Bazı toplumlarda öfke hiçbir zaman gerçek sahibine ulaşamaz. Çünkü gerçek güç görünmezdir; büyük şirketlerin, tarihsel ayrıcalıkların ve güvenlikli sitelerin arkasına saklanmıştır. Böyle zamanlarda insanlar, hayatlarını belirleyen sistem yerine o sistem içinde kendilerine en yakın gördükleri kişiyi hedef alır.
Bugün Güney Afrika sokaklarında yaşananlar da tam olarak böyle bir kırılmanın yansıması. Kıta genelinde en fazla beyaz nüfusa sahip olan ülkede öfke beyazlara değil, diğer Afrika ülkelerinden gelen siyahlara yöneliyor.
Geçen haftalarda Güney Afrika’da yaşayan Ganalı göçmenlerin sözlü ve fiziksel saldırılara uğradığı görüntüler sosyal medyaya yayıldı. Dükkânlar basıldı, göçmenler darp edildi, kalabalıklar “Sizi burada istemiyoruz” diye bağırdı. Belgesiz göçmenlerin işsizliği ve konut krizini artırdığını, aynı zamanda suç oranlarının yükselmesinde de etkili olduğunu iddia eden binlerce protestocu sokakları doldurdu.
Her ne kadar Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, protestoların ve yabancılara yönelik saldırıların devlet politikasını yansıtmadığını açıklasa da şiddetin boyutu çoktan bölgesel bir diplomatik krize dönüştü. İki Nijeryalının hayatını kaybetmesinin ardından Nijerya yaklaşık 130 vatandaşını tahliye etti. Gana 300 vatandaşını geri çağırdı ve Afrika Birliği’nden müdahale talep etti. Kenya, Malavi ve Zimbabve gibi ülkeler de vatandaşlarını dikkatli olmaları konusunda uyardı.
Bu tahliyeler, öfkenin artık sokağı aşıp devletler arası ilişkilere sıçradığını gösterdi.
Lakin tüm bu yaşananlara yalnızca “yabancı düşmanlığı” demek, meselenin asıl derinliğini görmezden gelmek olur. Çünkü Güney Afrika’daki öfkenin kökleri bugünün ekonomik krizinden çok daha eskiye uzanıyor.
Öfke yön değiştiriyor
Ülke; altın, platin, elmas gibi dünyanın en değerli maden rezervlerine sahip. Özellikle platin ve krom rezervlerinde dünya liderlerinden biri konumunda. Fakat bu zenginlik, tarih boyunca toplumun büyük çoğunluğuna değil, sömürge ve apartheid rejimi sırasında ayrıcalıklı hale getirilen beyaz azınlığa aktı. 1994 yılında sona eren apartheid rejimi siyasi özgürlük getirmedi, ekonomik eşitlik inşa edilemedi. Bugün hâlâ ekonomik güç, büyük ölçüde nüfusun yüzde 7-8’ini oluşturan beyaz azınlığın elinde.
Tarım arazileri, büyük şirketler, finans sektörü, lüks turizm işletmeleri ağırlıklı olarak tarihsel sermaye sahiplerinin kontrolünde. Siyah çoğunluğun işsizlik oranı ise yüzde 30’un üzerinde. Dünya Bankası verilerine göre Güney Afrika'nın gelir eşitsizliği katsayısı 0,63, dünyanın en yüksek değeri. Bu rakam, apartheid'ın yalnızca tarihin değil, bugünün de bir gerçeği olduğunu gösteriyor.
Yıllar boyunca ezilen siyah halkın öfkesi aslında büyük ölçüde sömürge düzenine, ekonomik eşitsizliğe ve beyaz sermaye sistemine. Ancak bu öfke çoğu zaman doğrudan gerçek güç odağına yöneltilemiyor.
Johannesburg’daki bir maden işçisi aslında büyük maden şirketinin görünmez sahibi beyaz sermayeye öfkeli. O güç yönetim kurullarının, holdinglerin, tarihsel ayrıcalıkların ardında olduğu için ulaşılması imkânsız. Ama hemen yan tünelde çalışan Zimbabweli işçi görünür ve ulaşılabilir. O da siyah, o da yoksul ama kendisinden biraz daha iyi durumda. İşte öfke tam orada gerçek hedefini kaybediyor.
Sömürgecilik boyunca aşağılanan, değersizleştirilen ve sistematik olarak ezilen toplumlarda travma, çoğu zaman yukarıya değil aşağıya doğru akıyor. İnsanlar gerçek güç sahiplerine ulaşamadıklarında, kendilerinden biraz daha zayıf olana yöneliyor. Bu mekanizma aslında psikologların uzun süredir incelediği bir örüntü.
Küçük farkların narsisizmi
Freud’un “küçük farkların narsisizmi” kavramıyla belirttiği gibi insanlar bazen tamamen farklı olandan değil, kendisine çok benzeyen ama küçük bir farkla öne çıkan kişiden rahatsız olur.
Aynı yoksulluktan geliyor ama dükkân açabilmiş, o da siyah ama hem yabancı bir ülkeye taşınmış hem ayakta kalabilmiş.
Söz konusu duygu, ekonomik kriz dönemlerinde daha da sertleşir. Küçük fark sadece ekonomik değil, kimlik mesafesi meselesi olur. Tehdit algısı da bu mesafeyle ters orantılı gelişir.
Çünkü aynı öfke Güney Afrika’daki diğer ötekilere yani Hintlere ve Malaylara duyulmuyor. Onlar sömürge döneminde apartheid hiyerarşisinde siyahlarla beyazlar arasında bir yere sıkıştırılmıştı ve kendilerine siyahlardan daha fazla hak tanınmıştı. Daha iyi okullar, daha iyi mahalleler, belirli iş kolları… Hintli veya Malay topluluklar artık "yabancı" sayılmıyor. Onlar "buralı" olarak kodlanmış, fark tanıdık hale gelmiş ve tehdit olmaktan çıkmış durumda. Eşitsizlik o kadar eskiye dayanıyor ki artık "doğal düzen" gibi görünüyor.
Eğer küçük fark tehdidi büyütüyorsa, benzerlik neden korumaz? Çünkü benzerlik aynı zamanda rekabeti de görünür kılar. Güney Afrikalı bir siyah, Hintli bakkalla rekabet edemez ama Ganalı bakkalla edebilir.
Öte yandan göçmenlere yönelik mevcut öfke aynı zamanda stratejik bir körlük. Güney Afrika'nın kıta içinde yıllık 45 milyar doların üzerinde ihracatı var. Nijerya, Gana gibi ülkeler diplomatik tepkilerini ekonomik boykota dönüştürürse yüz binlerce Güney Afrikalının işini kaybetmesi olasılığı hiç de uzak değil.
Belki de asıl mesele, öfkeyi “doğru hedefe yönlendirmek” kadar öfkenin kaynağını görünür kılmak. Apartheid sonrası kurulan “Gökkuşağı Ulusu” hayali, ancak ekonomik adaletle, toprak reformuyla ve en önemlisi, siyah halkın kendi içindeki kırılganlıkları birbirine düşman etmeden örgütlenebilmesiyle gerçek olabilir.
Güney Afrika'da apartheid döneminde beyaz sendikalar siyah işçileri dışlıyordu. Sonradan kurulan NUM (Ulusal Maden İşçileri Sendikası) hem siyah hem göçmen işçileri birleştirerek 1980'lerde ciddi bir güç oluşturdu. Bu emsal var ve işe yaradı ama bugün bizzat sendikanın kendisi yozlaştı. Mesele, göçmene yasal statü tanıyıp onu yerli işçiyle aynı sendikada buluşturmak, görünmez güce karşı omuz omuza vermek.
Göçmenler hedef mi gösterildi?
Güney Afrika sokaklarında dillendirilmeyen bir soru da var:
Bu öfke tamamen kendiliğinden mi?
Yoksa siyasilerin oy devşirmek için canlı tuttuğu, medyanın her akşam Ganalı esnafı ekrana taşıyarak beslediği bir provokasyon aracı mı?
Hatta ülkenin İsrail'i Uluslararası Adalet Divanı'na taşımasının ardından, görünmez bir hedef haline gelmiş olması da ihtimal dahilinde.
Uluslararası Göç Araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla tanınan Dr. Serap Fišo, tam da bu noktada medyanın ve siyasetin "algı yönetimine" dikkat çekiyor.
Fišo’ya göre, “Ekonomik ve siyasi istikrarsızlık dönemlerinde göç, demografik bir hareketlilik olmaktan çıkarılarak bilinçli bir biçimde doğrudan istihdam ve güvenlik tehdidi olarak toplumsal gerilimin merkezine yerleştiriliyor”.
Literatürdeki pek çok araştırmanın işsizlik oranları ile göç karşıtlığı arasında güçlü bir bağ bulduğunu belirten Fišo, “Ev sahibi toplumun yapısal krizlerle yüzleşmek yerine suçu göçmene yıkma eğiliminde olduğunu” vurguluyor.
Ancak burada asıl tehlikeli olan, medyanın bu kaygıları araçsallaştırma biçimi. Dr. Fišo, “Aşırı kutuplaştıran siyasi söylemler ve sosyal medyadaki abartılı veya yanlış paylaşımların toplumsal korkuları belirli gruplara yönlendiren güçlü bir algı mekanizması oluşturduğunu” belirtiyor.
Bu süreçte ev sahibi ülkede toplumsal sorunların faili gösterilen göçmenlere yönelik kutuplaştırıcı dilin ana akım medyada durmaksızın tekrarlanması, algı politikalarına hizmet ederek öfkeyi derinleştiriyor ve göçmenleri sembolik nefret nesnelerine dönüştürüyor.
Fišo’nun işaret ettiği bu mekanizma, Güney Afrika sokaklarında öfkenin rotasını çizen o "görünmez elin" medyadaki ve siyasetteki izdüşümünü sorgulamaya itiyor.
Evet, göç Güney Afrika için yeni değil; Ganalı bakkal da Zimbabveli madenci de hep vardı. Ama bugün ekranda, manşette, miting meydanında hep aynı hedef var. Rekabet denen şey tepeden bir el onu sürekli işaret etmedikçe uyanmaz. Burada uyandırılmış, isimlendirilmiş, hedef gösterilmiş bir rekabet söz konusu.
Öfkedeki sapmayı kimin, neden körüklediği bilinmiyor ama bu soruyu sormayı bıraktığımız an, öfke tam istediği yere ulaşmış demektir.
Kaynaklar:
https://actsa.org/the-facts-land-reform-in-south-africa/
https://www.statssa.gov.za/?p=18042
https://www.sars.gov.za/customs-and-excise/trade-statistics/
https://www.eleconomista.es/empresas-finanzas/amp/4397783/South-African-mining-grapples-with-decline-of-union-NUM
https://www.dailymaverick.co.za/opinionista/2024-08-05-the-true-history-of-the-origins-of-the-national-union-of-mineworkers/
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish