Madımak'ta yakılan Şeytan Ayetleri'nden, Harbiye'de taşlanan Şeytan'a... Bitmeyen linç ayinimiz

İbrahim Altun Independent Türkçe için yazdı

Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" gösterisi (solda) ve 2 Temmuz 1993'te yaşanan Madımak Katliamı (sağda) / Kolaj: Independent Türkçe 

Takvim yaprakları 2 Temmuz'u gösteriyor. Bir yanda 31 yıl öncesinden, Madımak'ın isli duvarlarından bugün bile genzimize sızan o kesif yanık kokusu; diğer yanda bugün, mizahın ve sözün bedelini gözaltılarla ödeyen Deniz Göktaş...

Olaylar, isimler ve mekânlar değişiyor; fakat bu coğrafyada "kutsalımıza hakaret edildi" diyerek alevlenen o arkaik öfke, o ilkel linç kültürü milim sapmadan aynı kalıyor.

Dün, şeytan ilan edilen bir kitabı bahane ederek bir otelin etrafında etten ve nefretten bir duvar ören, atılan ateşe zılgıt çeken o karanlık güruhu motive eden tahammülsüzlük neyse; bugün de kendi inanç ve doğrularına ters düşen birini, kendince yaptığı bir mizah üzerinden "şeytan taşlar gibi" taşlamanın altında yatan yine aynı tahammülsüzlüktür.
 

Komedyen Deniz Göktaş, stand-up gösterisindeki ifadeler nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı. Karar, ifade özgürlüğü ile mizahın sınırlarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı / Fotoğraf: X
Komedyen Deniz Göktaş, stand-up gösterisindeki ifadeler nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı. Karar, ifade özgürlüğü ile mizahın sınırlarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı / Fotoğraf: X

 

Oysa İslam peygamberinin kendisi, başına işkembe bırakan ve onunla alay eden İkrime'ye de, üzerine pislikler saçıp başından kanlar akıtarak kendisiyle alay eden Taiflilere de öfke ve nefret kusmamışken, aynı peygamberin dinine mensup olduğunu söyleyen insanlardaki bu tahammülsüzlük ne büyük bir çelişki gibi duruyor.

Yıllar geçip hayatımız değişse bile, farklı seslere karşı gösterdiğimiz o sert ve yargılayıcı tepki kültürü ne yazık ki varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Hâl böyleyken, linç kültürünün olduğu toplumlarda ne yazık ki bir bilinç kültürünün oluşması mümkün olmuyor.

Oysa bilinç kültürü, öncelikle tahammül kültürünün oluşmasıyla gerçekleşir. Yani tahammülsüzlük de bir kötülüktür; bunu bilmemiz gerekir.

Evet, zaman ve mekân kabuk değiştiriyor ama bu ülkede linç kültürünün genetik kodları asla değişmiyor.

Çünkü bu topraklarda vandalizmin sarsılmaz bir anatomisi var. Madımak'tan önce de vardı, Madımak'tan sonra da hep o aynı kusursuz işleyiş devrede oldu.
 

6-7 Eylül 1955 olaylarında İstanbul'da azınlıklara ait çok sayıda ev ve iş yeri saldırıya uğradı. Olaylar, Türkiye tarihindeki kitlesel linç ve yağma örneklerinden biri olarak anılıyor / Fotoğraf: Fahri Çoker Arşivi
6-7 Eylül 1955 olaylarında İstanbul'da azınlıklara ait çok sayıda ev ve iş yeri saldırıya uğradı. Olaylar, Türkiye tarihindeki kitlesel linç ve yağma örneklerinden biri olarak anılıyor / Fotoğraf: Fahri Çoker Arşivi

 

Toplumsal hafızamızın sayfalarını şöyle bir geriye doğru çevirdiğimizde, sayfalarımızın bu linç kültürünün ve tahammülsüzlüğün kötülükleriyle dolu olduğunu görüyoruz.

6 Eylül 1955, İstanbul...

16 Aralık 1978, Maraş...

Ve 2 Temmuz 1993, Sivas...

Bu tarihler sadece takvimdeki birer sayı değil elbette. Bu tarihler, birbirini kopyalayan bir cinnet hâlinin, organize bir kötülüğün çürümüş kilometre taşlarıdır.

Mekânlar, şehirler ve kurbanların isimleri farklı olsa da camı çerçeveyi indiren, kapılara çarpı atan, insanları diri diri yakan vandalizmi besleyen hep aynı damardır aslında.

İşte bu kanlı anatomiyi ayakta tutan en büyük zırh, "din ve vatan" kavramının ardına sığınma kurnazlığıdır.
 

Sivas'taki Madımak Oteli, 2 Temmuz 1993'te 33 aydın ve 2 otel çalışanının yaşamını yitirdiği katliamın simgesi olmaya devam ediyor. Her yıl düzenlenen anmalarda bina önüne karanfiller bırakılıyor / Fotoğraf: AA
Sivas'taki Madımak Oteli, 2 Temmuz 1993'te 33 aydın ve 2 otel çalışanının yaşamını yitirdiği katliamın simgesi olmaya devam ediyor. Her yıl düzenlenen anmalarda bina önüne karanfiller bırakılıyor / Fotoğraf: AA

 

Vatana kalkan olanlara karşı vatanı kalkan yapanlardan daha büyük bir kötülük var mıdır bilmiyorum.

Ne de olsa önümüzde, "din" yahut "vatan" denilince her şeyi unutan, aklını ve vicdanını askıya alan bir kalabalık var çoğu zaman.

Öyle bir unutuş ki bu, insana "insanlığını bile" unutturuyor maalesef.

Bundandır ki Türkiye'de en büyük günahlar, en affedilmez suçlar hep ya din denilerek ya da vatan öne sürülerek işlendi, işleniyor.

Sebahattin Ali'nin başını ezen de "vatan" dedi.

Genç fidanları darağacında sallandıranlar da "vatan" dedi.

Diyarbakır Cezaevi'nde işkence yapanlar da "vatan" dedi.

Gariban Kürt'ün köyünü yakanlar da "vatan" dedi.

Seçilmişlere darbe yapan cuntacılar da "vatan" dedi.

Ülkenin başbakanını asanlar da "vatan" dedi.

Madımak'ı yakanlar da "vatan" dedi.

28 Şubat'ta başörtüsüne el uzatanlar da "vatan" dedi.

15 Temmuz'u planlayanlar da "vatan" dedi.

Adaletin, liyakatin içinden geçenler de "vatan" dedi.

Yani anlayacağınız, bu ülkede her kötü, tüm kötülüğünü "vatan" diyerek işledi.

Evet, vatan uğruna kalkan olunan kutsalken, kötülüğünü kusan kötülerin yegâne kalkanı oldu.

Toplumsal cinnetlerin, katliamların ve orantısız öfkelerin hepsinin bilinç altında bu kötülük yatıyor aslında.

İşlenen cürümlerin ortasında durup, vicdanın o cılız ama haklı sesiyle "Yazıktır, günahtır, durun yapmayın!" diyenler ise bir anda vatan haini oluveriyor ve o değişmez yaftayı anında boyunlarında buluyor.

İnsanlığın ve vicdanın sesini boğmanın, kötülüğü meşrulaştırmanın en kestirme yoludur bu zaten.

Evet, günlerden yine 2 Temmuz. Madımak katliamının yıl dönümü. Acının boğazdaki en yakıcı düğümü.

Klişeleşmiş o tanıdık sloganla "Unutmadık, unutmayacağız!" demiyorum, demeyeceğim ben.

Zira bir şeyi unutmamak için, o şeyin bir anlığına da olsa geçmişte kalması, durulması gerekir.
 

Sivas Katliamı sırasında Madımak Oteli'nden çıkarılan Aziz Nesin'e yönelik linç girişimi, 2 Temmuz 1993
Sivas Katliamı sırasında Madımak Oteli'nden çıkarılan Aziz Nesin'e yönelik linç girişimi, 2 Temmuz 1993

 

Ben "unutmayacağız" diyemiyorum o yüzden; çünkü siz, bu linç kültürünün, bu tahammülsüzlüğün ve bu bitmek bilmeyen öfkenin sahipleri...

Bize unutmak için 1 saniye bile müsaade etmiyor, o karanlığı bugünün olaylarıyla, bugünün taşlamalarıyla zaten her gün hatırlatıyorsunuz.

Sürekli hatırlatılan nasıl unutulabilir ki?
 

Madımak Katliamı'nda yaşamını yitirenlerin isimleri, her yıl düzenlenen anmalarda karanfillerle anılıyor. Olay, Türkiye'nin toplumsal hafızasında derin iz bırakan kırılma noktalarından biri olarak hatırlanıyor / Fotoğraf: Sivas Belediyesi
Madımak Katliamı'nda yaşamını yitirenlerin isimleri, her yıl düzenlenen anmalarda karanfillerle anılıyor. Olay, Türkiye'nin toplumsal hafızasında derin iz bırakan kırılma noktalarından biri olarak hatırlanıyor / Fotoğraf: Sivas Belediyesi

 

Madımak'ta küle döndürülen insanlığın anısına...

Gündüzü karanlığa gebe
2 Temmuz sabahıydı.
Havada kızgın bir sıcaklık,
Sokakta azgın bir karanlık vardı.
Bir de
Et ve kemik yığını kalmış
Adını unutmuş İNSANLIK!

Pir Sultan Abdal'ı alan cellât,
uykudan yeni uyanmıştı,
nefretin zehrini kusup
Madımak'a dayanmıştı.
Dün Abdal'ı boğan urgan,
bugün "kara duman"dı.
Ateşinin renginde zulüm,
harlı gölgesinde ölüm vardı.
Değdiği her yere acı yağdı,
önce duvarları boyadı,
sonra tavanları yaladı.
Ardından umutları alıp
yarınları siyaha çaldı.
Derken...
Bir kalemin gölgesinde yaşayan,
bir sazın telinde nefes alan
mazlum bedenleri sardı.

Bedenler!
Ah o kimsesiz, çaresiz bedenler!

Bedenler!
Ah o sessiz ve sahipsiz gidenler...

Bedenler!
Ah o vahşetin kucağında ölüme terk edilenler!

Bedenler!
Ah insana vurgunken insandan vurgun yiyenler!

Bedenler!
Ah o yakılan ama yıkılmadan direnenler.

Bedenler!
Ah o gül derlerken küle döndürülenler...

Bedenler!
Ah küllerinden güller yeşerenler...

Bedenler,
Bedenler
Bedenler...
Ah bir bedende bin bedel ödeyenler...

Gündüzü karanlığa gebe
2 Temmuz sabahıydı.
Havada kızgın bir sıcaklık,
Sokakta azgın bir karanlık vardı.
Nemrutlaşmış bakışlarda
taş kesilmişti acımak.
Ondan yanıp kül olmaktı
Madımak'ta insan olmak...

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU