Değerli Independent Türkçe okuyucuları,
3 Ekim, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) açısından önemli bir tarih. 3 Ekim 2009’da imzalanan Nahçıvan Anlaşması'nın üzerinden bugün tam 17 yıl geçti. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye tarafından başlatılan kurumsal yapı, daha sonra Özbekistan’ın katılımıyla genişledi ve bugün ekonomik işbirliğinden ulaştırmaya, enerjiden dijitalleşmeye kadar uzanan çok boyutlu bir uluslararası örgüte dönüştü.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 17. yılında üzerinde durulması gereken gelişmelerden biri ise bence yalnızca zirveler veya siyasi deklarasyonlar değil, Orta Koridor’un giderek uluslararası ekonomik kuruluşların hesaplarına giren gerçekçi bir Avrasya ticaret güzergâhı haline gelmesidir.
Nitekim Dünya Bankası’nın 28 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı Integration: World-Class Trade Logistics Along the Trans-Caspian Transport Corridor başlıklı yeni rapor, Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru’nu —yaygın kullanımıyla Orta Koridor’u— Doğu Asya’dan Orta Asya, Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan önemli bir multimodal ticaret güzergâhı olarak ele alıyor.
Dünya Bankası’nın hesaplamaları dikkat çekici. Doğru altyapı yatırımları ve sınır ötesi koordinasyon sağlandığı takdirde koridordaki ticaret hacminin 2040’a kadar üç kattan fazla artabileceği, taşıma sürelerinin yarıya indirilebileceği ve koridor ülkelerinde yaklaşık 2 milyon ilave istihdam oluşturulabileceği öngörülüyor. Altyapı yatırımlarının ticaret ve ulaştırma reformlarıyla desteklenmesi halinde ise hacmin dört kata kadar çıkabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle Orta Koridor artık yalnızca Türkiye, Azerbaycan veya Orta Asya ülkelerinin geliştirmeye çalıştığı bölgesel bir proje olarak görülmemeli. Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların çalışmalarında giderek daha ayrıntılı biçimde ele alınması, güzergâhın küresel tedarik zincirlerinde rota çeşitlendirmesi sağlayabilecek ekonomik bir seçenek olarak önem kazandığını gösteriyor.
Jeopolitik risklere karşı temel kelime: çeşitlendirme
Enerji ve tedarik güvenliğinde uzun süredir savunduğum temel ilkelerden biri çeşitlendirmedir: rota çeşitliliği, tedarikçi çeşitliliği ve kaynak çeşitliliği.
Aynı ilke ulaştırma koridorları için de geçerlidir.
Son yıllarda Rusya-Ukrayna Savaşı, Kızıldeniz’de deniz taşımacılığını etkileyen güvenlik sorunları ve 2026 yılında Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin Hürmüz Boğazı ve enerji piyasaları üzerindeki etkileri, küresel ekonominin birkaç kritik boğaza ve güzergâha aşırı bağımlılığının taşıdığı riskleri yeniden hatırlattı.
Burada mesele herhangi bir güzergâhın diğerinin “yerini alması” değildir. Aksine mesele, risk yönetimi ile stratejik yedeklilik yaratmaktır.
Dünya Bankası da daha 2023 tarihli Orta Koridor çalışmasında bu hattın Çin-Avrupa konteyner ticaretinde rota çeşitlendirmesi sağlayarak tedarik zincirlerinin jeopolitik şoklara karşı dayanıklılığını artırabileceğine dikkat çekmişti. 2026 raporu ise bu yaklaşımı çok daha kapsamlı bir ekonomik ve lojistik çerçeveye oturtuyor.
Tam burada Türk Devletleri Teşkilatı'nın rolü önem kazanıyor.
TDT'nin bundan sonraki aşaması
TDT bugün Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan’dan oluşan 5 üyeli bir teşkilat. Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gözlemci statüsünde bulunuyor; Ekonomik İşbirliği Teşkilatı da kurumsal gözlemci olarak yer alıyor.
Ancak Orta Koridor’un coğrafyasına baktığımızda ekonomik gerçeklik teşkilatın mevcut üyelik coğrafyasından daha geniş.
Dünya Bankası’nın 2026 çalışması Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan’ın yanı sıra, gelecekte doğrudan bağlantı kurulması ihtimali nedeniyle Ermenistan’ı da koridor analizine dahil ediyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde tartışılması gereken konulardan biri, TDT’nin tam üyeliği hızla genişletmesinden ziyade, üyelik dışındaki ortaklık biçimlerini çeşitlendirmesi olabilir.
Bu konuda ASEAN ilginç bir örnek sunuyor. ASEAN'ın dış ilişkiler sisteminde “Dialogue Partner”, “Sectoral Dialogue Partner”, “Development Partner”, özel gözlemci ve farklı işbirliği statüleri bulunuyor. Türkiye de 2017’den beri ASEAN'ın Sectoral Dialogue Partner statüsünde. Başka bir ifadeyle, bir ülkenin örgüte üye olması gerekmeksizin kurumsallaşmış ve sürekli bir işbirliği mekanizması kurulabiliyor.
Benzer şekilde Kanada Avrupa Birliği üyesi değildir; buna rağmen AB-Kanada ilişkileri Stratejik Ortaklık Anlaşması ve CETA gibi kapsamlı mekanizmalar üzerinden yürütülmektedir.
TDT açısından da benzer şekilde birden fazla ortaklık halkası düşünülebilir.
Gürcistan ve Tacikistan gibi Orta Koridor ve Orta Asya bağlantısında doğrudan önem taşıyan ülkeler; Romanya, Bulgaristan ve Polonya gibi Avrupa ulaştırma ağlarına açılan ülkeler; Finlandiya ve Moğolistan gibi Avrasya bağlantısallığında farklı roller üstlenebilecek devletler, tam üyelik tartışmasına girilmeksizin sektörel veya stratejik ortaklık mekanizmaları içinde değerlendirilebilir.
Ermenistan açısından ise gelecekte oluşabilecek bir işbirliği zemini doğal olarak Türkiye-Ermenistan normalleşmesi ile Azerbaycan-Ermenistan arasında kalıcı ve karşılıklı kabul gören bir barışın yaratacağı bölgesel koşullarla bağlantılı olacaktır. İlginç biçimde Dünya Bankası'nın son çalışmasının Ermenistan’ı gelecekte Orta Koridor’a fiziksel bağlantı kurabilecek ülkeler arasında değerlendirmesi de bağlantısallığın uzun vadeli potansiyelini göstermektedir.
Koridor yalnız demiryolu değildir
Bununla birlikte Orta Koridor’u yalnızca raylardan, limanlardan ve konteynerlerden ibaret görmek de hata olur.
Dünya Bankası’nın 2026 raporunda özellikle tek bir dijital koridor sistemine, sınır geçişlerinin kolaylaştırılmasına, demiryolu-denizyolu hizmetlerinin koordinasyonuna ve ülkeler arasında ortak yönetim mekanizmalarının kurulmasına vurgu yapılıyor.
Yani altyapının yanında kurumlara ihtiyaç var.
İşte Türk Devletleri Teşkilatı’nın sağlayabileceği katma değer tam olarak burada ortaya çıkabilir.
3 Ekim 2026 itibarıyla TDT’nin siyasi diyalog, ekonomi, ticaret, ulaştırma, enerji, dijitalleşme, yapay zekâ, sağlık, çevre, eğitim ve güvenlik dahil 64 farklı işbirliği mekanizmasına ulaşmış olması, teşkilatın artık yalnızca kültürel yakınlık üzerinden tanımlanan bir platform olmadığını gösteriyor.
Önümüzdeki dönemin sorusu bu kurumsal kapasitenin Avrasya'nın daha geniş ekonomik coğrafyasına nasıl bağlanacağıdır.
17 yıldan sonraki hedef: bağlantısallığın kurumsallaşması
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 17 yıllık serüveninin belki de en ilginç sonucu şudur: 2009’da ağırlıklı olarak ortak tarih, dil ve kültür üzerinden başlayan süreç, bugün küresel ticaret koridorları, enerji güvenliği, dijital altyapı ve tedarik zincirleriyle kesişen çok daha geniş bir alana ulaşmıştır.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde iki farklı genişleme biçimini birbirinden ayırmak yararlı olabilir.
• Birincisi coğrafi bağlantısallık: Orta Koridor'un limanları, demiryolları, karayolları, enerji hatları ve dijital altyapısının geliştirilmesi.
• İkincisi ise kurumsal bağlantısallık: TDT'nin mevcut üyelik yapısını korurken çevresindeki ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla farklı seviyelerde ortaklık mekanizmaları geliştirmesi.
Çünkü tedarik zincirlerinde olduğu gibi uluslararası ilişkilerde de dayanıklılığın temel unsurlarından biri çeşitliliktir.
Orta Koridor’un başarısı tek başına Türkiye'nin, Azerbaycan'ın veya Orta Asya ülkelerinin başarısı olmayacaktır. Gürcistan’dan Hazar limanlarına, Orta Asya demiryollarından Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanan bütün zincirin etkin çalışmasına bağlı olacaktır.
Dünya Bankası’nın Orta Koridor’a ilişkin son çalışması tam da bu nedenle önemli bir dönüm noktasıdır. Koridor artık yalnızca siyasi söylemlerde yer alan alternatif bir güzergâh değil; yatırım ihtiyacı, ticaret hacmi, seyahat süresi, istihdam potansiyeli ve ekonomik etkileri hesaplanan uluslararası bir ulaştırma projesidir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın ikinci 17 yılına girerken belki de önündeki en önemli tartışma budur:
Türk dünyasının kendi içindeki bağlarını güçlendirmekle yetinmeyip, bu güçlü çekirdeği Avrasya çapında daha geniş bir bağlantısallık ve ortaklık ağına nasıl dönüştürebiliriz?
Orta Koridor bu dönüşüm için hem somut bir ekonomik proje hem de iyi bir başlangıç noktası olabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish