Atlantik'in iki yakasındaki çalkantılar ve İran savaşının Avrupa-NATO ilişkilerine yansımaları

"Avrupalılar, NATO içinde kendi ittifaklarını geliştirmeliler"

İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı / Fotoğraf: AFP

Küresel güvenlik haritasını yeniden çizebilecek stratejik dönüşümlerin yaşandığı mevcut dönemde İran'a karşı yürütülen savaş, ABD ile Avrupa arasında ve NATO bünyesinde yeni bir krize yol açtı.

Bu krizin fitilini Avrupalıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili çağrısına yanıt vermemeleri, Yaşlı Kıta'daki birçok NATO üyesinin üslerini ABD güçlerinin kullanımına açmayı ve Washington'a kolaylık sağlamayı reddetmesi ya da hava sahasını Amerikan savaş uçuşlarına kapatması yaktı.

Giderek derinleşen bu gerilimler yalnızca geçici anlaşmazlıkları değil, iki tarafın yaklaşımları arasındaki derin ayrılıkları ve önceliklerindeki yapısal dönüşümleri de yansıtıyor.

Resmi söylemler "ortak değerlerden" söz ederken tarihi süreç köklü çelişkileri gün yüzüne çıkarıyor. İran savaşının yansımaları ise çıkarlar ve stratejiler arasındaki artan ayrışmayı gözler önüne seriyor; bu durum Avrupa'yı kendi konumunu ve rolünü yeniden sorgulamaya ve güçlü bir öz savunma kapasitesi inşa etmeyi düşünmeye zorluyor.


Atlantik'in iki yakasındaki çalkantılar

Son yıllarda öne çıkan başlıca dönüşümler arasında, Avrupa'yı Amerikan hesaplarının merkezinden çıkaran yeni ABD stratejisi, mali ve savunma yüklerinin nasıl paylaşılacağı meselesi, ekonomik rekabet ve dış politikadaki farklı bakış açıları yer alıyor. Washington ile Avrupalı kadim ortakları arasındaki uzaklaşma neredeyse bir "boşanmaya" doğru evrilen bu çerçevede Donald Trump, ABD’nin bazı müttefiklerini ‘korkak’ olarak nitelendirdi ve NATO'yu ‘kâğıttan kaplan’ olarak tanımladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise özellikle ittifak üyesi ülkelerin ABD'ye askeri operasyonlar için üslerini kullandırmayı reddetmesinin ardından NATO'nun değerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise "meselenin Trump'ın kişiliği ya da davranışıyla sınırlı olmadığını" vurguladı. Çünkü ABD, son on beş yılda birinci önceliğinin "Önce Amerika", ikinci önceliğinin ise Çin olduğuna karar verdi. Stratejileri Avrupa'nın çıkarlarını odak noktasına koymaktan basitçe uzak.

İran'a yönelik harekâtın önünü kesen Hürmüz Boğazı tuzağı ve üsler ile tesisler konusunda Avrupa'nın iş birliği yapmaması nedeniyle, Atlantik'in iki yakası arasındaki ilişkiler daha da kötüleşti.


Macron’un işaret ettiği husus, Trump'ın tutumunun sorunun kendisi değil, yalnızca bir semptomu olduğunu, fakat Trump’ın bu sorunu görünür kılmaya ve gündem maddesine taşımaya katkıda bulunduğunu doğruluyor.

Washington'ın yaklaşımı, Avrupa'nın ABD tarafından sağlanan askeri korumaya olan ihtiyacı üzerine kurulu. Bu koruma ister Sovyetler Birliği ister Rusya olsun sadece doğudaki rakibe karşı değil, mevcut dengenin herhangi bir şekilde bozulmasına karşı Avrupalı güçlerin kendi aralarındaki rekabet ve çatışmalarla dolu acı tarih nedeniyle ABD'nin stratejik düzenleyici rolü üstlenmesi için de işlev gördü.

Trump ilk döneminde kendisi için ‘ticari düşman’ olan AB'den Britanya'nın çıkışını destekledi. NATO'yu ise zamanı geçmiş bir yapı olarak nitelendirdi.

İkinci döneminde Trump, on yıllarca uluslararası düzenin omurgasını oluşturan Batı ittifakını Atlantik'in iki yakası arasındaki gerilimlerin gölgesinde sorgulamaya yöneldi.
 

Fransa'nın 2. Yabancı Paraşüt Alayı'na (2e REP) mensup bir Fransız Yabancı Lejyonu paraşütçüsü, Fransa'nın orta kesimlerindeki La Souterraine'de düzenlenen meskûn mekân saldırı tatbikatı sırasında bir ağacın arkasından nişan alırken, 14 Mayıs 2026 / FoAFP
Fransa'nın 2. Yabancı Paraşüt Alayı'na (2e REP) mensup bir Fransız Yabancı Lejyonu paraşütçüsü, Fransa'nın orta kesimlerindeki La Souterraine'de düzenlenen meskûn mekân saldırı tatbikatı sırasında bir ağacın arkasından nişan alırken, 14 Mayıs 2026 / Fotoğraf: AFP

 

Bu noktada NATO bugün "hakikat saatiyle" yüzleşiyor. İttifak içindeki çatlaklar, artık geçici bir görüş ayrılığının ötesine geçerek 1949'daki kuruluşundan bu yana yaşanan en derin beka krizine dönüştü.

Bu artçı sarsıntı, siyasi ve askeri anlaşmazlıkların gizli mayınlarını patlatan çatışmanın bir uzantısı gibi geliyor ve ABD Başkanı Donald Trump'ı ittifaktan kesin çekilme tehditleri savurarak son kopuşun eşiğine itti.

Hürmüz Boğazı tuzağının İran'a karşı yürütülen kampanyayı sekteye uğratması ve Avrupalıların üsler ile kolaylıklar konusundaki iş birliğine yanaşmaması, ABD'nin Almanya'dan 5 bin askerini çekme kararı ve Avrupa kıtasının savunmasına katkısını azaltma yönelimiyle birleşince Atlantik'in iki yakası arasındaki ilişki daha da gerildi.

Trump'ın kararı, İran çatışmasında "iş birliği yapmayan" olarak nitelendirdiği NATO üyesi ülkelerdeki Amerikan güçlerini yeniden konuşlandırma planı çerçevesinde değerlendiriliyor.

Washington'ın NATO'nun doğu kanadındaki öncelikleri arasında yer alan Polonya, Romanya, Litvanya ve Yunanistan'ın yeniden konuşlanma seçenekleri arasında öne çıktığı belirtiliyor.

Amerikan çevreleri bunu, ABD’nin NATO'yu başka krizlerde ve operasyonlarda kullanmak üzere Avrupa'ya askeri güç konuşlandırma kapasitesi sağlaması amacıyla değerlendirdiğiyle gerekçelendiriyor.

ABD'nin kendisiyle ilgili şüpheleri ve içindeki bölünmeler nedeniyle zayıflayan NATO, zor günler geçiriyor. Ancak bu krizin ardında Avrupa'yı stratejik bağımlılığından kurtarmak ve gerçekten bağımsız bir savunma gücü oluşturmak gibi tarihi bir fırsat da yatıyor.


ABD’nin öfkesi de ‘NATO üyelerinden bazılarının bu temel ilkeyi çiğnemesinden’ kaynaklanıyor.

Öte yandan Alman bir diplomatik kaynak, "ABD’nin kısmen çekilmesinin ABD'nin Avrupa'daki üslerini küresel ağının bir parçası olarak koruma kararlılığıyla çelişmediğini" savunuyor.

Ancak aynı kaynak, "Almanya ve Avrupa'nın, hazır alternatif Avrupa kapasitesi bulunmadığı koşullarda ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının yansımalarından büyük endişe duyduğunu" da kabul ediyor.

Burada Almanya’nın Avrupa'daki en büyük Amerikan askeri üslerinden birine ev sahipliği yaptığını hatırlatmakta fayda var. Bu üs, kıtadaki caydırıcılık sisteminin temel direği sayılıyor.

Genel bir değerlendirme yapıldığında Avrupa'daki Amerikan kuvvetlerinin çekilmesi ya da yeniden konuşlandırılmasının askeri açıdan sınırlı sonuçlar doğurduğu, ancak her şeyden önce siyasi bir mesaj niteliği taşıdığı söylenebilir.

NATO, Avrupa'nın İran karşısındaki çatışmaya katılmaması, Ukrayna'daki çatışmaya odaklanmanın sürmesi ve bu cephede ABD’nin askeri desteğinin giderek azalmasıyla birlikte yeni bir sınavla karşı karşıya geliyor.


Avrupa'nın seçenekleri ve NATO'nun geleceği

Beyaz Saray'ın sahibinin NATO'ya yeni bir darbe vurmaması için neredeyse tek bir ay bile geçmiyor. Danimarka'ya bağlı Grönland'ı işgal etmeyi düşünmesinin ve NATO’dan çekilmekle tehdit etmesinin ardından Trump'ın 1 Mayıs'taki kararı yalnızca Almanya'dan bazı askeri güçleri çekmekle sınırlı kalmadı, aynı zamanda Rusya'daki hedeflere ulaşma kapasitesine sahip uzun menzilli füze fırlatma sistemlerinin Alman topraklarına konuşlandırılmasını da askıya aldı.

Mevcut anlaşmazlıkların NATO içindeki dayanışmanın özünü tehdit ettiği ve kolektif savunma ilkesini, ittifakın geleceğini yeniden biçimlendirebilecek gerçek bir sınavla yüz yüze getirdiği kuşkusuzdur. Atlantik'in iki yakası arasındaki güven kaybının sürmesi halinde bu durum ittifakın çözülmesi ihtimalinin kapısını aralayabilir.

Soğuk Savaş döneminde NATO'nun çözülmesine yol açmak, eski Sovyetler Birliği'nin başlıca hedeflerinden biriydi. Kremlin'in bu hedefe ulaşamaması, o savaştaki yenilgisinin nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Mevcut gelişmeler ise sanki Çin ve Rusya'nın çıkarlarına hizmet ediyor gibi.

Tüm bu sarsıntılara karşın NATO, hem Washington'ın küresel uzanımı hem de savunma ve jeopolitik bir kutup inşa etmekten yoksun Avrupa için vazgeçilmez bir ihtiyaç olmayı sürdürüyor.

Amerikan şüpheciliğinin ve iç bölünmelerin yarattığı zafiyetle tökezleyen NATO'nun bu krizinin ardında Avrupa'yı stratejik bağımlılığından kurtulmaya ve gerçek anlamda bağımsız bir savunma gücü inşa etmeye zorlamak gibi tarihi bir fırsat da yatıyor. Dikkat çekici olansa Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev’in birkaç hafta önce ‘Avrupa Birliği’nin (AB) NATO'dan neredeyse daha tehlikeli bir askeri bloka hızla dönüşebileceği’ uyarısında bulunmasıydı. Bu abartılı uyarının, Avrupa'da artan savunma harcamalarının ve Rusya tehdidinin ciddiyetine odaklanan Avrupa politika ve stratejilerinin benimsenmesinin yansımalarına ilişkin art arda gelen Rusya’nın uyarılarıyla örtüştüğü anlaşılıyor.

Bu bağlamda Moskova, Berlin'in yeni askeri doktrinini ve ‘Almanya ordusunu Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel gücü haline getirme’ yönelimini yakından izliyor. Fransa'nın nükleer silahların kıtaya konuşlandırılması için Avrupa ülkeleriyle iş birliğini öngören yeni nükleer doktrini de Moskova'nın gündeminde önemli bir yer tutuyor.

Hız kazanan uluslararası değişimler ve geleneksel ittifaklar içindeki gerilimler göz önüne alındığında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesinin önemi giderek artıyor.


Rusya’nın değerlendirmelerinden bağımsız olarak, öngörülebilir gelecekte ‘bağımsız bir Avrupa NATO'sunun’ kurulmasını tasavvur etmek oldukça güç.

Avrupa bugün ABD'nin savunma ve güvenlik alanında sağladığı korumaya aşırı bağımlılığının bedelini ödüyor. Dolayısıyla Avrupa ülkelerinin liderlerinin yeni konjonktürde seçeneklerini yeniden gözden geçirmesi kaçınılmaz. Topraklarına yönelik bir saldırı halinde ABD’nin müdahalesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki şüpheleri de giderek derinleşiyor. Bu ittifak temelde güvene dayanıyor. Oysa bu güven şu an tarihin en düşük seviyesinde.
 

Skorta köyü yakınlarında düzenlenen “Truva İzi 2026” (TFP26) askeri tatbikatına katılan askerler paraşütle atlama yaparken, 16 Mayıs 2026 / Fotoğraf: AFP
Skorta köyü yakınlarında düzenlenen “Truva İzi 2026” (TFP26) askeri tatbikatına katılan askerler paraşütle atlama yaparken, 16 Mayıs 2026 / Fotoğraf: AFP

 

Avrupalıların stratejilerini değiştirmesi ve ABD'nin stratejik bir karşılık ile karşılıklılık kapasitesi beklemeksizin her zaman kendilerini savunmayı kabul edeceği saflığından vazgeçmesi şart.

İster NATO bünyesinde ister başka Avrupa kurumları aracılığıyla olsun, Avrupalıların sorumluluğu üstlenip çıkarlarını savunmak için kendi aralarında örgütlenmesi gerekiyor. Çıkarların örtüştüğü durumlarda ABD ile iş birliği yaparak, önceliklerin örtüşmediği durumlarda ise bağımsız hareket ederek.

Avrupa'nın elinde güçlü kartlar var. AB dünyanın önde gelen ekonomik ve ticari kutuplarından biri. Kanada Başbakanı Mark Carney'in kısa bir süre önce yaptığı bir açıklamada ifade ettiği gibi ‘artan jeopolitik dönüşümlerle birlikte uluslararası düzenin yeniden şekillenmesinde eksen rol üstlenmeye’ aday bir siyasi blok.

Ne var ki hız kazanan uluslararası değişimler ve geleneksel ittifaklar içindeki gerilimler göz önüne alındığında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesinin önemi giderek artıyor.

Sonuç olarak Avrupalıların NATO bünyesinde ya da dışında kendi ittifaklarını geliştirmesi gerekiyor. Avrupa'nın stratejik güvenliğinin temelleri, savunma bağımsızlığının güçlendirilmesi, ABD ile daha dengeli bir ortaklığın kurulması ve Hindistan ile Çin gibi diğer uluslararası ortaklarla ilişkilerin çeşitlendirilmesi şeklindeki 3 eksen üzerine oturuyor.

En kritik adım ise uzun süredir beklenen savunma stratejisi üzerinde Avrupa birliğinin ve mutabakatının sağlanması.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

DAHA FAZLA HABER OKU