Sahel'de haber de cepheye dönüştü: Nijer'in Fransız medyası kararı ne anlatıyor?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Nijer’deki askeri darbenin ardından tahliye edilen Avrupalı ve Amerikalı vatandaşlar, 2 Ağustos 2023’te Roma’ya ulaştı. Nijer makamları ise 3 Ağustos’ta Fransız yayın kuruluşları Radio France Internationale (RFI) ve France 24’ün yayınlarını askıya aldı / Fotoğraf: Remo Casilli-Reuters

8 Mayıs’ta Niamey’den gelen karar Sahel’de mücadelenin artık yalnızca üslerde, karakollarda ya da sınır hatlarında yaşanmadığını bir kez daha gösterdi.

Nijer yönetimi, Fransa merkezli 9 medya kuruluşunun ülkedeki faaliyetlerini “kamu düzeni” ve “ulusal güvenlik” gerekçeleriyle askıya aldı.

Ekranlardan çekilen birkaç kanal gibi görünen bu adım, aslında Fransa’nın bölgeyi anlatma, adlandırma ve yorumlama gücüne yönelmiş sert bir itirazdı.

Nijer’de 2023 darbesinden sonra Paris’le bağlar hızla koptu. Büyükelçi krizi yaşandı, askerî işbirliği sona erdi, Fransız birlikleri ülkeden ayrıldı.

Şimdi de aynı hesaplaşma haber alanına taşınıyor. Niamey’in mesajı burada oldukça net: Fransa askeri gitti ama diliyle de kalmaya devam edemez.

Bu cümle sert gelebilir. Lakin Sahel’de olup bitenleri anlamak için tam da buradan bakmak gerekiyor. Çünkü bölgede Fransız medyası birçok başkentte artık sıradan haber kanalları gibi değil. 

Eski sömürge hafızası, askeri operasyonların başarısızlığı, Paris’in güvenlikçi ve üstenci dili ve Afrika’yı dışarıdan tanımlama alışkanlığı haber üretimini de siyasal mücadelenin parçası haline getirmiş durumda. Sıradan bir medya kararı değil bu kısacası.


Fransa’nın kalan son mevzisi: Anlatı

Nijer’in askıya aldığı yayın organları arasında France 24, RFI, AFP, TV5 Monde, Jeune Afrique, Mediapart, TF1 Info, France Afrique Media ve LSI Africa yer alıyor.

Kararın uydu yayınlarını, kablo ağlarını, dijital platformları, internet sitelerini ve mobil uygulamaları kapsaması da önemli.

Niamey bu hamleyi dar bir teknik düzenleme şeklinde yapmadı; Fransız medya varlığını geniş bir iletişim ağı olarak hedef aldı.

Bu adım, 2023 yılında RFI ve France 24 yayınlarının kesilmesiyle başlayan sürecin devamı sayılabilir. O günlerde darbe sonrası gerilim belirleyiciydi. Bugün ise mesele daha kalıcı bir siyasal çizgiye oturmuş görünüyor. 

“Ulusal birlik”, “toplumsal uyum”, “kurumların istikrarı” ve “savunma güçlerinin morali” gibi ifadeler medyayı doğrudan güvenlik dosyasının içine yerleştiriyor.

Burada Fransa açısından acı bir gerçek var. Paris Sahel’de önce askerî zeminini kaybetti. Ardından diplomatik ağırlığı aşındı. Şimdi ise bölgeyi anlatma ayrıcalığı sorgulanıyor.

Eski düzenlerde güç sadece askerî üslerle kurulmaz; kimin konuştuğu, hangi kelimelerin dolaşıma sokulduğu, hangi aktörün “meşru”, hangisinin “tehlikeli” sayıldığı da sahadaki varlık kadar belirleyici olur. Bence Fransa’nın bugün yaşadığı asıl sarsıntı biraz da burada.

Fransız medyası uzun yıllar boyunca Sahel’i büyük ölçüde Paris’in güvenlik perspektifinden okudu. Darbeler, sokak protestoları, Fransa karşıtlığı ve Rusya’ya yöneliş çoğu zaman yerel hafızanın, askerî başarısızlıkların, merkez-çevre kopuşunun ve toplumsal öfkenin bir sonucu olarak ele alınmadı.

Sanki bölge bir anda akıldışı bir savrulmaya kapılmış gibi sunuldu. Bu da Niamey, Bamako ve Vagadugu gibi başkentlerde Fransız haber diline yönelik kuşkuyu büyüttü.

Fransız medya ağlarının Sahel’de tepki çekmesinin nedeni yalnızca Paris merkezli olmaları da değil. Sorun biraz daha derinde aslında. Bu yayınlarda bölge, çoğu zaman kendi iç dinamikleriyle, tarihsel kırılmalarıyla ve halkların biriken öfkesiyle birlikte okunmuyor. 

Bir ülkede Fransa karşıtı gösteriler yükseldiğinde haber dili hızlıca “manipülasyon”, “dış etki” ya da “Rus nüfuzu” kavramlarına yaslanıyor.

Hâlbuki bu öfkenin arkasında yıllarca süren askerî operasyonların bıraktığı güvensizlik, kırsalda artan saldırılar, çöken devlet otoritesi ve Paris’in bölgeye yukarıdan bakan dili var.

Son dönemde Fransız yayınlarına yöneltilen “yanlış bilgi”, “taraflı haber” ve “algı üretimi” suçlamaları da bu zeminde anlam kazanıyor. Burkina Faso’nun TV5 Monde kararında kullandığı dil, Togo’nun RFI ve France 24 için yaptığı “yanlı yayın” vurgusu ve Nijer’in Fransız medya kuruluşlarını askıya alma gerekçeleri aynı şeyi gösteriyor: Sahel’de Fransız medyası artık haber aktaran bir dış gözlemci gibi görülmüyor. 

Krizleri Fransa’nın kaybını perdeleyen, askerî başarısızlığı arka plana iten ve yeni yönetimleri sürekli itibarsızlık alanına hapseden bir anlatı düzeninin parçası sayılıyor.


Basın özgürlüğü mü, egemenlik mi?

Nijer’in kararını alkışlamak da kolaycılık olur. Zira haber kanallarını susturmak, uzun vadede kamuoyunu güçlendiren bir yöntem üretmez. Bilgi akışı daraldıkça söylentiler büyür, şeffaflık azaldıkça güven zayıflar. Sahel gibi savaş, terör, darbe, yoksulluk ve dış rekabetle kuşatılmış bir coğrafyada kamusal bilgi lüks sayılamaz.

Fakat bu kararı yalnızca “basın özgürlüğüne saldırı” başlığıyla açıklamak da meseleyi oldukça daraltır. Çünkü Fransa’nın Sahel’deki medya varlığı, bölge halklarının gözünde tarafsız bir gözlemci konumunda değil. Bu yayınlar, Paris’in askerî varlığıyla, diplomatik baskısıyla ve Afrika’yı kendi kavramlarıyla tanımlama alışkanlığıyla birlikte okunuyor. Niamey’nin kararı da tam bu yüzden aslında.

Nijer yönetimi, “kamu düzeni” ve “ulusal güvenlik” vurgusuyla kendi toplumuna şunu söylüyor:

Ülke sadece silahlı gruplarla savaşmıyor; dışarıdan üretilen anlatılarla da mücadele ediyor.


Bu söylem halkın bir bölümünde karşılık buluyor. Çünkü Fransa’nın Serval ve Barkhane yıllarından kalan mirası bölgede güvenlik başarısı olarak hatırlanmıyor.

Hatta tam aksine, birçok insan yıllarca süren yabancı askerî varlığa rağmen köylerin boşaldığını, saldırıların yayıldığını, devletin kırsalda geri çekildiğini gördü.

Tam bu noktada Rusya meselesini de soğukkanlılıkla okumak lazım bence. Sahel yönetimlerinin Moskova’ya yaklaşması, Fransa’nın kaybını doğrudan bölge için bir kazanca çevirmiyor.

Rus güvenlik varlığı da kendi risklerini, bağımlılık ihtimallerini ve sahada sertleşen yöntemleri beraberinde taşıyor. 

Mali örneği, dış güvenlik ortaklığının bayrak değiştirerek istikrar üretmediğini açıkça gösterdi. Fransız etkisinin gerilemesi tek başına düzen kurmuyor; sadece eski düzenin çöktüğünü gösteriyor. Bunu görmek lazım.


Sahel’de haber dili neden bu kadar hassaslaştı?

Mali, Burkina Faso ve Nijer son yıllarda ortak bir siyasal dil geliştirdi. Bu dilin merkezinde egemenlik, dış müdahaleye tepki, emperyalist güçlere karşı birlik olma, güvenlikte ulusal kontrol ve eski ortaklara meydan okuma var.

Fransız birliklerinin çekilmesi, ECOWAS’tan ayrılma süreci ve Sahel Devletleri İttifakı’nın kurumsallaşması bu yeni dilin parçaları haline geldi.

Bu atmosferde haberin kendisi siyasallaşıyor. Bir saldırının nasıl verildiği, ordunun kayıplarının nasıl anlatıldığı, sivillerin hangi kelimelerle anıldığı, darbenin “askeri yönetim” mi, yoksa “geçiş süreci” mi sayıldığı artık basit editoryal tercih sayılmıyor.

Her ifade, iktidarın meşruiyetiyle, dış aktörlerin etkisiyle ve toplumun psikolojisiyle temas ediyor.

Fransız medya dili burada özel bir ağırlık taşıyor. Zira Fransa Sahel’de dış aktörlerden herhangi biri değil. Uzun yıllar boyunca güvenlik gündemini belirleyen, yerel orduları eğiten, operasyon yürüten, başkentlerle yakın çalışan ve bölgeyi uluslararası kamuoyuna anlatan ana güçlerden biri oldu.

Bu yüzden Fransız medyasının kullandığı her kavram Fransa devletinin gölgesinden tamamen ayrışamıyor.

Nijer makamlarının dokuz medya kuruluşuna yönelik kararı da bu tarihsel arka planın bir ürünü.

Her ne kadar karar sert ve tartışmalı olsa da, bilgi alanını daraltma riski taşısa da, kendisini doğuran siyasi ve toplumsal öfke görmezden gelinirse yanlış okunur. 

Sahel’de Fransa karşıtlığı bir anda ortaya çıkan geçici bir duygu değil. Bu tepki, başarısız güvenlik politikalarının, üstenci diplomatik dilin ve bölgenin kendi ajandasını kurma arzusunun birikiminden besleniyor.


Fransa’nın krizi, Nijer’in sınavı

Paris’in Sahel’deki hatası askerî başarısızlıkla sınırlı değil elbette. Fransa bölge toplumlarının kendilerini nasıl gördüğünü de geç fark etti.

Terörle mücadele adı altında yürütülen operasyonlar güvenlik üretmediğinde, her açıklama biraz daha savunmacı hale geldi. Her eleştiri “manipülasyon”, her karşı çıkış “dış etki”, her yeni yönelim “Rusya’nın oyunu” gibi okundu.

Ve bu dil hâlâ birçok Fransız medya kuruluşunda ve Fransa yönetiminin açıklamalarında da devam ediyor. Böyle bir dil gerçek sorunları anlamak yerine onları bastırıyor.

Fransa’nın bölgedeki en büyük yanılgılarından biri, kendisine yönelen tepkiyi çoğu zaman “dış dezenformasyon” başlığına sıkıştırması oldu.

Elbette Sahel bilgi savaşlarının dışında değil. Rusya merkezli ağlar, yerel iktidarların propaganda mekanizmaları ve sosyal medya söylentileri bölgede oldukça etkili. 

Lakin her Fransız karşıtı tepkiyi dış manipülasyon diye okumak, Fransa’nın kendi sorumluluğunu görünmez kılıyor. Böyle olunca Paris, neden artık dinlenmediğini anlamak yerine, kendisine neden tepki gösterildiğini dışarıda arayan eski bir güç konumuna düşüyor.

Bu nedenle Nijer’in kararı, sadece bir sansür hamlesi olarak okunmamalı. Evet, bilgi alanını daraltma riski taşır. Evet, yerel gazeteciler için daha baskıcı bir iklim üretebilir. Ancak bu karar aynı zamanda Fransa’nın Sahel’deki anlatı tekelinin kırıldığını da gösterir. 

Niamey, Bamako ve Vagadugu artık Paris’in kavramlarıyla açıklanmak ve yalan haberlerle anılmak istemiyor. Onlara göre Fransız medyası çoğu zaman sahadaki hakikati anlatmıyor; Fransa’nın kaybettiği nüfuzu başka bir alanda korumaya çalışıyor.

Nijer’in sınavı ise başka bir yerde. Niamey, Fransa’nın anlatı üstünlüğünü kırmak istiyorsa bunu yasaklarla uzun süre taşıyamaz.

Güçlü yerel medya, sahadan doğrulanabilir bilgi, açık veri, bağımsız gazetecilik ve uluslararası okuyucuya seslenebilen bir iletişim dili kurmak zorunda.

Aksi halde Fransa’nın eski anlatı düzeni giderken yerine devletin tek sesli açıklamaları kalır. Bu da toplumun gerçeğe ulaşma imkânını zayıflatır.

Nijer’in basın özgürlüğü sıralamasında 120. basamağa gerilemesi, bu riskin sayısal bir işareti olarak okunabilir. Sıralamalar her şeyi anlatmasa da yönü gösterir.

Güvenlik tehdidi arttıkça iktidarlar bilgiyi kontrol etmeye yönelir. Fakat Sahel’de güvenliğin yolu toplumun gözünü kapatmaktan geçmez. Tam tersine, doğru bilgi olmadan devlet de kendisini kandırmaya başlar.

Sonuçta Nijer’in kararı, Fransa’ya yöneltilmiş güçlü bir itirazdır. Paris’in bölgeyi anlatma imtiyazı artık eskisi kadar kabul görmüyor.

Sahel, başkasının kamerasından görünmek, başkasının kelimeleriyle tanımlanmak, başkasının güvenlik kaygıları üzerinden okunmak istemiyor. Bu durum, Fransa açısından küçük bir kayıp değil.

Ne var ki, bu kırılmanın yeni bir özgürlük alanı üretip üretmeyeceği henüz belli değil. Eğer Fransız medya etkisinin yerini yalnızca resmî açıklamalar, kapalı kurumlar ve güvenlik gerekçeli sessizlik alırsa Sahel hakikat savaşında yeni bir çıkmaza sürüklenir. 

Bölgenin geleceğinde belirleyici olan şey, Fransa’nın sesinin kısılması kadar Nijer’in kendi sesini nasıl kuracağıdır. Eğer bu ses bağımsız, güvenilir ve sahici biçimde yükselmezse, Sahel’de haber cephesi silahlı cephe kadar yıpratıcı bir alana dönüşecektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU