim yetkileri

Liman devleti denetimi (PSC), uluslararası deniz hukukunda kıyı ve liman devletlerinin kendi limanlarına giren yabancı gemiler üzerinde kullandığı en güçlü ve en az tırmandırıcı yetki alanlarından biridir. Gölge filo mücadelesinde de yüksek deniz müdahalesine kıyasla daha hukuken sağlam ve operasyonel olarak daha düşük riskli bir araç olarak öne çıkmaktadır.

UNCLOS, liman devleti yetkisini açıkça düzenlemektedir. Bir gemi limana girdiğinde, liman devleti geminin uluslararası sözleşmelere (SOLAS – emniyet, MARPOL – kirlilik önleme, STCW – gemi adamı yeterlilikleri vb.) uygunluğunu denetleyebilmekte; çevre, emniyet, mürettebat çalışma koşulları ve belgeler konusunda yetki kullanabilmekte; gerekirse gemiyi alıkoyabilmekte, limandan çıkışına izin vermeyebilmekte veya eksikliklerin giderilmesini zorunlu kılabilmektedir. Bu yetki, geminin limana gönüllü girişine dayanmaktadır. Yüksek denizlerdeki bayrak devleti yargı yetkisinin aksine, liman içinde liman devletinin egemenlik yetkisi baskındır. Ayrıca birçok devlet, iç hukukunda yaptırım rejimlerini liman devleti denetimine bağlamış; böylece yaptırım listesindeki bir geminin limana girişini reddedebilmekte veya ek şartlar getirebilmektedir.

Gölge filo gemilerine karşı liman devleti denetimi şu alanlarda etkili olmaktadır: Sigorta ve mali sorumluluk belgelerinin kontrolü; bayrak, klas kuruluşu, sahiplik, AIS kayıtları ve gemiden gemiye transfer geçmişinin incelenmesi; teknik ve emniyet standartlarının denetlenmesi; yaptırım uyumunun kontrol edilmesi. Yaşlı tankerlerde sık görülen yapısal eksiklikler, yangın söndürme sistemleri, kirlilik önleme ekipmanları ve mürettebat yeterlilikleri alıkoyma gerekçesi oluşturabilmektedir.

Liman devleti denetiminin avantajları açıktır: Hukuki dayanağı güçlüdür; bayrak devleti itirazı daha zayıf kalmaktadır; tırmanma riski, açık denizde savaş gemisiyle ziyaret veya el koymaya göre çok daha düşüktür; sigorta, klas ve belge zinciri üzerinden ekonomik baskı yaratmaktadır; tekrarlayan denetimler, gölge filonun belirli limanları kullanmasını maliyetli hâle getirmektedir. Sınırları ise şunlardır: Gemi limana girmedikçe yetki doğmamaktadır; gölge filo gemileri riskli limanlardan kaçınarak veya açık denizde transfer yaparak bu denetimden kaçınmaya çalışmaktadır; liman devletleri arasında uygulama standartları ve siyasi irade farklılık göstermektedir; alıkonan geminin uzun süre tutulması veya kargonun el konulması, tazminat ve diplomatik gerilim riski taşımaktadır. Rusya’nın kendi bayrağına geçirdiği gemilerde liman devleti denetimi hâlâ mümkündür; ancak "uyruksuzluk" gerekçesi zayıflamakta, bu durumda emniyet, çevre ve sigorta eksikliklerine dayanmak gerekmektedir.

Liman devleti denetimi, gri bölge rekabetinin hukuki ve ekonomik ayağını oluşturmaktadır. Avrupa, bu yetkiyi çevre koruma, emniyet ve yaptırım kredibilitesi gerekçesiyle genişletirken; Rusya bunu serbest dolaşımın dolaylı kısıtlanması ve liman egemenliğinin siyasi amaçla kullanılması olarak değerlendirmektedir. Pratikte liman devleti denetimi, yüksek deniz el koyma tehdidine kıyasla daha sürdürülebilir bir baskı aracıdır. Bununla birlikte, gölge filonun rota değiştirme, liman kaçınma ve alternatif sigorta/klas arayışı kapasitesi nedeniyle tek başına yeterli değildir. Etkinliği, liman devletleri arasında koordinasyon, sigorta piyasasına baskı ve bayrak devletleriyle işbirliği ile artmaktadır.


Sonuç

Putin’in 12 Ağustos 2026 tarihli açıklaması, yaptırım uygulamasının fiilî maliyetini yükselten ve denizdeki gri bölge rekabetini daha görünür kılan bir adımdır. Klasik zafer-yenilgi dikotomisi yerine durum değişikliği söz konusudur. Deniz ticareti, enerji akışları, sigorta maliyetleri ve uluslararası hukukun uygulanabilirliği üzerindeki baskı artmaktadır. Yanlış hesap veya kaza riski gerçek olmakla birlikte, mevcut veriler açık deniz savaşı eşiğinin henüz aşılmadığını göstermektedir.

Bu süreç, klasik strateji kavramları ile modern hibrit araçların kesişiminde izlenmelidir. Gölge filolar hem ekonomik hem de operasyonel-psikolojik bir platform işlevi görmektedir. Avrupa’nın daha agresif uygulaması, Amerika Birleşik Devletleri’nin seçiciliği ve Japonya’nın bölgesel odağı, rekabetin yönetilme biçimini belirleyecektir. Sigorta şartları ve liman devleti denetimleri, yüksek deniz müdahalesine kıyasla daha az tırmandırıcı ancak somut sonuç üretebilen araçlar olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte, tarafların hukuki boşlukları karşılıklı olarak kullanma eğilimi, deniz hukukunun klasik barış zamanı rejiminden daha esnek ve siyasi yorumlara açık bir gri bölge rejimine kayma riskini artırmaktadır.

Denizlerdeki yavaş tırmanma, yeni nesil harp ortamının karakteristik özelliklerinden biri olarak kalmaya adaydır. Bu dinamik, yalnızca yaptırım uygulamasının etkinliğini değil, aynı zamanda uluslararası deniz hukukunun uzun vadeli bütünlüğünü de test etmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU