Doha'dan sonra: Körfez'de İsrail hesabı

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AFP

9 Eylül 2025'te Tel Aviv, dünyanın en tuhaf stratejik paradoksunu gözler önüne serdi.

İsrail Hava Kuvvetleri'ne ait 15 jet Katar'ın başkenti Doha'nın üzerine geldi. Wadi Rawdan Caddesi'ndeki devlet konut kompleksine 10 füze isabet etti. Hedef, ABD'nin ateşkes taslağını müzakere etmek üzere Doha'da bir araya gelen Hamas heyetiydi. Halil el-Hayya ve Halid Meşal kurtuldu; el-Hayya'nın oğlu ve bir Katarlı güvenlik görevlisi dahil altı kişi hayatını kaybetti. Bu olaydan sonra İsrail Knesset Başkanı Amir Ohana saldırı videosunu sosyal medyada paylaşırken "Bu tüm Ortadoğu'ya bir mesajdır" dedi.

Mesaj ne maksatla veriliyordu, bu tam olarak bilinmiyor ama Körfez başkentleri için on yılda adım adım kurulan bir güven, tek bir operasyonla tersine döndü.


Ortaklığın sınırı

2021'de ABD, İsrail'i CENTCOM şemsiyesine taşımıştı. Bu karar taktik açıdan önemliydi: İsrail ordusu, Körfez ordularıyla ilk kez aynı komuta yapısı altında hava savunma, radar ve istihbarat verilerini gerçek zamanlı paylaşmaya başladı. BAE ise 2026'daki savaş boyunca bu ortaklığı en ileri noktasına taşıdı. İran balistik füzeleri Abu Dabi'nin üzerine yağarken Netanyahu, Demir Kubbe bataryalarını ve onları kullanacak İsrail askerlerini BAE'ye gönderdi. Bir İsrail hava savunma sistemi ilk kez başka bir ülkenin topraklarında konuşlandı.

Ne var ki bu tablo, İsrail'in bölge üzerindeki etkisini değil, bölgenin içinde sürüklendiği açmazı anlatıyor.

Körfez ülkeleri farkında olmadan girdikleri bir savaşın faturasını ödemek zorunda kaldılar: Suudi Arabistan Ras Tanura rafinerisini kaybetti. Katar doğrudan vuruldu. Körfez ekonomileri, kendi tercihleriyle değil başkalarının kararlarıyla şekillenen bir çatışmanın sonuçlarıyla boğuşuyor. Washington ise bu süreçte güvenilir bir ortak olduğunu kanıtlayamadı. Suudi Arabistan'ın hava savunma stokları erirken ABD, eksik mühimmatı zamanında yetiştiremedi. ABD'nin tek üretim tesisi yılda ancak sınırlı sayıda Patriot önleme füzesi çıkarabiliyor. Riyad'ın Ocak 2026'da verdiği acil siparişin ilk teslimatı 2027 ortasını bulacak. Bir müttefikin savunma açığını kapatmak için 18 ay beklemek, güvenlik garantisinin fiilen ne anlama geldiğini gösteriyor.

Washington zemin kaybediyorsa, İsrail de onunla birlikte kaybediyor.


Katar'dan çıkarılan ders

Doha saldırısı bölgede bir ilkti: KİK üyesi bir başkent, İsrail tarafından doğrudan vuruldu. Üstelik 10.000'i aşkın ABD askeri personeline ev sahipliği yapan Al-Udeid Üssü'nün bulunduğu bir ülke. Bu ayrıntı, Körfez başkentlerinde bir farkındalığa dönüştü: ABD varlığı, İsrail saldırısına karşı caydırıcı bir güvence işlevi görmüyor.

Suudi Arabistan bu dersi en hızlı çıkaran taraf oldu. Riyad, 17 Eylül 2025'te Pakistan ile Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması'nı imzaladı. Anlaşma, taraflardan birine yönelik saldırıyı her ikisine yapılmış sayan kolektif bir taahhüt içeriyor. Pakistan Savunma Bakanı nükleer şemsiyeyi ima etti, ardından geri adım attı. Ama asıl mesaj o imada zaten saklıydı: Riyad, güvenliğini tek bir aktöre artık emanet etmek istemiyor.

Mart 2026'da STEP Dörtlüsü sahneye çıktı. Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır ve Pakistan'ı bir çatı altında toplayan bu blok, Nisan 2026'daki ABD-İran ateşkesinde belirleyici rol üstlendi. Türkiye'nin savunma sanayii, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı, Mısır'ın askeri ağırlığı ve Suudi finansmanı, İsrail'in bölgesel güç boşluğunu dolduracağı iddiasına karşı somut bir alternatif olarak belirdi. STEP Dörtlüsü dinamiklerine göre Türkiye, bu blokta hem savunma sanayii hem de diplomatik köprü işleviyle öne çıkıyor.


Toplumsal tavan

İsrail'in Körfez'deki konumunu zorlaştıran bir etken daha var: kamuoyu baskısı hiç bu kadar sert olmamıştı. Suudi Arabistan'da yapılan araştırmalar, halkın büyük çoğunluğunun İsrail ile barış anlaşmasına kesinlikle karşı olduğunu ortaya koyuyor. MBS, Şura Konseyi önünde İsrail'i soykırımla suçladı; Doha saldırısını "vahşi bir tecavüz" olarak nitelendirdi. Bu söylem, diplomatik pazarlık için bir araç olabilir. Ama söylendi, geri alınamaz.

Körfez hükümetleri ile İsrail arasındaki savunma ortaklıkları bundan böyle de sürebilir, arka kapıdan da olsa. BAE ile ilişki, Al-Ain'daki gizli zirveden sonra gelen resmi yalanlamaya rağmen varlığını koruyor. Bahreyn istihbarat iş birliğini kesmiyor. Ama bütün bunlar artık eskisine kıyasla çok daha yüksek siyasi maliyet taşıyor.


Kimin faturası?

ABD bölgeden çekilebilir demiyorum. Ama bölgenin güvenlik mimarisini tek başına biçimlendirme kapasitesini yitiriyor. Bu kapasite kaybı doğrudan İsrail'e yansıyor. Tel Aviv, Körfez'de yalnızca kendi askeri üstünlüğüne değil, Amerikan garantisine de yaslanıyordu. O garanti aşındıkça İsrail'in bölgedeki konumu, tek başına taşınması güç bir yüke dönüşüyor.

9 Eylül'de Doha'ya düşen füzeler birkaç kişiyi öldürmekle kalmadı, on yılın üzerine kurulu bir denklemi alt üst etti. Arkasından gelen savaş ise, İsrail varlığının körfez için risklerini sorgulama şartını getirdi. 

Körfez’de İsrail etkinliğinin artık eskisi kadar rahat olmayacağı açık. 

Körfez’de İsrail’in varlığı devam edecek mi, ABD’ye bağlı olarak, o bile tartışılabilir. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU