Bir bez parçası Arjantinlilere ulusal toprakların değerini nasıl hatırlattı?

Özgür Uyanık Independent Türkçe için yazdı

Arjantinliler, Milei hükümetinin özel mülkiyet yasasına karşı Buenos Aires'teki Kongre önünde "Vatan satılamaz" sloganıyla sokağa çıktı / Fotoğraf: AFP

6 Ağustos Perşembe günü, saatler akşamüzeri 5'i gösterdiğinde, Arjantin ulusal meclis binasının bulunduğu "Congreso" meydanı dolmuştu.

Siyasi partiler, sosyal hareketler, sendikalar, gecekondu kooperatifleri, küçük çiftçiler, toprak işçileri Milei hükümetinin meclise getirdiği "Özel Mülkiyetin Dokunulmazlığı" yasasını engellemek için oradaydılar.

O saate kadar her şey normaldi: Polis ve Jandarma, Kongre binasının arkasındaki Entre Rios ve Callao cadde köşelerine yığılmıştı. Önde ise bir sahne kurulmuş ve müzik grupları konserler veriyordu.

Fakat saat 5'ten itibaren küçük gruplarla güvenlik güçleri arasında temas oluştu ve önce tazyikli su, biraz biber gazı ve ardından göz yaşartıcı gazla baskı operasyonu başladı. Yaklaşık bir saat boyunca, Kongre önündeki protesto dağılmadan nispeten dar bir alanda bu baskı sürdü.

Kongre binasının yanından geçen Hipolito Yrigoyen Caddesi'ndeki güvenlik güçleri göz yaşartıcı gazın etki alanını meydanın merkezine doğru genişletmeye başladı. Polis barikatları yıktı ve meydanı boşaltmak için protestocuları kovaladı.
 

 6 Ağustos’ta Buenos Aires’teki Kongre önünde düzenlenen protestoda güvenlik güçleri kalabalığa tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla müdahale etti
6 Ağustos’ta Buenos Aires’teki Kongre önünde düzenlenen protestoda güvenlik güçleri kalabalığa tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla müdahale etti

 

Operasyon çevre sokaklara doğru genişledi. Basınçlı su ve göz yaşartıcı gaza ek olarak plastik mermiler kullanılmaya başlandı. Bu sırada motosikletli ekipler, kitle içinden protestocuları tek tek avlıyordu.

Defalarca tanık olduğum bu görüntü bana 20'nci yüzyılın başında Patagonya'daki yerli avını anımsatır.

Çıplak yerliler hayvan gibi avlanılıp, toplanmış; kadınlar ve erkekler birbirinden koparılıp kuzeye taşınmış; hayatta kalanlar Martín García Adası'na kapatılarak tükenmeleri sağlanmıştı.

Çağdaş Arjantin yerlileri artık çıplak değil. Çoğu, gökyüzü mavisine boyalı, Arjantin millî takımı formaları giyiyor.

Bu yoksullar, yerliler ve isyancılar bir aydan kısa süre önce, aynı formalarla Dünya Kupası'nda ulusal takımlarını destekliyorlardı.

Şimdi aynı forma ve İngiltere maçı sonunda açılan "Las Malvinas son Argentinas" (Falkland Adaları Arjantin'indir) pankartıyla; yabancılara toprak mülkiyeti hakkını sınırsız hâle getiren yasaya karşı Patagonya'yı, topraklarını ve sularını savunuyorlar.
 

Arjantinli taraftarların açtığı “Las Malvinas son Argentinas” pankartı, futbol coşkusunu ülkenin uzun süredir taşıdığı egemenlik meselesiyle buluşturdu
Arjantinli taraftarların açtığı "Las Malvinas son Argentinas" pankartı, futbol coşkusunu ülkenin uzun süredir taşıdığı egemenlik meselesiyle buluşturdu

 

1986 Dünya Kupası'nda, "Tanrı'nın Eli" ve Maradona'nın 9 İngiliz oyuncuyu çalımlayarak attığı golle kazandığı zaferin 40. yıldönümünde, Arjantinliler 2 asırlık ulusal davalarını hatırladılar.

ABD'deki kupa sırasında 2 Arjantinli taraftarın otel çarşafına yazıp maç sonunda sahaya attıkları pankart, millî takım oyuncuları tarafından dalgalandırılmıştı.

"Siyonistlik ve FIFA tarafından kayırılma" hikâyelerinin pompalanmasıyla, neredeyse tüm dünya aniden Arjantin'den nefret etmeye karar verdiği sırada bu ülkede başka bir şey oluyordu.

Arjantin teknik direktörü Scaloni oyuncularının yerli kanı taşıdığını söylüyor, futbolcular Milei yönetiminin hiç hatırlamak istemediği işgal altındaki adalarına sahip çıkıyor ve halk, yabancılara toprak satışına karşı sokağa dökülüyordu.

Maç sonrası açılan pankartı İngiliz sağ partileri "Üçüncü Dünyacılık" olarak nitelendirdi ve İngiltere'de oynayan Arjantinli millî takım futbolcularının vizelerinin iptal edilmesini istedi.

"Falkland Adaları Arjantin'indir" yazan sürpriz pankart, ulusal egemenlik fikrinden takımın belirsiz ideolojisine kadar tüm çelişkileri güçlendirdi.

Bir bez parçası; yoksul ve yağmalanan, yalnız ve acı çeken Arjantin'e yaşam gücü sağlamıştı.

Ve tuhaftır, Netanyahu ve Trump'ın suçlarına hiçbir katılımı olmayan yoksul Arjantin'e karşı herkes NATO üyesi ve Avrupalı sömürgeci bir krallık olan İspanya'yı destekliyordu…

Akşam saat 8 olduğunda başkent sokaklarında hâlâ 4 bin dolayında Arjantinli polisle çatışmaya devam ediyordu.

Binlerce kişi plastik mermilerle yaralandı ve solunum problemleriyle hastaneye taşındı.

Protestocular su ve gaz arasında; ıslak, kirli ve buruşuk "Vatan satılamaz" (Patria no se vende) ya da "Sömürge Olmayacağız" pankartlarını dik tutmaya çalışıyorlardı.

Yasa her ne kadar "özel mülkiyet" başlığıyla sunulsa da kamuoyunda "yabancıya toprak satışı" yasası olarak tanınıyor.
 

“Vatan satılamaz” sloganı, Arjantin’de toprak satışının yalnızca bir mülkiyet değil, egemenlik ve doğal kaynaklar meselesi olarak görülmesinin simgesine dönüştü
"Vatan satılamaz" sloganı, Arjantin’de toprak satışının yalnızca bir mülkiyet değil, egemenlik ve doğal kaynaklar meselesi olarak görülmesinin simgesine dönüştü

 

Esasında mevcut "Kırsal Arazi Kanunu" yabancı yatırımı yasaklamıyor. Hâlihazırda 16 milyon hektar Arjantin toprağı yabancıların elinde. Öyle ki 31 ilçede yabancı mülkiyetindeki arazi oranı, kanunun belirlediği yüzde 15'i aşmış durumda.

Salta eyaletinde bazı ilçelerde yabancıların elindeki topraklar yerellerin sahip olduğundan fazla. Misiones'de ise bu tamamen kontrolden çıkmış durumda: yabancıların toprak mülkiyeti yüzde 40'a ulaşmış durumda.

Kongreye getirilen yasa tasarısı bundan farklı olarak, tek bir yabancının sahip olabileceği arazi oranının azami yüzdesi ve tarım bölgesinde satın alabileceği hektar gibi kısıtlamaları ortadan kaldırıyordu.

Ülke çapına yayılan protestolar eşliğinde 3 defa meclise getirilen yasanın bu kısmı çarşamba günü geri çekildi.

Yasanın geri çekilen maddelerinden biri de "Yangın Yönetimi Kanunu'ndaki değişiklik"ti.

Yangın Yönetimi Yasası'ndaki değişiklik, ormanların yakılması ve daha sonra arazinin daha düşük fiyata satın alınması uygulamasını teşvik ediyordu. Koruma altındaki doğal alanlarda yangın sonrasında 60 yıl boyunca arazi kullanım değişikliği ve yapılaşma yasağını kaldırıyordu.

Arjantin geniş ve değerli doğal kaynaklara sahip, tüm zenginliğin topraktan çıktığı tipik bir Güney Amerika ülkesi.

Arjantin çok önemli kaynaklara sahip: lityum, bakır, tatlı su, hidrokarbonlar, gıda ve biyolojik çeşitlilik. İnsanlar ve topluluklar bu topraklarda yaşıyor. Bu kaynaklarla ilgili kararlar, bulundukları bölgelerin ötesine uzanan ve tüm ülkeyi etkileyen geniş kapsamlı etkilere sahip.

Bu nedenle, arazi alımları bir emlak tartışması değil, servet dağılımı, herkesin yaşamı ve geleceğini etkileyen bu kaynaklar hakkında kimin karar vereceğiyle ilgili bir tartışmadır.

Yasa, yabancı sermayeye ve buna bağlı yerel aktörlere doğal kaynaklara ve stratejik varlıklara el koyma konusunda serbestlik tanımayı amaçlıyor.

Yasa, kırsal arazilerin belli ellerde toplanmasını kolaylaştırırken; yerli toplulukların veya köylü ailelerinin yaşadığı bu topraklarda tahliye riskini artırıyor.

Hukuki ihtilaflarda da oyunun kurallarını zenginler lehine değiştiriyor. Kentsel ve kırsal mülklerin hızlı bir şekilde tahliyesine olanak tanıyor. İnsanları onlarca yıldır üzerinde yaşadıkları topraklardan kovmayı mümkün kılıyor.

Senatoda yabancılara toprak satışı ve yangın yönetmeliğindeki değişiklik reddedilse de tahliyeleri kolaylaştıran ve kamulaştırmayı sınırlayan bölüm onaylandı.

Kamulaştırma yetkisi sermayenin sınırlarını çizmek açısından önemliydi: Zira oligarşiye ait kullanılmayan –genelde bataklık olan– arazilerdeki yerleşimler zamanla kamulaştırılıyordu.

Sonuç olarak Milei yönetiminin sermayenin iç ve dış, irili ufaklı her kesimini arkasına toplamak için kurguladığı bu yasa arzu ettiği gibi çıkmadı.

Duayen gazeteci Jorge Fontevecchia'nın dediği gibi bu yasa "toprak yasasıyla ilgili anlaşmazlıkla veya egemenliğin ekonomik boyut da dahil olmak üzere çeşitli açılardan ne olduğuna dair ontolojik tartışmayla da sınırlı değildi. Daha basitçe ifade etmek gerekirse, tahliye yasasıyla da sınırlı değildi."

Yasa etrafında dönen tartışma yasanın kendisinden daha önemliydi.

Halk güçleri, bir zafer kazanmadı ama toprağı ve mülksüzleri savunarak ilkesine sadık kaldı.

İktidar ise büyük sermayeye verdiği sözü tutamadı ve çatışmayı bir avuç ev sahibiyle kiracı anlaşmazlığına indirgedi.

Öğretmenler grevinin yayıldığı koşullarda yasanın teklif edildiği gibi geçmemesi hükümeti liman işçileri karşısında geri adım atmaya zorladı: Sektörü kamu denetimi dışına bırakacak olan düzenlemeyi iptal etti.

Kongrede azınlıkta olan Milei yönetimi; sermaye piyasası reformu, Merkez Bankası düzenlemesi, vergi affı gibi öncelikli başlıklara yoğunlaşmak zorunda kaldı.

Dünya Kupası'nda açılan bir bez parçası Arjantin'de iktidarın sınırlarını belirledi.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU