Demokrat Parti-Atatürkçülük-irtica

Prof. Dr. Zehra Aslan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: TBMM Arşivi

Demokrat Partinin (DP) iktidara gelişiyle birlikte Türkiye’de din, laiklik ve Atatürk devrimleri etrafında şekillenen tartışmalar, yalnızca bir dönem polemiği olmanın ötesine geçerek siyasal rejimin geleceğine dair endişelerin merkezine yerleşti. 

Gerek DP’nin muhalefette olduğu yıllarda, gerekse 27 Mayıs 1960 sonrasında, partinin Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine karşı bir siyaset izlediği, hatta bu devrimlere savaş açtığı yönündeki kamuoyunda sürekli olarak gündemde tutulan iddialar, 27 Mayıs askerî müdahalesinin gerekçeleri arasında da önemli bir yer işgal etti. 

Bu dönemde Halkevlerinin kapatılması, CHP mallarının hazineye devredilmesi, din derslerinin eğitim programlarına dâhil edilmesi, imam hatip okullarının yeniden açılması ve artışı, Said-i Nursi ile kurulan temaslar ve bazı tarikatların faaliyetleri, DP’nin laiklikten ve Atatürkçülükten uzaklaştığı iddialarının başlıca dayanakları olarak öne çıktı. 

Suçlamalara karşı DP yönetiminin savunması, inkılapların artık topluma mal olduğu, esas meselenin bu kazanımları ileriye taşıyacak ekonomik ve teknolojik atılımlar yapmak gerektiği üzerine temellenirken; bu yaklaşım, Atatürkçülüğün korunması mı yoksa geliştirilmesi mi gerektiği sorusunu da beraberinde getirdi.
 

Cumhuriyet (10 Mart 1960)
Cumhuriyet (10 Mart 1960)

 

Atatürk’ün hatırasına yönelik saldırılara karşı alınan önlemler

DP döneminde irtica tartışmalarını alevlendiren en önemli gelişmelerden biri, Atatürk’ün hatırasına yönelik saldırılardı. Ticani tarikatının faaliyetleri, daha CHP iktidarı döneminde dikkat çekmeye başlamıştı. 

Atatürk’ün ölümünden 1950’ye kadar heykel, büst ve resimlerine yönelik saldırılar gerçekleşirken; DP’nin iktidarının ilk yılında da bu tür eylemler artarak devam etti. Özellikle 23 Şubat 1951’de Kırşehir’deki Atatürk heykelinin parçalanması, kamuoyunda büyük bir infial yarattı. 

Bu olayı protesto için İstanbul ve Ankara’dan buraya giden üniversite öğrencileri bir protesto mitingi düzenledi, Millî Türk Talebe Birliği Federasyonu (MTTBF), bu saldırıların önlenmesi için bir yasa çıkarılmasını istedi ve Hür Fikirler Cemiyeti de gericilikle daha etkin mücadele edilmesi çağrısında bulundu. 

Saldırıların devam etmesi üzerine Nadir Nadi, Hüseyin Cahit gibi yazarların da tepki gösterdikleri bu eylemlere karşı, Atatürk Devrimlerine Bağlılık mitingleri düzenlendi. 

Üniversite öğrencilerinin protestoları, sivil toplum kuruluşlarının çağrıları ve basının sert tepkileri, hükûmeti somut adımlar atmaya zorladı. 
 

Akşam (2 Temmuz 1951)
Akşam (2 Temmuz 1951)

 

Bu zorlamanın da bir sonucu olarak İçişleri Bakanlığı vilayetlere Atatürk heykellerinin korunmasına yönelik talimatlar gönderdi ve dini siyasete alet ettikleri gerekçesiyle Büyük Doğu, Sebilürreşad, İslamiyet gibi yayın organları hakkında soruşturmalar açıldı. 

En dikkat çekici adım ise 25 Temmuz 1951’de Atatürk’e hakaret edenler ile heykel ve anıtlarını tahrip edenlere ağır hapis cezaları öngören ve DP’nin Atatürk karşıtı eylemlere müsamaha göstermediğinin göstergesi olan Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un çıkarılmasıydı. 


Pragmatik “Atatürkçülük” 

Demokrat Parti, Atatürkçülüğü, Adnan Menderes’in topluma mal olan inkılapların korunacağı şeklindeki açıklamasından da anlaşılacağı üzere, Cumhuriyet Halk Partisinin devletçi ve ideolojik anlayışından bilinçli olarak ayırarak daha pragmatik ve seçmen odaklı olarak yorumladı. 

Bu, Atatürk’ü bir ideolojik doktrin olarak değil, milli bir kurucu lider olarak sahiplenmeyi tercih eden bir yorumlamaydı. Partinin Atatürkçülüğe bakışı ise dönemin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin “Asıl mühim olan, Atatürk bizi seviyor mu?” sorusundan hareketle mevcut olanı muhafazadan çok geliştirme ve ilerleme anlayışına dayanıyordu. 

Toplumun Atatürk’e ve inkılâplarına bağlı olan ve olmayanlar şeklinde bölünmesine karşı çıkılırken; buradaki sınır, inkılapları slogan düzeyinde savunmak değil, Atatürk’ün hedef gösterdiği “muasır medeniyet seviyesine ulaşma” idealini gerçekleştirmek olarak belirlendi. 

10 Kasım, bir yas gününden çok bir muhasebe günü olarak tanımlanarak, Atatürk sevgisinin ölçüsü “az zamanda çok iş başarmak” olarak görüldü. Bu yaklaşım, DP’nin kendisini “inkılapların bekçisi” olarak değil de “inkılapların devam ettiricisi” olarak konumlandırmayı tercih ettiğini gösteriyordu. 

Atatürkçülüğü, ekonomik ve teknolojik hedeflere varmak olarak yorumlayan Demokrat Parti, CHP’nin son döneminde başlayan laiklikle ilgili yumuşak tutumunu genişleterek sürdürmeyi tercih etmişti. 

Bu tutum, fes ve sarık giyilmesi, çok eşliliğin serbest bırakılması, hafta tatilinin pazardan cuma gününe alınması, kadınların tesettüre sokulması, okullarda Kur’an-ı Kerim ve din dersleri verilmesi gibi bazı taleplerin parti üyeleri tarafından dile getirilmesine neden oldu.

Bu faaliyetleri örnek gösteren muhalefet de Demokrat Partiyi irticaya destek olmakla irtibatlandırabildi. 


Malatya suikastı-irtica tedirginliği 

Muhalefetin irtica suçlamalarına DP içinden anında karşılık veriliyor ve Başbakan Adnan Menderes de irticanın söz konusu olmadığına, sadece bazı çevrelerin böyle bir ortam yaratmak istediğine dair açıklamalar yapıyordu. 

İrtica iddialarının gündemde olduğu bir süreçte Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’a 22 Kasım 1952 günü, 18 yaşındaki lise öğrencisi Hüseyin Üzmez tarafından Malatya’da suikast düzenlendi. 

Yalman yaralanırken; saldırının arkasında dinî kisveye bürünmüş bir örgütün olması, irtica tehlikesini açıkça ortaya koyduğu gibi hükûmetin de o güne kadar varlığını reddettiği bu tehdidi görmesini sağladı. 

Adnan Menderes, olaya sert tepki gösterdi, Milletvekili Ustaoğlu partiden ihraç edildi ve Said-i Nursi hakkında Samsun Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Kapatılan Milliyetçiler Derneğinin başkanı Sait Bilgiç ile Tahsin Tola’nın partiden ihraç süreçleri başlatıldı. 

Dinin siyasete alet edilmemesi gerektiğini söyleyen Adnan Menderes’in talimatıyla, bu tür faaliyetlerin önlenmesi için 24 Temmuz 1953’te, dini kullanarak siyasi ve şahsi nüfuz veya menfaat temin edenlere bir ila beş yıl arasında ağır hapis cezası öngören Vicdan ve Toplanma Hürriyetlerinin Korunması Hakkında Kanun çıkarıldı. 

Yalman’a yapılan suikast, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile Başbakan Adnan Menderes’i irtica konusunda tedirgin etmişti. Faik Ahmet Barutçu’nun verdiği bilgiye göre; bu tedirginlik onlara gerekirse CHP’yle birlikte gericiliğe karşı hareket etmeyi dahi düşündürdü. 

Bir başka tedirgin eden gelişme 14 Haziran 1957’de Bursa Ulu Cami’de cuma namazı sırasında Nakşibendi tarikatına mensup bir grubun, elindeki kılıçla hutbeye çıkan imama saldırması sonucunda imamın ve olaya müdahale eden bir polisin yaralanması ve ardından minbere çıkan saldırganın kendisini mehdi ilan etmesiydi. Bu gelişmeden endişe duyan Cumhurbaşkanı Celal Bayar, meseleyi irtica olarak yorumlamış ve önlem alınmasını gerekli görmüştü.

 
Suçlamalarının dayanağı 

Demokrat Parti her ne kadar laiklik uygulamalarını yumuşatmış gözükse de din temelli eylemlere göz yummak istemedi. Ancak bu istek, hükûmetin irticaya göz yumduğu suçlamalarının hedefinde olmasını da önlemedi. 

Bursa Ulu Cami’deki olay, zaman zaman Atatürk heykellerine yapılan saldırıların devam etmesi, ilerleyen süreçte de irtica iddialarının diri tutulmasını sağladı. 

İktidarı dini siyasete alet ederek kanun dışına çıkmakla suçlayanların başında, tüm ülkenin gezilip CHP’nin dinsiz olduğuna dair bir iftira kampanyası başlatıldığını ve bunlara karşı yaptıkları girişimlerden bir sonuç alamadıklarını söyleyen İsmet İnönü vardı. 

Muhalefeti ve karşısında olanları “Ehli Salip” olarak tanımlayarak din düşmanı ilan eden Adnan Menderes’in 17 Şubat 1959’daki uçak kazasından sağ kurtulmasının ardından, kamuoyunun bir kesiminde ona “evliyalık” atfeden ve kutsallaştıran söylemlerin ortaya çıkması bir kesiminde rahatsızlık yaratmıştı. 

Demokrat Partinin irtica ve din istismarına müsamaha göstererek Cumhuriyet’in ilkelerinden ödün verdiğini düşünen sadece muhalefet değildi. Bu durumdan en çok rahatsız olan ve gelişmeleri endişeyle takip eden kesim askerdi. 

Onlar, yönetimin uygulamalarının verdiği cesaretle birlikte Atatürk’ün ölümünden sonra Ticani tarikatı ile Pilavoğlu meselelerinin hafif cezalarla geçiştirildiğini, Nurculuk faaliyetlerinin ortaya çıkarak devrimlere ve Atatürk’ün hatıralarına yönelik saldırıların başladığını düşünüyordu. 

İrtica konusunda hükûmete yöneltilen eleştiriler; köy ve kentlerde Arapça eğitim veren Kur’an kurslarının sayısının artması, “ilim yayma” ve “cami yaptırma” adı altında kurulan derneklere maddi destek sağlanması, İmam Hatip öğrencilerine Atatürk düşmanlığı aşılanması, Medeni Kanun’a saldırılarak çok eşliliğin teşvik edilmesine sessiz kalınması, Isparta’da Said-i Nursi’nin risalelerinin basılarak üniversitelere sokulmak istenmesine göz yumulması ve mezhep kavgalarına zemin hazırlanması gibi gerekçelere dayandırılıyordu. 


Celal Bayar güvencesi-Menderes popülizmi 

Demokrat Partinin muhalefet dönemindeki başarısının temel dayanaklarından birisi, Atatürk ve Cumhuriyet devrimleriyle çatışmamış olmasıydı. İktidar olduktan sonra da başta Celal Bayar olmak üzere hükûmet kadrosunun Atatürk aleyhinde bir söylemine rastlanmadığı gibi, sıklıkla Büyük Kurtarıcı’ya ve devrimlerine sadakat dile getirilmişti. 
 

(TBMM Arşivi)
(TBMM Arşivi)

 

Atatürk’ün Türk siyasetine kazandırdığı bir isim olan Adnan Menderes, Atatürk devrimlerinin artık millete mal olduğuna ve onların korunması gerektiğine inanıyordu. İlk hükûmetinden itibaren hem aşırı sağ hem de sol akımların karşısında olurken laikliği, din düşmanlığı olarak değil, tüm din ve inançlara devletin eşit mesafede saygı göstermesi gerektiği ilkesi çerçevesinde yorumlamıştı. 

Demokrat Parti kurulduğunda CHP’nin son on yılını tenkit kapsamına alıp, Atatürk’ün siyasi polemiklerin dışında tutulması yönünde bir karar alınmasını sağlamıştı. 

Anıtkabir’in tamamlanmasında, Atatürk’ün na’şının Etnografya Müzesinden alınarak devlet töreniyle buraya nakledilmesinde ve Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun çıkarılmasında Bayar ile Menderes öncü olmuşlardı. 

DP’nin irticayı himayeyle itham edilmesinin önüne geçilememesinde aynı oluşum içinde farklı söylemlerin olması ve dışardan birtakım yakıştırmaların yapılması etkili olmuştu.

Celal Bayar, irtica iddialarına karşı oldukça sert ve tavizsizken, söylemlerini ve siyasetini oy kaygısı ve popülizm üzerine kurmuş bir siyasetçi olan Adnan Menderes, din konusunda kontrolü elden bırakmadan, bazı kesimlerin duymak istediklerini dillendirmekte bir sakınca görmedi. 

Bu konuda, DP içinde ve liderler arasında farklı bakış açıları olmakla birlikte, “din” konusu gerekli görüldüğünde geçmişle hesaplaşmada silah olarak kullanılabildi. 


Kurulamayan denge

Sonuç olarak Demokrat Parti iktidarı, Atatürk’ün hatıralarına yönelik saldırılara ve irticaya karşı her ne kadar tedirginlik duyup önlem alma noktasında kararlı bir tutum sergilemişse de, dini siyasete alet eden faaliyetlere göz yumduğu suçlamalarından kurtulamadı.

Parti içindeki farklı söylemler, Menderes’in zaman zaman popülist bir dil kullanması ve muhalefetin ısrarlı propagandası, bu algının güçlenmesine yol açtı. 
CHP, DP dönemi boyunca “Cumhuriyet tehlikededir” söylemini canlı tutarak geniş kitlelere ulaştırmayı başardı. 

Sonuçta, “rejimin güvencesi biziz” savunusu, muhalefetin irtica söylemi kadar etkili olamadı. 

Bugünden bakıldığında Demokrat Partinin ne Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine açık bir karşıtlık içinde olduğu ne de din temelli siyasal hareketlere sınırsız bir alan tanıdığı söylenebilir. 

Ancak din-siyaset ilişkisinde kurulamayan denge, dönemin sert kutuplaşma ortamında irtica tartışmalarını sürekli besledi. 

Bu tartışmalar, yalnızca bir iktidarın değil, Türkiye’nin demokrasi serüveninin en kırılgan başlıklarından biri olarak tarihe geçerek günümüze kadar olan tartışmalara da temel oluşturdu. 

 

 

*Kaynak: Zehra Aslan, Türkiye’nin Siyasi Tarihi: Çok Partili Dönemin Başlangıcından 27 Mayıs 1960’a, İmge Kitabevi, İstanbul 2025.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU