Mecliste yaklaşık 2 yıldır devam eden, bu yeni adına "çözüm süreci" dediğimiz süreç nihayet ilk round olarak sonuçlandı.
Ve rekor bir oyla, 467 oyla "çerçeve yasa" kabul edildi.
Yüzde 80'ler civarında bir kabul oluştu ki bu, siyasette bir ülkede çok yüksek bir uzlaşma noktası.
Ama sürece başından beri karşı çıkan, başından beri en sert eleştirileri yapan, "Ülkeyi bölünüp bölüyorsunuz", "Kürtlere şöyle şöyle tavizler veriyorsunuz...", "Suriye'de bir Kürdistan kurulmasının önünü açıyorsunuz" diyen İYİ Parti ve onlarla benzer düşüncede olan belli kesim, bu muhalefetlerini bu oylamada da sürdürdüler.
İYİ Parti açısından bir sürpriz yok.
Çünkü dediğim gibi, ilk günden beri bu sürecin karşısında ve ilk günden beri en sert, en keskin, en şiddetli muhalefeti yapıyor.
Ama bir sürpriz ortaya çıktı.
En başından itibaren Özgür Özel'in liderliğindeki CHP döneminde de ikircikli bir tavrı izleyen, "Evet mi, hayır mı?" dediği ilk günden beri tartışılan CHP, sonunda karpuz gibi ikiye bölündü.
Niye karpuz gibi diyorum?
CHP'den ayrılan ve adına Yeni Parti denilen Özgür Özel'in başkanlığındaki 91 milletvekili, parti öyle bir tablo ortaya sergiledi ki başından itibaren bir ortak dil tutturamadı.
Hem de oylamada Özgür Özel'in açık ve net, "Ben ve arkadaşlarım evet diyeceğiz" demesine rağmen 35 kişi ancak "evet" oyu kullandı.
54 kişi "hayır" dedi.
2 kişi de dolaylı olarak "hayır" dedi; oylamalarda çekim sergiledi.
E, bu tabii Özgür Özel açısından liderliğini sorgulayan, sorgulatan çok önemli bir dönemeç oldu.
Ne şekilde üstünü örtmeye kalkarsanız kalkın, ne şekilde bu bölünmeyi, bu çatlağı yapıştırmaya kalkarsanız kalkın, ciddi bir çatlama ve bölünme oldu.
Bu tabii biraz da, hatta biraz az kalır, yani çokça Özgür Özel'in başından beri doğru düzgün net bir tavır ortaya koymaması ve kafa karışıklığının tavır yalpalamalarına sebep vermesi.
Yine hatırlayın, Mecliste komisyon kurulduğu vakitte, işte üye verelim, vermeyelim, vereceğiz, vermeyeceğiz.
En sonunda veriyoruz ama ve bir sürü ama komisyonda olmasına rağmen bu sefer İmralı heyetinin içinde yer alamadı.
Halbuki geçmiş dönemlerde ittifaklar altında iki seçimde de PKK, HDP, DEM Parti, CHP'yi ve CHP'li adayları desteklemişti.
Şimdi bu sefer de "Evet mi diyelim, hayır mı diyelim?", "Evet dersek bu Cumhur İttifakı'na, Tayyip Erdoğan'a yarar, ittifaklar işte değişir" hesapları, bir yandan İYİ Parti çizgisinde olan ulusalcı Yeni Parti milletvekillerinin bu işi bir ulusal mesele, bir bölünme olarak görmeleri işi daha da karıştırdı.
Ve öyle bir noktaya gelindi ki "ne şiş yansın ne kebap" derken şiş de yandı, kebap da yandı.
Ben burada bir ironide bulunmak istiyorum.
Bizim Midyat, sosyoloji açısından müthiş bir hazinedir.
Farklı dinler, diller, mezhepler, kültürel yapılar, sınıflar iç içe yaşıyor.
Ve buranın aşiret yapısı da çok enteresan.
Bölgede, yani Turabdin denilen, merkezi Midyat olan Turabdin bölgesine Hasankeyf, Gercüş, Dargeçit, yani Kerboran, İdil'in bir kısmı, Nusaybin, Ömerli, Savur'un bir kısmı da giriyor.
Burada onlarca aşiret var.
Ama bu aşiretlerin hiçbirisi tek parça değil.
Mutlaka ikiye bölünmüş bir durumda.
En küçük köyde bile yarısı bir taraftayken yarısı başka bir tarafta.
Bunlar Ömeryan mıntıkasında Mahmudî, Atmanî.
Yani Mahmud taraftarları ve Atman, Osman taraftarları.
Savur'da Bendejeri, Bendejori, yani aşağı ittifak, yukarı ittifak.
Diğer Gercüş ve Midyat'ın bir kısmında Heverki, Dekşuri, Muhallemi aşiretinde ise Halilbegi, İsabegi.
Bu ikilik çoğu zaman aşiret içerisindeki baba oğlun, amca çocuklarının veya bizzat bu Muhallemilerde olduğu gibi iki kardeşin birbirine rakip olmasıyla ilgili.
İşte Muhallemi aşiretindeki bin yedi yüz ellili yıllarda aşiretin lideri Deriz Binli Hacı Abdullah Bey'in öldürülmesinden sonra iki oğlu birbirine rakip oluyor.
Ve aşiretin yarısı Halil Bey'i destekliyor; Halil Begi deniyor bunlara.
Yarısı da İsa Bey'i (İsa Begi deniyor) destekliyor, kardeşini destekliyor.
Her köy ikiye bölünüyor.
Müthiş bir rekabet, bir müddet sonra da müthiş bir düşmanlık.
Ya bunları niye anlatıyorsun? Özgür Özel'i anlatıyordun, oylamayı anlatıyordun, çözüm sürecini anlatıyordun.
Niye buralara geldin yine?
Biraz sabredin.
Bir ironide bulunacağım.
Bu düşmanlıklar o kadar keskin bir noktaya geliyor ki bir gün Halil Begi taraftarı, ki bizim ailemiz de Halil Begil Heverki bandındadır.
Bütün bu ittifaklar da yine bütün bir bölgede ikiye ayrılır, iki ayrı parti olur.
Halil Begili bir köylü, yanında eşeği, bir köye doğru gidiyor.
Uzak bir köye.
Köyleri geçiyor.
Geçtikten sonra epeyi gittikten sonra belli bir noktada çok susuyor.
Yabancısı olduğu bir köyden geçiyor, bakıyor ki bir kuyunun başında böyle yaşlı, beli bükülmüş bir kadın kuyudan su çekiyor.
Yanaşıyor, diyor ki: "Teyzeciğim, Allah rızası için bana bir tas su verebilir misin?"
Kadın hemen böyle bir sirkiniyor.
Yılanların öcündeki Aliye Rula'dan daha böyle şiddetli ve şedid bir tavırla dönüyor.
Diyor ki: "Oğlum, sen Halil Begi misin, İsa Begi misin?"
Adam birden şaşırıyor.
Böyle bir atmosferde "Halil Bey'im" dese ya kadın İsa Bey'iyse, "İsa Bey'im" dese ya kadın Halil Bey'iyse tam bir karışık durum meydana gelecek.
Diyor ki: "Teyze, ben Halil Bey'im ama eşeğim İsa Bey'im."
Bu olaya şahit olanlar; yemin ederek şöyle anlatıyorlar:
Diyorlar ki kadın, diyorlar ki kadın eşeğe su verdi, adama su vermedi.
Yani o kadar bölünme keskinleşiyor ki bir müddet sonra çözümsüz bir hale geliyor.
İşte bugün de Özgür Özel, Halil Bey gibi, İsa Bey gibi.
Hangi durumda?
Yani su içeyim derken susuz kalma ihtimali de var.
Onun için bu tavrını bir an evvel netleştirmesi lazım.
Türkiye'nin geleceğiyle ilgili, siyasetle ilgili, bölge politikalarıyla ilgili, dış politikayla ilgili net bir tavır ortaya koyması lazım.
Ve eğer bu sağlanamazsa, hadi bu sefer şöyle dediniz, böyle dediniz, üstünü örttünüz, geçiştirdiniz ama bundan sonrası mümkün değil.
Hele hele böyle bir ortamda, böyle bir keskin siyaset ve kamplaşmaların, hizmetleşmelerin tekrar şekillendiği bir ortamda sürecin yürütülebilmesi mümkün değil.
Onun için Özgür Özel ve arkadaşlarının da yeni bölünmelere, yeni parçalanmalara, yeni savrulmalara düşmemeleri için bir an evvel konumlarını, durumlarını netleştirmeleri lazım.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish