Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 25 Haziran’da iki günlük resmi temaslar için Kanada’ya hareket ederken Ankara’nın gündeminde aslında tek bir soru vardı:
Uçağa binerken elindeki dosyanın içinde ne var?
Ziyaret programında nükleer tesis turundan iş dünyası buluşmalarına, mevkidaşı Anita Anand ile görüşmeden savunma sanayii başlıklı oturumlara uzanan yoğun bir ajanda yer alıyor.
Bu ajanda, ilk bakışta rutin diplomatik trafik gibi dursa da Türkiye’nin savunma sanayiinde bağımsızlaşma arayışı ve küresel güç rekabeti bağlamında daha derin bir stratejik okumanın kapısını aralıyor.
Ankara son yıllarda Londra’dan Körfez’e, Sofya’dan Brüksel’e uzanan hatta güvenlik, enerji ve savunma eksenli yeni ağlar örüyor. Aynı hatta şimdi Ottawa’nın eklenmesi, Türkiye’nin Batı içi güç kaymalarını dikkatle izlediğini ve bu kaymalarda kendine alan açmaya çalıştığını gösteriyor.
Savunma sanayiini bir ihracat kalemi olarak değil de dış politikanın sert ve yumuşak güç unsurlarını birleştiren ana omurga olarak okursak, Fidan’ın çantasındaki dosyanın ağırlığını çok daha net hissederiz.
Bir başka deyişle, Kanada ziyareti teknik bir görüşme turu olmaktan öte, Türkiye’nin kriz diplomasisini, savunma sanayiindeki özerklik hamlesini ve yeni ortaklık mimarisini aynı denklemde buluşturma girişimi.
Bu denklemi anlamak için hem Ankara’nın son yıllarda yürüttüğü savunma odaklı diplomasi çizgisine hem de Kanada tarafında yavaş yavaş şekillenen “üret, ortaklık kur, satın al” anlayışına yakından bakmak gerekiyor.
Bakanımız @HakanFidan, Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile Toronto’da Darlington Nükleer Tesisi’ni ziyaret ederek incelemelerde bulundu. pic.twitter.com/Iia7XvUn1z
— T.C. Dışişleri Bakanlığı (@TC_Disisleri) June 25, 2026
Savunma sanayii: Yaptırımdan kaldıraç arayışına
Türkiye’nin savunma sanayii hikayesi, uzun süre tedarik bağımlılığı ve ithalata dayalı bir yapı üzerinden okunuyordu.
Son 15 yılda İHA, SİHA, zırhlı platformlar, deniz projeleri ve elektronik harp alanlarında atılan adımlar bu hikâyeyi büyük ölçüde dönüştürdü.
Artık Ankara için mesele “kendi silahını üretmek”ten çok, bu üretim kapasitesini pazarlık masasında siyasi ve stratejik bir manevra alanına çevirmek.
Bu dönüşümün bir yüzünde, F-35 programından çıkarılma ve F-16 modernizasyon süreçlerine sıkışan klasik tedarik tartışmaları var.
Diğer yüzünde ise, Türkiye’nin birçok kriz bölgesinde aynı anda hem arabulucu hem de silah tedarikçisi konumuna gelmesi yatıyor.
Libya’dan Karabağ’a, Ukrayna’dan Körfez’e kadar uzanan geniş hatta Türk savunma ürünlerinin varlığı, Ankara’ya sahada askeri dengeyi etkileyebilen, masada ise diplomatik ağırlığını artıran bir enstrüman sunuyor.
Burada kritik nokta şu: Savunma sanayiindeki özerkleşme, Türkiye’yi Batı sisteminin dışına iten değil, tam tersine bu sistem içinde farklı ağırlık merkezleri arasında denge kurmaya çalışan bir aktöre dönüştürüyor.
Fidan’ın dosyasında yer alacak savunma projeleri de muhtemelen bu dengeleme stratejisinin Kanada ayağını temsil ediyor.
Kanada faktörü: Krizden ortaklığa giden yol
Türkiye’nin Kanada ile savunma alanındaki dosyası, geçmişte insansız hava aracı bileşenlerine getirilen ihracat kısıtlamaları nedeniyle oldukça gerilimli bir zeminde ilerledi.
SİHA programında kullanılan bazı kritik optik ve elektronik parçalar üzerinden yaşanan tartışmalar, ikili ilişkilerin seyrini uzun süre gölgeledi.
Bugün ise bu durum yavaş yavaş tersine dönüyor; Ottawa yönetimi savunma ve sanayi alanında Türkiye ile iş birliğini hızla genişletmek istediğini daha yüksek sesle ifade ediyor.
Kanada’nın “üret, ortaklık kur, satın al” şeklinde özetlenen yeni yaklaşımı, klasik alıcı-satıcı ilişkisinden çok, ortak üretim ve teknoloji paylaşımına dayanan esnek modelleri işaret ediyor.
Türkiye’nin son yıllarda Birleşik Krallık ve Körfez ülkeleriyle imzaladığı ortak geliştirme anlaşmaları hatırlandığında, Ottawa’nın da benzer bir formül aradığı söylenebilir.
Bu noktada, Türk savunma ekosisteminin hem NATO standardına uyumlu hem de sahada test edilmiş platformlar sunabilmesi masada güçlü bir argüman yaratıyor.
Açık konuşmak gerekirse, Kanada tarafı da Türkiye’yi yalnızca bir pazar olarak görmüyor. Ukrayna savaşı sonrası Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin hızla yeniden şekillenmesi, Kuzey Kutbu ve Kuzey Atlantik hattında askeri yığınağın artması, NATO’nun doğu kanadı kadar kuzey boyutunu da öne çıkardı.
Türkiye’nin Karadeniz güvenliği, enerji koridorları ve güney kanattaki rolü, Kanada açısından savunma sanayii iş birimini saf teknik bir dosya olmaktan çıkarıp stratejik dosya haline getiriyor.
Kriz diplomasisi ile savunma dosyasının kesiştiği yer
Fidan’ın son dönemdeki diplomasi trafiğine baktığımızda, savunma sanayii başlığı neredeyse her dosyada kendisini belli ediyor. Sofya’da enerji ve ulaştırma konuşurken savunma sanayii de masadaydı.
Londra’da güvenlik ve ticaret başlıklarının yanına savunma tedariki ve ortak üretim vizyonu eklendi.
Şimdi Kanada hattında benzer bir çerçeve oluşuyor. Bu tekrar eden desen, aslında Türkiye’nin kriz diplomasisini savunma sanayiiyle bilinçli şekilde iç içe geçirdiğini gösteriyor.
Kriz diplomasisi derken sadece klasik arabuluculuk rollerini kastetmiyorum bu noktada. Gazze’den Karadeniz’e, Kafkasya’dan Afrika’ya uzanan geniş coğrafyada Türkiye, farklı çatışma dosyalarında kimi zaman ateşkes, kimi zaman mahkûm takası, kimi zaman da enerji güvenliği başlıkları üzerinden devreye giriyor.
Bu alanlarda kullanılan dil, askeri kapasite ile diplomatik inisiyatifin birbirini besleyecek şekilde kurgulandığını ortaya koyuyor.
Tam da bu nedenle, Kanada ile yürütülecek savunma görüşmelerinin yeni bir ihracat hattından ziyade Kuzey Atlantik eksenli kriz başlıklarında Türkiye’nin oyun alanını genişletebilecek bir araç olarak okunması daha doğru olur.
Fidan’ın çantasında, Ukrayna savaşının seyri, Karadeniz’deki denge, enerji güvenliği ve NATO içi iş bölümü tartışmalarının hepsinin bir şekilde savunma dosyasıyla bağlantılandırıldığı bir çerçevenin bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.
Yeni ortaklık mimarisi: Çok kutuplu, çok katmanlı
Türkiye’nin savunma sanayii üzerinden kurmaya çalıştığı yeni ortaklık modeli, klasik “Batı ya da Doğu” ikilemini artık aşmış durumda.
Bir yanda ABD ile F-16 dosyasını ilerletmeye, diğer yanda Birleşik Krallık ile yeni nesil platform projeleri geliştirmeye, Körfez ve Asya ülkeleriyle ortak üretim hatları açmaya çalışan bir Ankara var.
Kanada ayağı bu mozaikte hem transatlantik bağlantıyı güçlendiren hem de teknoloji ortaklığı potansiyeli taşıyan bir halka olabilir.
Burada kritik soru şu:
Türkiye bu çeşitlenmeyi, bağımlılık riskini dağıtan bir sigorta poliçesi gibi mi kullanacak, yoksa her biriyle derinleşen uzun vadeli teknoloji ortaklıklarına mı evrilecek?
Biz, Ankara’nın önümüzdeki dönemde hibrit bir çizgi izleyeceğini ifade edebiliriz.
Bazı alanlarda hızla sonuç veren proje bazlı iş birlikleriyle yol alınırken, özellikle hava ve uzay, siber güvenlik, yapay zeka destekli savunma sistemleri gibi stratejik segmentlerde daha seçici ve uzun vadeli ortaklıklar tercih edilecektir.
Kanada ziyaretinin zamanlaması da bu hibrit yaklaşımın ipuçlarını veriyor.
Avrupa’da savunma harcamalarının arttığı, NATO’nun yeni tehdit algılarını güncellediği ve Asya-Pasifik rekabetinin Atlantik’e yansımalarının hızlandığı bir dönemde, Türkiye hem kendi savunma programını dış baskılara karşı dayanıklı kılmaya hem de bu programı üzerinden manevra alanını genişletmeye çalışıyor.
Fidan’ın çantasında bu iki hedefi aynı anda besleyen model arayışlarının olması kuvvetle muhtemel.
Çarpıcı olasılık: Kanada dosyası yeni bir “test sahası” mı olacak
Son olarak, çantadaki dosyanın geleceğe dönük ne tür sonuçlar doğurabileceğine dair bir tahminde bulunalım.
Kanaatimce Kanada ziyareti, Türkiye’nin savunma sanayii odaklı dış politikasında yeni bir “test sahası” işlevi görebilir.
Eğer Ottawa ile ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve kriz odaklı savunma danışmaları iç içe geçen bir model kurulursa, bu formül kısa sürede başka NATO ülkelerine ve hatta Avrupa-Atlantik dışındaki aktörlere de uyarlanabilir.
Tersi senaryoda, yani dosyanın ağırlıklı olarak sembolik mesajlar ve sınırlı teknik adımlarla sınırlı kalması halinde, Ankara’nın savunma diplomasisi dosyasını daha çok Birleşik Krallık, Körfez ve Asya hattına yasladığını görebiliriz.
Ancak mevcut uluslararası konjonktür, Kanada gibi orta güçlerle derinlikli savunma ortaklıklarının hem siyasi hem de ekonomik açıdan cazibesini artırıyor.
Bu yüzden, birkaç yıl içinde Türk savunma platformlarının Kuzey Amerika kaynaklı alt sistemlerle entegre olduğu, ortak Ar-Ge projelerinin konuşulduğu bir manzara karşımıza çıkarsa şaşırmamak gerekir.
Özetle, Fidan’ın çantasında yalnızca teknik çizimler, niyet mektupları ve müzakere notları yok.
Aynı zamanda Türkiye’nin çok kutuplu dünyada savunma sanayii üzerinden kendine yeni bir yer açma iddiasının taslağı var.
Bu taslak doğru okunur ve doğru icra edilirse, Kanada dosyası Ankara’nın önümüzdeki on yılını şekillendirecek savunma diplomasisi mimarisinin ilk taşlarından biri haline gelebilir.
Kaynaklar:
1. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-yarin-resmi-temaslarda-bulunmak-uzere-kanadaya-gidecek/3976484
2. https://www.dha.com.tr/politika/bakan-fidan-yarin-kanadaya-gidecek-2897651
3. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kanada-turkiyeye-yonelik-silah-ihracati-kisitlamalarini-kaldirdigini-duyurdu/3122477
4. https://tr.euronews.com/2024/01/30/kanada-turkiyeye-yonelik-silah-ihracati-kisitlamalarini-kaldirdi
5. https://gdh.digital/haber/kanada-savunma-sanayiinde-turkiye-ile-is-birligini-genisletmek-istiyor-at5vwpqe9md
6. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kanada-basbakani-carney-turkiyeyi-inanilmaz-onemli-stratejik-muttefik-olarak-niteledi/3964747
7. https://www.canada.ca/en/global-affairs/news/2026/06/minister-anand-to-welcome-turkish-counterpart-to-canada.html
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish