Türkiye'de aynı anda iki farklı siyaset yaşanıyor. Biri televizyon ekranlarında, diğeri sokakta. Biri Ankara koridorlarında, diğeri Diyarbakır'da, Van'da, Mardin'de, Erbil'de, Kamışlo'da, Süleymaniye'de. Birinin gündemi CHP'nin iç dengeleri, Yeni Parti tartışmaları, kimin genel başkan olacağı, kimin kime cevap verdiği... Diğerinin gündemi ise yüz yıldır çözülemeyen Kürt meselesi, Ortadoğu'da değişen dengeler ve Türkiye'nin yeni bir döneme girip girmeyeceği.
İşte bugün Türkiye'de yaşanan en büyük kopuş da burada başlıyor. Muhalefetin önemli bir bölümü giderek küçülen bir siyasal evrenin içine sıkışmış durumda. Kendi medyası var, kendi gazetecileri var, kendi yorumcuları var, kendi sosyal medya dili var. Aynı insanlar birbirlerini izliyor, birbirlerini alkışlıyor, birbirlerini eleştiriyor. Ama o çemberin dışına çıkıldığında bambaşka bir Türkiye var. Ve o Türkiye'nin önemli bir bölümünü Kürtler oluşturuyor.
Kürtlerin gündemi
Bugün Kürt toplumunda konuşulan konu, CHP'den kim ayrıldı, kim yeni parti kuracak ya da hangi isim kimi eleştirdi meselesi değil. Hatta dürüst olmak gerekirse, bu tartışmaların önemli bir kısmı Kürt kentlerinde gündem bile olmuyor. Çünkü insanların önünde çok daha büyük bir mesele duruyor. 40 yılı aşkın bir çatışma döneminin gerçekten kapanıp kapanmayacağı, silahların tamamen susup susmayacağı, Türkiye'nin demokratikleşip demokratikleşmeyeceği, Kürt meselesinin siyaset yoluyla çözülüp çözülemeyeceği… İnsanlar bunları konuşuyor; çünkü bunlar hayatlarına dokunuyor, Ankara'daki parti içi hesaplaşmalar ise yakınından bile geçmiyor.
Muhalefetin önemli bir kısmı hala meseleyi Türkiye sınırları içinde okumaya çalışıyor. Oysa Kürtler uzun zamandır sadece Türkiye'ye bakmıyor. Irak Kürdistanı'nı izliyor, Suriye'deki gelişmeleri takip ediyor, İran'daki Kürt hareketini konuşuyor. Gazze'deki savaşı da İsrail-İran gerilimini de Amerika'nın bölge politikalarını da kendi gelecekleri açısından okumaya çalışıyor.
Çünkü biliyorlar ki Ortadoğu'da taş yerinden oynadığında bunun etkisi en çok Kürtlerin yaşadığı coğrafyada hissediliyor. Bu yüzden bugün yürüyen süreci sadece Ankara'daki siyasi pazarlıklarla açıklamak mümkün değil. Ortadoğu yeniden şekilleniyor, Türkiye de bu yeni denklem içinde kendi en büyük meselesini çözmeye çalışıyor. Bunu görmek istemeyenler ise hala eski siyasal ezberlerle konuşuyor.
Bir süredir özellikle muhalefete yakın televizyonlarda aynı cümleleri duyuyoruz: "Bu bir seçim hesabıdır." "Büyük bir oyun var."
Oysa sokakta konuştuğunuz insanlar bambaşka şeyler söylüyor. "İki yıldır cenazeler gelmiyor." "Çocuklarımız korkuyla büyümüyor." "İnşallah bu kez bozulmaz."
Belki akademik olarak yeterince gösterişli cümleler değil bunlar. Ama siyasetin gerçek karşılığı tam da burada. Çünkü barış önce insanların gündelik hayatına dokunur, sonra siyasetin dilini değiştirir.
Bir tarafta parti içi kavgalar, bir tarafta yüz yıllık mesele
Muhalefet ise uzun zamandır toplumun değişen ruh halini okumakta zorlanıyor. Çünkü kendi kurduğu küçük dünyanın dışına yeterince çıkmıyor. Kürtleri seçim dönemlerinde hatırlıyor, muhafazakarları sadece oy hesabıyla konuşuyor. Anadolu'yu çoğu zaman istatistiklerden ibaret görüyor. Hatta unutulan “Rumeli” kavramlarıyla güya Kürtlerin yaşadığı toprakları ayırıyor. Bu yüzden de Türkiye değişirken, o değişimi çoğu zaman geriden izliyor. Bugün CHP ve Yeni Parti tartışmalarının Kürt toplumunda karşılık bulmamasının nedeni de bu. İnsanlar ilgisiz oldukları için değil, önlerinde çok daha büyük bir tarihsel mesele olduğu için. Bir tarafta parti içi dengeler var, diğer tarafta yüz yıllık bir meselenin çözülme ihtimali.
Hangisi daha büyük? Kürtler bu sorunun cevabını çoktan vermiş görünüyor.
Elbette kimse saf değil. Kimse iktidarın siyasi hesap yapmadığını düşünmüyor. Kimse bu sürecin risklerden arındığını da iddia etmiyor. Kürtler de geçmiş deneyimlerden dolayı temkinli. Daha önce umutlandılar, daha önce hayal kırıklığı yaşadılar. Bu yüzden bugün büyük sloganlar atmıyorlar. Ama aynı zamanda ilk kez uzun yıllardan sonra siyasetin yeniden konuşulabileceği bir zeminin oluşmasını da küçümsemiyorlar. Çünkü onlar için mesele, günlük siyasi polemiklerden çok daha büyük.
Belki de bugün Türkiye'de yaşanan en temel sorun budur. Muhalefetin baktığı pencere giderek küçülüyor. Kürtlerin baktığı pencere ise Ortadoğu'ya açılıyor. Biri günü konuşuyor, diğeri gelecek on yılları. Biri parti içi hesapları tartışıyor, diğeri çocuklarının nasıl bir ülkede yaşayacağını. İki taraf aynı ülkeye bakıyor ama aynı manzarayı görmüyor.
Türkiye'nin en büyük siyasal açmazı tam olarak burada başlıyor. Bir taraf küçük bir dünyanın gürültüsünde kaybolurken, diğer taraf çok daha büyük bir tarihin sessizce yön değiştirdiğini hissediyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish