Yassıada yargılamaları ve ceza hukukunun temel ilkelerinin ihlâli

Avukat Turgut Özal Tekpınar Independent Türkçe için yazdı

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, Yüksek Adalet Divanı'nın verdiği tüm kararlar hükümsüz hale getiren kanun 23 Haziran 2020'de TBMM'de kabul edilmişti / Fotoğraf: AA

Hukuk tarihimiz açısından yaşadığımız en acı hukuksuzluklardan biri hiç şüphesiz Yassıada Mahkemeleri ve uygulamalarıdır.

Tarihler 27 Mayıs’ı gösterdiğinde, gece yarısından sonra başlatılan askeri darbe ile demokrasi ile iş başına gelmiş Demokrat Parti iktidarı ve TBMM oylaması ile seçilmiş Cumhurbaşkanı görevden el çektirilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yer alan bir grup cunta tarafından yönetime el konulmuştur.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başvekil Adnan Menderes, Demokrat Partili bakan ve vekiller önce evlerinden alınıp İstanbul Davutpaşa Kışlası ve Ankara Harp Okulunda toplanmış, sonrasında Marmara Denizi’nde bulunan Yassıada’ya sevk edilmişlerdir.

Çıkartılan 1 sayılı Kanun'un 6. maddesinde “Sakıt Reisicumhur ile Başvekil ve Vekilleri ve eski iktidar mebuslarını ve bunların suçlarına iştirak edenleri yargılamak üzere bir Yüksek Adalet Divanı kurulur… Sanıkların sorumluluklarını araştırmak ve haklarında son tahkikat açılarak Yüksek Adalet Divanı’na verilmeleri gerekip gerekmediğine karar vermek üzere bir ‘Yüksek Soruşturma Kurulu’ teşkil olunur” denilerek Milli Birlik Komitesi tarafından yargılama aşaması için Yüksek Soruşturma Kurulu ve Yüksek Adalet Divanı kurulmuştur.

Divan; başkan olarak Salim Başol, Selman Yörük, Rıza Tunç, Abdullah Üner, Hıfzı Tüz, Hasan Gürsel, Mehmet Çokgüler, Vasfi Göksu ve Ali Doğan Toran’dan oluşan 8 asil üye ile başsavcı olarak Ömer Altay Egesel ve 5 yardımcısından oluşmuştur.

Bu divan tarafından Yassıada’da yargılamalar 14 Ekim 1960 tarihinde başlamış ve 15 Eylül 1961’e kadar devam etmiştir.

Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından 19 ayrı konuda dava açılmıştır. Bu davalar sırasıyla kamuoyunda köpek davası olarak bilinen dava, 6-7 olayları davası, bebek davası, Vinylex ortaklığı davası, zimmet ve irtikap davası, arsa yolsuzluğu davası, değirmen davası, döviz kaçakçılığı davası, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’na aykırı hareket davası, örtülü ödenek davası, radyo davası, Topkapı olayları davası, Çanakkale iskele davası, Kayseri olayları davası, 27-28 Nisan üniversite olayları davası, Demokrat İzmir gazetesi davası, istimlak davası, Vatan Cephesi davası ve son olarak anayasal düzeni ihlal, yasama organının faaliyetlerini engelleme davasıdır.

Duruşmalar ara vermeksizin devam etmiş ve 203 gün boyunca toplamda 287 oturum yapılarak yargılama süreci tamamlanmıştır. Bu oturumlar devam ederken bazı sanıklar vefat etmiş, içlerinde Celal Bayar ve Adnan Menderes’in de olduğu bazı isimler intihar teşebbüsünde bulunmuştur.

Başsavcılık tarafından 592 sanığın 228’i hakkında idam kararı verilmesi yönünde mütalaa kurulmuştur. Yüksek Adalet Divanı, 15 Eylül 1961 tarihinde vermiş olduğu kararda; içlerinde Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın da olduğu 15 kişi hakkında idam cezasına, 31 kişi için müebbet hapis cezasına, 418 kişi için 20 yıla kadar hapis cezasına ve 123 kişi hakkında da beraat kararına hükmetmiştir.

Söz konusu hükümler aynı gün Milli Birlik Komitesi’nin onayına sunulmuştur. Amerikan, Fransız, Alman ve İngiliz hükümetlerinin yanı sıra Kennedy ve Kraliçe Elizabeth gibi birçok çevre, Cemal Gürsel’e infazların ertelenmesi konusunda çağrıda bulunmuştur.

Bu çağrıların tamamı sonuçsuz kalmış ve Milli Birlik Komitesi tarafından Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın infazının uygulanmasına; Celal Bayar’ın cezasının yaş haddi sebebiyle müebbet hapis cezasına çevrilmesine, kalan 11 kişinin de cezalarının müebbet hapis cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.

Aynı gün verilen bu kararlar neticesinde 16 Eylül 1961 tarihinde sabaha karşı Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, 17 Eylül 1961 tarihinde ise Adnan Menderes İmralı Adası’na götürülerek ölüm cezaları infaz edilmiştir.

Yargılamalar sırasında ceza hukukunun ve ceza muhakemesi hukukunun ilkeleri göz ardı edilerek insan onuru ayaklar altına alınmıştır.

Öncelikli olarak hukuk devleti ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Nitekim Milli Birlik Komitesi, yasama, yürütme ve yargı erklerini tek elde toplayarak yargılamaların adalet duygusundan uzak, intikam alma amacıyla yapılmasına sebebiyet vermiştir.

Tutukluluk sürecinde uygulamalar çoğu zaman insanlık onurunu ayaklar altına alacak şekilde gerçekleşmiştir. Örneğin Başvekil Adnan Menderes tek kişilik hücrede tecrit edilmiş, iletişim kurması engellenmiştir.

Bu durumu “…Bendeniz 5 aydır tamamen tecrit edilmiş bir vaziyette bulunuyorum. Bir tek odanın içinde ve günün yirmi dört saatinde, her saat değişen bir nöbetçi subay beyin nezareti altında, hiçbir kelime konuşmak imkânı olmamak şartıyla yaşıyorum. Bu itibarla konuşma takatim, akli melekelerim zaafa uğramış bulunuyor. Arzım şudur: bana imkân verecek, asabımı düzeltecek bir uygulamanın tatbiki. Nöbetçi subay beyle bir kelime dahi konuşmaya mezun değilim. Beş aylık mecmu konuşmalarım on-on beş saati geçmez… Bendeniz huzurunuzda kumandan beyefendiye şükranlarımı arz ederim ve yine huzurunuzda subay beylerin nazik muamelelerine teşekkür ederim. Ancak hiçbir kelime konuşmadan günün 24 saatinde karşı karşıya bulunmaktayım” şeklinde ifade etmiştir.

Bununla beraber bebek davası olarak bilinen dava ile Adnan Menderes’in özel hayatına dair dokunulmazlığına saldırılarak toplum nezdinde itibarsızlaştırılması istenmiş ve psikolojik olarak baskı altına alınmaya çalışılmıştır.

Ayrıca yargılamalar sürecinde “Düşükler Yassıada’da” ismiyle bir film sinemalarda gösterilerek itibarları ayaklar altına alınmak istenmiştir.

Adil yargılama hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan en temel haklarımızdan biridir. Yassıada yargılamalarında çoğu kez sanıkların savunma yapmaları engellenmiş ve müdafileri ile görüşme yapmalarına kısıtlamalar getirilmiştir.

Bu durum özellikle mahkeme başkanı Salim Başol tarafından kasıtlı olarak yapılmış, sanıkların sözleri kesilerek sanıklar azarlanmıştır.

Hâkimin tarafsızlığı ve bağımsızlığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6'ncı maddesinde açıkça yer almasına karşın mahkeme başkanı Salim Başol, tarafsız olmadığını kullanmış olduğu “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor” ifadesiyle açıkça söylemiştir.

Üzerinde durulması gereken bir başka konu ise TCK 146. maddesindeki anayasayı ihlal sebebiyle mahkûmiyet kararlarının verilme gerekçeleridir.

Nitekim bu davada Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarına el konulması, Kırşehir’in ilçe yapılması, 25 yıllık hizmet süresini dolduran hâkimlerin emeklilik kararı, seçim kanununda yapılan değişiklikler, toplantı ve gösterileri engelleyici düzenlemeler yapılması, Tahkikat Komisyonu’nun kurulması ve bu komisyona olağanüstü yetkiler verilmesi anayasanın ihlali olarak sayılmıştır.

Oysa söz konusu fiillerin yasama faaliyetleri kapsamında değerlendirilmesi ve yasama sorumsuzluğu güvencesi altında kabul edilmesi gerekmektedir.

Yassıada Yargılamaları sürecinde, 1924 Anayasası’nın 41. maddesinde Cumhurbaşkanı’nın yalnızca vatana ihanet suçlamasıyla yargılanabileceği düzenlenmiş olmasına ve Türk Ceza Kanunu’nun 56. maddesinde 65 yaşını aşan kişiler hakkında idam cezası uygulanamayacağının açıkça belirtilmesine rağmen, Milli Birlik Komitesi tarafından 12 Haziran 1960 tarihli Geçici Anayasa ile bu hükümler dâhil toplam 53 madde yürürlükten kaldırılmıştır.

Böylece Cumhurbaşkanı Celal Bayar hakkında hem yargılama yapılmasının hem de idam cezası verilmesinin önü açılmış; bu durum ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kanunların geriye yürümezliği ilkesinin açık ihlali anlamına gelmektedir.

Ezcümle Yassıada Yargılamaları, demokrasinin ve hukuk devletinin askıya alındığı ve cunta tarafından yargının siyasi iktidarı tasfiye etmek amacıyla kullanıldığı karanlık ve acı bir dönemin simgesi olmuştur.

Darbe sonrasında oluşturulan olağanüstü hukuk düzeni içerisinde anayasal güvenceler yok sayılmış; adil yargılanma ilkesi, yasama sorumsuzluğu, yasama dokunulmazlığı ve kanunların geriye yürümezliği gibi temel hukuk ilkeleri açık biçimde ihlal edilmiştir.

Bu nedenle Yassıada yargılamaları yalnızca Demokrat Parti yöneticilerinin değil, aynı zamanda millet iradesinin, demokrasinin ve hukuk devletinin de mahkûm edildiği bir süreç olarak toplum vicdanında yer alacaktır.

 

 

Kaynaklar:

1. Aydemir, Ş. S. (2013). *Menderes’in Dramı*, 14. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul.
2. Gökcen, Ahmet, Ertuğrul Ünal. 2022. “27 Mayıs 1960 Tarihinde Yürürlükte Olan Ceza Mevzuatımız ve Evrensel Hukuk Bağlamında Yassıada Yargılamaları”. *Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi* 28 (1): 129-69.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU