İsrail, Eylül 2024’te Hizbullah’ı askeri olarak felç etmeyi hedefleyen kapsamlı bir operasyon başlattı. Çağrı cihazları patladı, üst düzey komutanlar peş peşe öldürüldü, tünel ağları vuruldu. Hasan Nasrallah’ın ölümüyle birlikte örgütün liderlik yapısı ağır darbe aldı. Rıdvan Gücü’nün önemli bölümü savaş dışı kaldı. Güney Lübnan’da yaklaşık bir buçuk milyon insan yerinden edildi.
Savaşın ilk aşamasında ortaya çıkan tablo, Hizbullah’ın kuruluşundan bu yana karşılaştığı en ağır kriz olarak yorumlandı. Dışarıdan bakıldığında temel soru şuydu: Bu yapı yeniden toparlanabilecek miydi?
Aradan geçen yaklaşık 15 ayın ardından sahada görülen tablo, farklı bir gerçeğe işaret etti. Hizbullah 2026’ya, savaş yöntemlerini dönüştürerek girdi. Ortaya çıkan yapı, 2024’te ağır darbe alan örgütten de farklıydı.
Yenilgi bir ders olarak okundu
Amerikalı stratejist John Warden’ın geliştirdiği “Beş Halkalı” savaş teorisi, düşmanı birbirine bağlı sistemlerden oluşan yaşayan bir organizma gibi tanımlar. Liderlik, iletişim ağı, altyapı, sivil destek tabanı ve saha birlikleri aynı anda hedef alındığında sistemin bütünsel olarak çökeceği varsayılır.
İsrail’in 2024 operasyonları büyük ölçüde bu mantığa dayanıyordu. Hizbullah’ın komuta zinciri kesildi, güvenli iletişim sistemi çöktü, lojistik hatları vuruldu. Özellikle üst düzey komutanlara yönelik operasyonlar, örgütün karar alma mekanizmasını felç etmeyi amaçladı.
Ancak ortaya çıkan sonuç, klasik devlet yapılarından farklı oldu. Çünkü Hizbullah merkezi bir devlet aygıtı değildi. Yerel hücre sistemleri, paralel ağlar ve dağınık saha yapılanmaları, örgütün tamamen çökmesini engelledi.
2024 savaşı Hizbullah açısından doktrinel bir kırılmayı getirdi. Örgüt üç temel sonuç çıkardı: Merkezi yapı kırılgandır, büyük birlikler kolay hedeftir ve elektronik iletişim sürekli izlenmektedir.
2026 doktrini büyük ölçüde bu üç ders üzerine inşa edildi. Daha küçük birlikler, daha sınırlı iletişim, daha düşük görünürlük ve daha hızlı saldırı döngüsü.
Kalabalıktan kaçış
Savaşın en önemli sonuçlarından biri, büyük birlik yoğunlaşmalarının modern gözetleme sistemleri karşısında ciddi zafiyet yaratmasıydı. İsrail’in insansız hava araçları ve gerçek zamanlı istihbarat kapasitesi, savunma hatlarındaki her hareketliliği dakikalar içinde hedefe dönüştürebiliyordu.
Bu nedenle örgüt, 2025’ten itibaren daha küçük ve bağımsız hücre modeline yöneldi. Yeni sistemde 3 ila 6 kişilik ekipler merkezi komutayla minimum temas kurarak hareket ediyor. Bir hücre etkisiz hale getirildiğinde diğer hücreler operasyonlarını sürdürebiliyor.
Coğrafi yapılanma da değişti. Güney Lübnan’daki Nasr Birliği ve Aziz Birliği daha çok savunma ve pusu operasyonlarına yönelirken, Litani Nehri’nin kuzeyindeki Bedir Birliği lojistik koordinasyonun ve ateş desteğinin merkezi haline geldi.
İsrail’in Hizbullah’ı Litani’nin kuzeyine itme stratejisi, örgüt tarafından farklı biçimde yorumlandı. Güneydeki alanlar ön cephe yıpratma hattına dönüşürken, kuzey bölgeleri daha güvenli komuta ve ikmal alanı olarak kullanılmaya başlandı.
Kablosuz değil, kablolu
Hizbullah’ın teknolojik dönüşümünün merkezinde fiber-optik güdümlü dron sistemleri bulunuyor. Bu tercih doğrudan 2024’te yaşanan kayıpların sonucu olarak ortaya çıktı.
Geleneksel tanksavar sistemleri operatörü uzun süre açık alanda bırakıyordu. Radyo frekanslı dronlar ise İsrail’in elektronik harp sistemleri tarafından karıştırılabiliyordu.
Fiber-optik dronlar bu iki soruna karşı geliştirilen düşük maliyetli bir çözüm oldu. Operatöre fiziksel kabloyla bağlı çalıştıkları için elektronik karıştırma sistemlerinden etkilenmiyorlar. Aynı zamanda yüksek çözünürlüklü canlı görüntü sayesinde hedef tespiti çok daha hassas hale geliyor.
Bu sistemlerin maliyet avantajı da dikkat çekici. Yaklaşık birkaç yüz dolarlık bir dron, milyonlarca dolarlık zırhlı araçları veya ileri gözetleme sistemlerini tehdit edebiliyor.
Sahadaki kullanım modeli de değişmiş durumda. Dronlar çoğu zaman üçlü gruplar halinde kullanılıyor: İlk araç keşif yapıyor, ikinci saldırıyı gerçekleştiriyor, üçüncü ise olay yerine gelen destek ekiplerini hedef alıyor.
İsrail ordusunun 2026’da hazırladığı değerlendirme raporlarında, bu tür sistemlerin ciddi operasyonel sorun yarattığı belirtilmeye başlandı. Özellikle alçak irtifada hareket eden küçük dronlara karşı etkili çözüm üretilememesi, İsrail ordusunu daha basit savunma yöntemlerine yöneltti. Bazı birliklere ağ sistemleri ve modifiye optikler dağıtıldı.
Bu tablo, yüksek teknolojili savaş ortamında düşük maliyetli araçların nasıl stratejik etki yaratabildiğini gösteriyor.
Vuruş ve keşif aynı anda
Hizbullah’ın yeni savaş modelindeki en dikkat çekici kavramlardan biri “paralel keşif” yöntemi oldu.
Bu modelde keşif ve saldırı birbirinden ayrılmıyor. Bir kamikaze dron veya Elmas tanksavar sistemi hedefe yönelirken, üzerindeki kamera yalnızca hedefi değil çevredeki hareketliliği de eş zamanlı biçimde merkeze aktarıyor.
Elde edilen koordinatlar anında havan, roket veya topçu birliklerine gönderiliyor. Böylece ilk saldırının hemen ardından ikinci dalga ateş desteği geliyor.
2024’te bu süreç saatler sürebiliyordu. 2026’da ise dakikalar içinde tamamlanabilir hale geldi.
Bu yöntemin en dikkat çekici örneklerinden biri Hıyam çevresindeki çatışmalarda görüldü. İsrail birlikleri belirli noktalara girmeyi başarsa da kalıcı kontrol sağlayamadı. Her ilerleme girişimi yeni pusulara ve uzaktan kumandalı saldırılara dönüştü.
Adeyse-Kfar Kila hattında ise Hizbullah farklı bir yöntem uyguladı. Bazı alanlardan bilinçli biçimde çekildi, ardından boşalan bölgelere giren birlikleri uzaktan kumandalı patlayıcılar ve küçük saldırı hücreleriyle hedef aldı.
Buradaki amaç toprağı elde tutmak değil, İsrail’in ilerleme maliyetini sürekli artırmaktı.
İsrail’in karşı arayışı
İsrail ordusu da Hizbullah’ın yeni yöntemlerine karşı kapsamlı bir uyum sürecine girdi. 2025 boyunca gerçekleştirilen büyük tatbikatlar özellikle dron saldırıları, sınır sızmaları ve tünel savaşına odaklandı.
Ağustos 2025’te yapılan “Şafak” tatbikatı, kuvvetlerin kısa sürede mobilizasyonunda yaşanan sorunları ortaya çıkardı. Bazı senaryolarda sınır yerleşimlerinin yardım ulaşana kadar uzun süre yalnız kalabileceği değerlendirildi.
Kasım ayında gerçekleştirilen “Aslan Kükremesi” tatbikatında ise yüz seksen uçak görev aldı. Ancak tatbikat raporlarında alçak irtifada hareket eden dronların çoğu zaman ancak saldırı sonrasında tespit edilebildiği belirtildi.
Bu sonuçlar, İsrail’in teknolojik üstünlüğünün sahadaki tüm sorunları otomatik biçimde çözemediğini gösterdi.
Kablonun kırılgan yanı
Bununla birlikte Hizbullah’ın yeni modeli önemli sınırlamalar da taşıyor.
Suriye ve Irak üzerinden gelen lojistik hatların büyük ölçüde baskı altına alınması, örgütün uzun vadeli savaş kapasitesini zorlaştırıyor. İsrail’in hava üstünlüğü ve yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri de hareket alanını sürekli daraltıyor.
Küçük hücre modeli operasyonel dayanıklılığı artırsa da merkezi koordinasyonu zorlaştırma riski taşıyor. Ayrıca askeri yapı ile siyasi kanat arasındaki mesafenin büyümesi, uzun vadede örgütün toplumsal tabanıyla ilişkisini de etkileyebilir.
Sonuç
2024 sonrası ortaya çıkan tablo, Ortadoğu’daki savaşların karakterinin değiştiğini gösteriyor. Büyük orduların doğrudan karşılaşmasından çok, sürekli adaptasyon üreten küçük ve esnek yapılar öne çıkıyor.
İsrail’in teknolojik üstünlüğü sahadaki baskıyı sürdürürken, Hizbullah düşük maliyetli sistemler ve hücresel organizasyon modeliyle bu üstünlüğün etkisini azaltmaya çalışıyor.
Bugün ortaya çıkan denge, kesin bir askeri zaferden çok karşılıklı öğrenme sürecine dayanıyor. Mevcut tablo, bölgedeki yeni çatışma modelinin artık tarafların değişen koşullara ne kadar hızlı uyum sağlayabildiğiyle belirlendiğini ortaya koyuyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish