Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Maarif Müfredatı’nda bazı kavramlarla ilgili değişiklikler yaptıklarını ilan etti. Örnek olarak şu kavramları andı: Ege Denizi yerine artık Adalar Denizi, Orta Asya yerine Türkistan, Keşifler yerine sömürgeciliğin başlaması, Haçlı Seferleri yerine Haçlı Saldırıları kavramlarının kullanılacağını söyledi.
Bu değişiklik ilk bakışta kulağa hoş geliyor. Değiştirilen kavramlar Orta Doğu, Orta Asya, Uzak Doğu, Batı’ya aittir. Avrupa’ya uzaklıklarına göre adlandırılmışlardır.
Onların yerine Türkiye’nin bakış açısını ifade eden kavramların kullanılması ulusal onuru da okşuyor. Ne var ki bu değişiklik evrensel bir dünya görüşünden değil, sığ bir milliyetçilikten kaynaklandığı izlenimini veriyor.
İnsanlık tarihi boyunca çeşitli topluluklar uygarlığa bazı buluşlar ve onları ifade eden kavramlar bıraktılar. Tekerleğin hangi topluluk tarafından bulunduğunu bilmiyoruz, ateşin ilk kimler tarafından kontrol altına alındığını da. Muhtemelen o tarihlerde henüz milletler de oluşmamıştı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Atın, Kafkas Dağları’nın kuzey eteklerindeki topluluklar tarafından evcilleştirildiğini, Hint-Avrupa Dil Grubu’nun bu nedenle dünyaya yayıldığını bir kitapta okumuştum. İlk kentleri Sümerler kurdu. Yazıyı onlar icat ettiler. İlk tanrılar da o coğrafyaya aittir. 60’lık sayı sistemi gibi.
Barutu ve pusulayı Çinlilerin bulduğunu biliyoruz. Matbaayı Gutenberg buldu. Parlamentoculuğu İngilizler icat etti. Aşı, tren, otomobil, telgraf, bilgisayar, yapay zekâ gibi günümüzde dünya teknolojisinin hemen bütün icatları Batı uygarlığına aittir. Kapitalizmle birlikte millet ve milliyetçilik Batı’da ortaya çıktı. İlk işçi devrimi de Paris Komünü’dür.
Bilimsel sosyalizm, Karl Marks adlı bir Alman’ın icadıdır. Onun bütün ülkelerde birden devrim teorisi de Lenin adlı bir Rus tarafından, emperyalizm çağında tek ülkede sosyalist devrimin mümkün olduğu biçiminde güncellenmiştir.
Diyeceğim, her milletin az veya çok uygarlığa katkısı olmuştur. Dil, bu kültür varlıklarından biridir. Binlerce dil, insanlık dünyasının hazineleri içinde yer alıyor.
Eski ve savaşçı bir millet olan Türklerin de Türkçe başta olmak üzere eski çağlarda ve yakın zamanlarda uygarlığa katkıları olmuştur.
Türklerin günümüzde yapacağı şey, Türklerin dünya milletleri içinde onurlu yerlerini almaları için bilimde, teknikte, sanatta, edebiyatta ileri varlıklar ortaya koymalarına çalışmaktır. Millî Eğitim Bakanı, başında bulunduğu bakanlık nedeniyle bunu eğitimde yapmak için çalışmalıdır.
Oysa Türkiye’de eğitim birçok sakatlık taşıyor ve bunun sorumluları da geçmişte olduğu gibi günümüzde uygarlık dışı tutum sahipleridir. Örneğin Türkiye’de eğitim, gitgide Arap kültürünün etkisine sokulmaktadır.
“Din eğitimi” bahanesiyle değerlerin okullarda okutulması, gerçekte yurttaşlar arasında ikilik yaratmaya hizmet ettiği gibi, eğitimi laiklik ilkesinden gitgide uzaklaştırıyor.
Eğitim Bakanlığımız evrim teorisine sıcak bakmıyor. Evrim teorisine inanmayan bir bilim topluluğunun biyoloji bilimine nasıl katkı yapacağı merak konusudur.
Millî Eğitim Bakanlığımızın, zenginlerin kendileri için farklı bir eğitim istemelerine ram olarak özel okullar hakkında bir önlem aldığını duyan var mı? Çocukları ve halkı bölmek için bundan daha kötü bir uygulama olamazdı.
Bakanlığımız, yukarıda andığımız önerilerle milliyetçiliğe katkı yapmış gibi görünüyorsa da eğitim biliminin tam zıddı bir uygulamaya devam ediyor.
Bu uygulama yabancı dille eğitimdir. En yüksek puanla öğrenci alan fakültelerimizde eğitim dili İngilizcedir. Bakanlığın ve hükümetin bundan vazgeçmek gibi bir niyeti de görünmüyor.
Hükümet, anadilleri Türkçe olmayan çocukların okullarda anadilleriyle tanıştırılmaları konusunda da hiç istekli görünmüyor.
Haçlı Seferleri kavramının Haçlı Saldırıları veya Haçlı Savaşları olarak değiştirilmesinden elde edilecek yarar, Orta Çağ Hristiyanlarının İslam dünyasına karşı saldırgan bir tutum gösterdiklerini zihinlere yerleştirmek ise bunun karşılığı da vardır.
Türklerin Orta Asya’dan çıkarak Anadolu’ya gelip yerleşmeleri, Anadolu’dan da Avrupa’nın yarısını ele geçirmeleri hangi kavramlarla ifade edilecektir?
“Türklerin Anadolu’yu yurt edinmeleri” veya “Avrupa’yı ele geçirmeleri” “Türk saldırıları” olarak ifade edilse nasıl olur?
Ne yazık ki dünya tarihi böyle sayısız saldırı, kendine ait olmayan toprakları ele geçirme, başka milletleri tabi olarak haraca kesme eylemleriyle doludur.
Avrupalıların Amerika’yı ele geçirmeleri de bunun içindedir. Yani kim kime laf söyleyecek? Tencere dibin kara, seninki benden kara. Tevfik Fikret’in “Tarih-i Kadim”de anlattığı gibi.
Ege Denizi’nin adı Adalar Denizi olarak değiştirilecek, Konstantinopolis’ten bozma İstanbul ve çok azı Türkçe olan il adlarımız olduğu gibi kalacak: İzmir, Muğla, Antalya, Adana, Antakya, Maraş, Urfa, Rize, Trabzon, Giresun, Samsun, Sinop, Kastamonu, İzmit, Sakarya…
İnsanlık tarihinin geçmişini sağlıklı bir biçimde değerlendirme, kendi milletine iltimas geçmeden herkesin hakkını verme veya herkesin kusurunu gösterme, dar görüşlü milliyetçilerin veya dincilerin değil; gerçeklere bağlı ve milletlerin dostluğuna bağlı aydınlar tarafından yapılabilir.
Türkiye’de bunu yapan aydınlar yok değildir. Ancak onlar Millî Eğitim Bakanlığının yanından bile geçememektedirler. Bir kısmı üniversite dışına atılmıştır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish