Özgürlük mü kaçış mı? Karavan hayatının psikolojisi

Hatice Keltek Independent Türkçe için yazdı

Nomadland’da Fern, karavanıyla çıktığı yolda özgürlük ile kaçış arasındaki sınırda ilerliyor

Oscar ödüllü Nomadland (2020), eşini ve yaşadığı kasabayı kaybettikten sonra karavanıyla yollara düşen Fern'in hikâyesini anlatıyor. Film, bir insanın evini kaybettiğinde geride ne bıraktığını, yanında ne taşıdığını ve yasın insanı nereye götürdüğünü soruyor.

Belki de Nomadland, gitmenin her zaman özgürleşmek, kalmanın da her zaman vazgeçmek olmadığını hatırlattığı için önemli.

Çünkü insan nereye giderse gitsin, içinde taşıdığı hikâyeden uzaklaşamıyor. Bu yazı, yolun ve yasın izinde sizinle ilk buluşmam. Bundan böyle yazılarımda yalnızca filmlerin anlattığı hikâyelere değil, o hikâyelerin insan ruhunda açtığı yerlere de birlikte bakmaya, psikolojinin dilinden duymaya çalışacağız.

Bir süredir dünyanın birçok yerinde aynı hayal büyüyor. İnsanlar bir karavan satın alıp yollara düşmek, büyük şehirden uzaklaşıp daha sade bir hayat kurmak istiyor. İnsanların sık sık "Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum!" düşüncesini dile getirmesi aslında aynı duygu durumunu yaşayan insanların ifadelerinin farklı biçimleri:

Şu an yaşadığım hayatın içinde sıkıştım ve kendime yer bulamıyorum.


Bu nedenle son yıllarda milyonlarca kez izlenen karavan videoları aslında tesadüf değil. Daha az eşya ile yaşamak, doğaya yaklaşmak ve daha özgür hissetmek birçok insanın ortak hayaline dönüştü.

Peki gerçekten aradığımız şey yeni yollar mı, yoksa içimizde ağırlaşan hayatı biraz olsun hafifletebilmek mi?

Karavanlara bu kadar ilgi duyulmasının bir nedeni de hareket ederken hayata başka bir yerden bakabilme ihtimalidir. Mesele yeni bir yere gitmekten çok, içimizde ağırlaşan hayatla başka türlü yaşayabilmenin yolunu aramaktır.
 

Fern’in yolculuğu, yalnızca bir yerden uzaklaşmak değil; kendine başka türlü yaşayabileceği bir alan açma arayışına dönüşüyor
Fern'in yolculuğu, yalnızca bir yerden uzaklaşmak değil; kendine başka türlü yaşayabileceği bir alan açma arayışına dönüşüyor

 

Karavan hayatına uzaktan bakıldığında tekerlekler, yollar ve manzaralar görülür. Nomadland özelinde biraz daha yakından bakıldığında ise başka üç kavram belirir: ev, yas ve yol. Nomadland tam da bu üç kavramın etrafında dolaşır.

Film, karavan hayatını bir özgürlük yaşantısı yerine; kaybın ardından insanın kendine yaşayabileceği yeni bir alan açma çabası olarak anlatır. Fern'in çıktığı yolculuk, yeni bir hayat kurmaktan ziyade, kaybettiği hayatın ardından yaşamaya devam etmenin mümkün olup olmadığını anlamaya çalıştığı bir yas yolculuğudur.

Filmin başında Fern'in yaşadığı kasabanın ekonomik olarak çöküşü, yalnızca işlerin kaybedilmesi değildir. Kasaba kapanır; iş, ev ve alışılmış hayat da onunla birlikte ortadan kalkar. Fern'in yola çıkışında bu koşulların elbette ki payı vardır; ancak onu yolda tutan yalnızca mecburiyet değildir.

Filmi, "evini kaybetmiş bir kadının yollara düşmesi" olarak okumak asıl soruyu ıskalamak olur. Çünkü Fern'in gidecek bir yeri yok değildir. Yeniden bir düzen kurabileceği insanlar vardır. Fern'in meselesi, kalabileceği yeri varken onu gitmeye iten nedenlerdir.

Fern için karavan, yakınlığın dozunu kendi belirleyebildiği bir mesafeden ilişkilerini yaşayabildiği, sınırlı, sonlu ve kontrollü bağ kurabildiği bir hayata imkân tanır. İsterse bir topluluğa katılır, isterse kontağı çevirip uzaklaşır.

Birine yaklaşır, sonra istediğinde yeniden yollara çıkar. Fern'in sürekli hareket halinde olması bu yüzden özgürlük kadar yasla da ilgilidir. İnsan acısına tanıklık eden mekândan uzaklaşarak acısından da kurtulacağını sanır; oysa nereye giderse gitsin, zihninde ve gönlünde hayatının izleri onunla birlikte yol alır.

Çünkü yasın doğası sadece mekâna bağlı değil; kaybedilen kişiyle, hayatında maruz kaldığı değişikliklerle ve insanın içinde açılan boşlukla ilgilidir. Yol uzadıkça acının kendiliğinden geride kalacağını düşünmek mümkün.

Oysa yasın bir zamanı, bir ritmi var. Yasın demini alması gerekiyor. Acının içinden geçerek, onu bastırmadan, hızlandırmadan, kendi doğasına ve ritmine izin vererek yaşanması gerekiyor.

Çünkü yas, insanın hayatından çıkıp gitmesi gereken bir duygu değil; kaybın ardından hayatın içinde kendine yeni bir yer bulma süreci. Fern'in sürekli yolda oluşu da bu açıdan anlam kazanıyor.

Karavan hareket ediyor, şehirler değişiyor, işler değişiyor, insanlar gelip geçiyor; Fern'in içinde taşıdığı kayıp duygusu ise bütün bu hareketin içinde onunla birlikte kalıyor.
 

Fern’in yolculuğunda hareket hiç bitmiyor; ancak taşıdığı kayıp duygusu, nereye giderse gitsin onunla birlikte yol alıyor
Fern'in yolculuğunda hareket hiç bitmiyor; ancak taşıdığı kayıp duygusu, nereye giderse gitsin onunla birlikte yol alıyor

 

Ev kaybolunca insan nereye ait olur?

Psikolojik açıdan bakıldığında ise Fern'in yaşadığı şey çifte yastır. Sadece eşini değil; evini, komşularını, rutinlerini, aidiyet duygusunu da kaybeder. Fern'in karavanda yaşama tercihini sadece ekonomik bir nedene bağlayamayız.

Onun eski hayatından küçük eşyaları sakladığı karavanı yasını taşımasına ve dağılmamasına imkân tanıyan bir yaşam biçimidir. Travma yaşayanlar ilk olarak iki şeye ihtiyaç duyar.

Birincisi güvenlik, ikincisi kontrol. Karavan Fern'in hayatında kontrol edebildiği tek yer olmuş. Filmin sonunda Empire'a geri dönmesi, geçmişiyle vedalaşıp yoluna devam edebilmesi ise travmaları için gerekli olan yüzleşme ihtiyacını göstermiştir.

Filmde karavancıların bir araya geldikleri bir kampta Fern, Dave ile tanışır. Beraber keyifli vakit geçirirler; Dave hasta olduğunda Fern onun karavanına gider ve hastalığıyla ilgilenir. Filmin sonlarına doğru Dave ailesinin olduğu yere dönme kararı alır ve Fern'i kendi evine davet eder.

Bir sürenin ardından Fern, Dave'in evine gider. Dave'in evi düzenli ve konforludur. Fern o evde uyuyamaz. Çünkü travma yaşayan insanlar için güvenlik, konforla aynı şey değildir. Fern'in güvenli hissettiği yer karavanıdır.

Kapısını kendisi kapattığı karavanında yorganını ağzına kadar çeker, çocukların kendilerini battaniyeye sararak sakinleştirmesine benzer bir hâlle kendini teselli etmeye çalışır.

Dave'in hayatın kalanını birlikte tamamlama teklifi ve onun kalıcı düzeninde olma hissi Fern'in hiç de hazır olmadığı ve ona iyi gelmeyen bir durum olmuştur. Bu yeni hâli benimsemek istemez ve yollara, yani eski düzenine döner.
 

Nomadland, 2021 Oscar’larında En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanarak hikâyesini sinema dünyasının en büyük sahnesine taşıdı
Nomadland, 2021 Oscar'larında En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanarak hikâyesini sinema dünyasının en büyük sahnesine taşıdı

 

Nomadland'da karavancıların kamp alanında insanlar sosyalleşirler. Filmin bu kısmı insanların sınırlı da olsa birbiriyle iletişimde olmadan yapamadığının bir göstergesi olarak okunabilir. İnsan insana muhtaçtır.

Kamp alanında bir araya gelen bu karavancılar birbirlerine geçmişlerini anlatırlar. Adeta bir yas topluluğu gibilerdir. Ortak noktaları, hayatın bir yerinde derin bir kayıp yaşamış olmalarıdır: Bir adam oğlunu kaybetmiş, bir kadın geçirdiği kanserden söz ediyor. Bir başkası eşini, bir diğeri işini kaybetmiş. Bob Wells'in anlattıkları ise bütün bu hikâyeleri aynı yerde buluşturuyor.

Karavan hayatı ya da "uzakta bir hayat" fikri, yalnızca doğada kendinle olma arzusu değildir. Bu filmde Fern'de de olduğu gibi insan kendisini yeniden duyabileceği bir sessizlik arayışı içinde, buradaki asıl konu sessizliğin her zaman huzur getirmediğidir. Bu yüzden Nomadland, karavan hayatını ne yüceltir ne küçümser. Onu olduğu gibi gösterir: Hem bir nefes alanı hem de bir kırılganlık alanı olarak.


İnsan her şeyi geride bırakabilir mi?

Kız kardeşiyle olduğu sahnelerde, Fern'in "normal" hayata geri dönme ihtimali üzerinde durulur. Bir ev, bir aile sofrası, daha düzenli bir yaşam… Fakat Fern bu çağrıya yakınlık göstermez. Çünkü onun için eşinin kaybından sonra eski hayata dönmek, sadece eve dönmek değil; artık var olmayan bir benliğe dönmekle eş değer olmuştur.

Fern eşini, işini, gençliğini, alışkanlıklarını ya da kendisine ait o bitmemiş hikâyeyi; yeni bir ilişki, yeni bir ev teklif edilse bile içine alamadığından orada dondurur. Fern'in yolda kalışı, bu nedenle inatçı bir özgürlük arzusundan çok, yasın kendine özgü dili gibidir.

Bugünün insanı da sık sık "hayatımı değiştirmek istiyorum" derken aslında şunu söylemeye çalışır:

Eski hayatımın içinde kendimi bulamıyorum.


Ancak hayatı değiştirmekle iç dünyayı dönüştürmek aynı şey değildir. Karavanın yönünü değiştirmek mümkündür; ama insanın içindeki boşluğun yönü her zaman kolayca değişmez.


Birlikte olmak ve yalnız kalmak arasındaki ince çizgi

Filmde Fern'in karşılaştığı göçebe toplulukla, yalnızlığın bütünüyle terk edilmediği ama dayanışmanın da mümkün olduğu sınırlı bir dünya kurar. İnsanlar birbirlerinin hayatına sahip çıkmaz; birbirlerine alan açarlar. Kimse kimseyi kurtarmaya çalışmaz. Ama biri zorlandığında yanında olur.

Belki de modern insanın özlediği şey tam olarak budur: Müdahale etmeyen ama kaybolduğunda el uzatan bir yakınlık. Şehir hayatında insanlar çoğu zaman ya birbirinin hayatına fazla girer ya da birbirine hiç değmez. Oysa sağlıklı bağ hem yakınlığı hem sınırı taşıyabilen bağdır.


Yol her zaman kaçış değildir ve her yol iyileştirmez

Fern'in filmin sonunda yeniden yola çıkması, izleyiciye kesin bir cevap vermez. Onun seçimi hem güçlü hem hüzünlüdür. Film, hayattaki her sorunun bir cevabı, her acının bir çözümü olmadığını bize hatırlatır. Hayatta her şey çözülmüyor; insan onları hayatının içinde taşımayı öğreniyor.

Bugün "her şeyi bırakıp gitmek" isteyen insan için de mesele yalnızca gitmek değil, gittiğimiz yerde kendimizle nasıl bir ilişki kuracağız? Sorusudur. Doğaya, yola, sessizliğe ya da yalnızlığa sığınırken iç sesimizi dinlemeye hazır mıyız?

Bugün birçok insan karavanlara bakarken özgürlüğü görüyor. Nomadland ise aynı karavana biraz daha yakından bakmamızı istiyor. O küçük aracın içinde yalnızca bir yatak, birkaç tabak ve katlanır sandalyeler yok.

Orada kaybedilmiş bir eş, kapanmış bir kasaba, geride bırakılmış bir hayat ve taşınmaya devam eden bir yas var. Fern'in yolculuğu ise acıyı geride bırakmak değil; onu hayatın içine yerleştirip yine de yollara devam edebilmektir.

Yol, yolda olmak aslında pozitif bir duygudur, ama eğer dönecek bir evin varsa.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU