İran savaşı konusunda ortada belirsiz bir durum var.
Uluslararası kamuoyu, "savaş bitti mi?" sorusuna yanıt arıyor.
Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz 8 Mayıs’ta "Operasyon bitti" demişti.
Ama hemen ardından Trump, "İran'ın, ABD barış planını kabul etmezse hava saldırılarının yeniden başlayacağını" söyledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu, İran’la işlerinin bitmediğini, savaşa devam edeceklerini birçok kez tekrarladı.
Ama tüm bunlara rağmen İran savaşı bitme aşamasına geldi.
ABD, İran’a diz çöktüremedi, boyun eğdiremedi.
Trump, bu gerçeği bilerek Çin’e gitti ve savaşın sonlanması için Şi Cinping’den, İran üzerindeki nüfuzunu kullanmasını rica etmek durumunda kaldı.
Trump’ın Pekin yolculuğundan hemen önce ABD İstihbaratının itiraf niteliğindeki bir raporu sızdı.
Raporda özetle şöyle diyordu:
İran'a karşı yürütülen savaşta Çin, ABD karşısında üstünlük sağladı. Çin, İran savaşı sayesinde askeri, ekonomik ve diplomatik alanlar da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda ABD’ye karşı avantajını en üst düzeye çıkardı.
Geldiğimiz nokta itibarıyla Çin, kazanan aktör konumunu koruyor.
Uluslararası medyada son 2 gündür, Çin lideri Şi Cinping’in dile getirdiği "Tukidides Tuzağı" ifadesi tartışılıyor.
Bu kavram, Yunan tarihçisi Tukidides’e aittir.
Tukidides, Sparta ile Atina arasında yaşanan Peloponez Savaşı üzerinden yaptığı değerlendirmeyi bu kavramla anlatmıştır.
Kavramın özü, "yükselen gücün yarattığı korku, yerleşik gücü savaşa iter" şeklindedir.
Burada yerleşik güç Atina’dır, yükselen güç ise Sparta.
Çin lideri bu kavramı Trump’ın yüzüne söylerken, aslında "Çin yükselen güç olma seviyesini çoktan geçti, artık korkulan güç seviyesine ulaştı" uyarısını yaptı.
Yani kibarca "Sana geçmiş olsun Trump" dedi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Trump, bu saatten sonra Çin ile düşmanlık aşamasından ortaklık aşamasına geçmesi gerektiğini çok iyi biliyor.
Venezuela’da, Panama’da önünü kestiği ve elinde yaklaşık 690 milyar dolarlık Amerikan Tahvili olan Çin’in, "Tayvan’a karışırsan savaşırız" anlamına gelen uyarısı da Trump’ın uykularını kaçıracak türdendir.
Yeri gelmişken "Dukidides Tuzağı" hakkında kendime göre bir düzeltme yapayım.
Bu kavramı dünyaya yayan akademisyenin, Harvard Üniversitesi hocalarından Graham Allison olduğu söylenir.
Oysa bu kavramı, yaklaşık 30 yıl önce, Paris Üniversitesi’nde "Siyasi çatışmalar tarihi" dersi veren Yunan Prof. Lazarus’tan duymuştum.
Lazarus’un dersini can kulağıyla dinler, sürekli not alırdım.
Bu kavramı Yunan aksanıyla ders boyu birçok kez tekrarlamıştı.
Ders bitiminde yanına gidip aldığımı notları göstererek, kavramı doğru yazıp yazmadığımı sormuştum.
Yazdıklarımın üstünü çizerek, doğrusunu yazmıştı.
Lazarus, üniversitede aynı konuyu zaten 15 yıldır anlatıyordu.
Dolayısıyla "Dukidides Tuzağı kavramını dünyaya yayan Graham Allison’dur" diyenlere Yunan-Fransız hocam Lazarus’u da dikkate almalarını öneriyorum.
Kısacası Lazarus’un hakkının, Allison tarafından yenilmesine gönlüm razı olmadı.
Tekrar Trump’ın, Pekin ziyaretine dönecek olursak, tarafların İran konusunda anlaştıklarını, Çin’in, İran’ı sattığını parlatarak aktaranlar yanılıyorlar.
İran’ın nükleer silaha sahip olmaması konusunda Çin ve ABD mutabıkmış.
Tamam da zaten İran bu konuda, 2015’de, dönemin ABD Başkanı Obama ile yapılan anlaşma dahil birçok kez nükleer silah hedefi olmadığını bildirmişti.
Ayrıca, ABD-İsrail saldırısında öldürülen dini lider Ali Hamaney’in de "nükleer silah üretilmeyecek" diyen 2 ayrı fetvası da var.
Şi ve Trump, Hürmüz Boğazı’nın açık kalması ve geçiş ücreti alınmaması konularında da anlaşmışlar.
Tamam da zaten İran, ABD’nin savaşı sonlandırması ve donanma unsurlarını bölgeden çekmesi karşılığında Hürmüz’ü gemi trafiğine açmayı kabul ediyordu.
Ayrıca, geçiş ücretini de bir pazarlık kozu olarak ortaya atmıştı.
Savaş bitirilmesi ve ablukanın kaldırılması durumunda bundan vazgeçecekti.
Trump, bu konularda Çin’i yanına almış izlenimi yaratarak, Amerikan kamuoyuna bir başarı pazarlamaya başladı bile.
Ancak gerçek olan şu ki, Çin, nükleer ve Hürmüz Boğazı konularında ABD ile anlaşmış gibi gözükerek aslında İran’ın çıkarlarını savundu.
Şöyle ki, Trump’ın ziyaretinden kısa bir süre önce İran Dışişleri Bakanı Arakçi Pekin’e gitti ve Çinli mevkidaşıyla ABD’ye karşı takınacakları ortak politikaları belirlediler.
Ve asıl önemlisi, kısa bir süre sonra Rusya Devlet Başkanı Putin’in de Pekin’e gidecek olmasıdır.
Bu da bize, Trump’ın ziyareti sonrası Rusya ile Çin’in durum değerlendirmesi yapacağını gösteriyor.
Rusya ve Çin’in, İran’ı desteklemediğini söyleyenler, sanırım bu diplomasi trafiğini dikkatle izliyordur.
Rusya ve Çin, İran’ın kendileri için hayati önem taşıdığını ve ellerinin tersiyle ABD’nin önüne itecekleri bir ülke olmadığını bilerek hareket ediyorlar.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish