Trump'ın Afrika siyaseti: Az ver çok al

Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı

Afrika’da Çin'den Körfez ülkelerine, Türkiye'den Hindistan'a kadar yeni aktörlerin alan açmaya ve nüfuz kurmaya çalıştığı bir dönemde Washington, onlarca yıldır kurduğu diplomatik ve ekonomik varlığını küçültüyor. 

Trump’ın iş fırsatları ve madenler ile göçü engelleme dışında Afrika’yla ilgilenmeyeceği bekleniyordu ancak gerçekleşen tablo çok daha radikal seyrediyor.

Bir yanda Kongo ve Ruanda arasında yürütülen arabuluculuk girişimleri ile güvenlik vaadi karşılığı madenlere erişim arayışı, diğer yanda ise yardımların kesilmesi, büyükelçiliklerin kapatılması ve kıtadan ABD’ye göçün engellenmesi için vize uygulamalarının sıkılaştırılması…

Trump yönetimi Afrika’yı üç temel kategoride ele alıyor: maden kaynağı olanlar, istenmeyen göçmenlerin gönderildiği çöplükler ve geri kalan “yok” hükmündeki ülkeler. Bu ayrım, kıtadaki diplomatik varlığın tasfiyesinden yardım politikalarının kesilmesine kadar her alanda kendini gösteriyor.

Temmuz 2025’te Beyaz Saray’da konuk ettiği Afrikalı liderler arasında Liberya Cumhurbaşkanının İngilizceyi çok iyi konuşmasına şaşıran Trump için Afrika’nın tarihine, kültürüne, toplum yapısına dair herhangi bir bilgi edinmeye gerek yok, kaynaklara ulaşsın yeter. 


Maden ve ego: Kişisel diplomasi

Trump’ın en yoğun ilgisini çeken ülkeler, kritik maden rezervlerine sahip olanlar. Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) buna en iyi örnek. Trump yönetimi, KDC’ye güvenlik vaadinde bulunarak trilyonlarca dolarlık maden rezervine erişim sağladı. Ancak Somali’deki terörle mücadele operasyonları belirsizleşirken Kongo’ya güvenlik vaadi ne kadar inandırıcı? Kongo ile Ruanda arasında yürütülen arabuluculuk girişimlerini ve Nil suları konusunda Mısır-Etiyopya arasındaki anlaşmazlığı çözdüğü iddiasını, Trump’ın kişisel ego tatmini olarak okumak mümkün. Burada asıl hedef açık: Çin’in Afrika’daki maden tekeline darbe vurmak ve kobalt, koltan gibi teknolojik ilerleme için hayati öneme sahip kaynaklara erişimi güvence altına almak. Bu yüzden Zambiya ve Kongo madenlerini Angola’nın Lobito limanına bağlayan demiryolu projesi olan Lobito Koridoru’nu destekliyor. 


Göç ve "çöplük" ülkeler

Trump için Afrika’nın bir diğer işlevi, Amerika’nın sınırlarından uzaklaştırmak istediği göçmenler için bir “depo” olması. Amerika’da istenmeyen göçmenler ve suçlular, Eswatini, Güney Sudan, Uganda, Kamerun, Ekvator Ginesi ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelere çöp muamelesi görerek postalanıyor. Karşılığında bu ülkelerdeki insan hakları ihlalleri görmezden geliniyor, otoriter rejimlere ses çıkarılmıyor ve bir miktar finansman sağlanıyor. Yakın zamanda kıtanın üçüncü büyük ülkesi Kongo ile de benzer bir anlaşma imzalandı. Trump yönetimi, göç sorununu kendi sınırlarının dışında çözmek için Afrika’yı bir araç olarak kullanıyor.


Geri kalan "yok" ülkeler

Ne madeni ne de göç anlaşması olan ülkeler ise Trump için adeta yok hükmünde. Bu durum, Afrika’nın ticari kapısı olarak görülen AGOA (Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası) üzerinden çarpıcı bir şekilde okunabilir. Eylül 2025’te sona eren AGOA’nın ihracatı Kasım 2025’e kadar %32 düştü; Güney Afrika’nın otomobil ihracatı ise neredeyse %75 oranında azaldı. Trump, Şubat 2026’da AGOA’yı sadece bir yıl ve geriye dönük olarak uzatan bir yasa imzaladı. Bu hamle, kıtaya gösterilen ilgiden çok, askıya alma ve oyalama kararı olarak yorumlanıyor.


Husumet hedefi: Güney Afrika

Tüm bu kategorilerin dışında, Trump’ın aktif bir husumet beslediği tek ülke ise Güney Afrika. Yüzyıllık toprak adaletsizliğini çözmeye yönelik reform girişimleri ve İsrail’e karşı UCM’de (Uluslararası Ceza Mahkemesi) açtığı soykırım davası, Trump’ın bu ülkeyi hedef almasının başlıca nedenleri. Trump, soykırıma uğradığını iddia ettiği beyaz çiftçileri korumaya çalışıyor. Evanjelik çevrelerin etkisinde kalarak bu söylemi Nijerya için de dile getirdi.


Diplomatik tasfiye ve kurumsal çöküş

Trump’ın Afrika’ya olan ilgisizliği, diplomatik altyapıyı sistematik olarak tahrip etmesiyle daha da belirginleşiyor. Şu anda Afrika'daki 51 büyükelçilikten 37'sinde büyükelçi bulunmuyor. Aralık 2025'te 15 Afrika ülkesinden büyükelçiler geri çağrıldı ve kıtadaki vize işleyen yaklaşık 50 büyükelçilik/konsolosluğun 20’ye düşürülmesi planlanıyor. Bu geri çağırmalar küresel olsa da Afrika orantısız şekilde hedef alınıyor. Bunun iki temel nedeni var. Biden döneminden kalma kariyer diplomatlardan kurtulmak isteyen Trump’ın kendi kadrosunu kurma arzusu ve göçü engellemeyi öncelik haline getiren iç politika hedefleri. Trump yönetimi, 14 Ocak 2026'da 54 Afrika ülkesinden 39'una tam veya kısmi vize yasağı getirerek bu mesafeyi daha da derinleştirdi.

AFRICOM zaten son on yılda %75 küçülmüştü ancak Trump döneminde bu küçülme daha da hızlandı. En son Sahel’den çekilen ABD askeri varlığının yerini Afrika Kolordusu ile Rusya dolduruyor. 
Aynı süreçte USAID programlarının küçültülmesi ve PEPFAR gibi ABD’nin en etkili sağlık ve yumuşak güç araçlarının belirsizliğe sürüklenmesi, Washington’ın kıta üzerindeki nüfuzunu daha da zayıflatıyor. Öte yandan Trump, sağlık yardımlarını şartlı sunuyor. Cüzi fonlar karşılığında ilgili ülkelerden biyolojik veri talep ediyor.


Yumuşak güç boşlukta kalmaz

Trump, büyükelçilikleri törensel masraflar olarak görüyor ve yumuşak gücü pek önemsemiyor. Oysa büyükelçiler güven aracısı, kriz yöneticisi ve Washington'ın soyut söylemini yerel gerçekliklere tercüme eden insanlar. Maden diplomasisinin işlemesi için zemin hazırlayan da tam olarak bu altyapı. İstikrar ortamı olmadan ABD şirketleri bölgede nasıl faaliyet gösterecek? Trump kısa vadede imzalar alabilir, ama uzun vadeli maden stratejisinin zeminini bizzat kendisi kazıyor.
Trump'ın Afrika'ya bakışı temelden yanlış, karşısında pasif, seçeneksiz, tek taraflı anlaşmaları kabul etmek zorunda kalan bir kıta olduğunu sanıyor. Bu Afrika artık yok.


Batı nüfuzunun çöküşü kayıp mı?

Washington’da USAID yardımlarının durdurulması ve diplomatik anlamda ABD’nin kıtadan çekilmesi bir zafiyet olarak okunurken, Afrika içinde bu duruma çok çarpıcı tepkiler yükseliyor. Eski Afrika Birliği ABD Büyükelçisi Dr. Arikana Chihombori-Quao gibi isimler, USAID’in kıtadaki onlarca yıllık varlığının aslında eğitim veya sağlık götürmekten ziyade, çevre ve insan hakları kisvesi altında ülkeleri istikrarsızlaştıran bir "müdahale ajandası" olduğunu savunuyor. Chihombori-Quao’ya göre, Trump’ın bu kurumları tasfiye etmesi Afrika için bir trajedi değil bilakis Batı bağımlılığından kurtulmak için bir kutlama sebebi. Ancak Batı’nın yarattığı bu boşluk, Afrika’yı otomatik olarak tam bağımsızlığa taşımıyor; aksine yeni küresel riskleri beraberinde getiriyor.

Nitekim Çin, Kuşak Yol Girişimi üzerinden 49 Afrika ülkesine 700 milyar doların üzerinde yatırım yapmış durumda. Çin’in bu yatırımları ve Afrika siyaseti de bir başka sömürgecilik türünü ortaya çıkarıyor. Çin, yatırım yaptığı ülkeleri kendisine bağımlı hale getiriyor ve çoğu analistin iddia ettiği gibi bir borç sarmalına hapsediyor. Körfez ülkeleri, AB, Türkiye, Hindistan hepsi kıtada alan açmaya çalışıyor. Bugün oluşan boşluğu yalnızca Çin doldurmuyor; Afrika giderek daha çok aktörlü bir rekabet alanına dönüşüyor. ABD güvenilmez ortak görünmeye başladığında, yerine geçecek aktör sayısı oldukça fazla.

Kaynak çıkar, veri al, göçmeni gönder, karşılığında insan hakları ihlallerini görmezden gel. Trump öncesi de yardımlar karşılıksız sunulmadı ancak bu kadar ham ve aceleci değildi.  ABD yine veri topluyordu, aşı ve ilaç satıyordu. Ancak Trump kartları çok daha açık oynuyor, anında madenlere erişim ve sağlık verisi talep ederek sağlık fonu sağlıyor. Talep ettiğini vermeyen ülkelerdeki tüm yardım fonlarını sonlandırıyor. 

Trump'ın Afrika hesabı az ver, çok al esasına dayanıyor. Bunun ötesinde Trump yönetimi Afrika'yı uluslararası karar alma mekanizmalarında görünmez kılmak istiyor. Vize yasakları yalnızca seyahat engeli anlamına gelmiyor, diplomatik statü taşımayan Afrikalı akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin ve genç bürokratların Washington'daki müzakere masalarına, BM koridorlarına, uluslararası finans kurumlarına erişimini de kısıtlıyor. 

Fakat, Afrika Birliği'nin BM Güvenlik Konseyi'nde kalıcı temsil talebini, kıtanın G20'deki artan ağırlığını, Güney-Güney iş birliğinin genişleyen ağını görmezden geliyor. Pasifleştirmeye çalıştığı kıta, her geçen yıl biraz daha fazla masada oturuyor.

Kaybeden taraf belli. Fatura henüz görünmüyor ama büyükelçilikler kapanırken, AGOA oyalanırken ve vize merkezleri azalırken Washington, aslında kendi güvenilirliğini de kıtadan tasfiye ediyor. Afrika’yı küresel siyasetten silmeye çalışan Amerika, Afrika’dan silinme riski taşıyor. 

 

 

Kaynaklar:

https://www.sandiegouniontribune.com/2026/06/01/us-reduces-africa-visa-processing-hubs-to-twenty/
https://issafrica.org/iss-today/agoa-changes-add-to-africa-s-rollercoaster-ride-of-us-tariffs?utm_source=acumbamail&utm_medium=email&utm_campaign=dosier-africa-lunes-16-de-marzo-de-2026 
https://africa.businessinsider.com/local/markets/south-african-lobby-group-makes-urgent-appeal-to-trump-to-let-businesses-keep-us/0h0h3w0?utm_source=KenyaMOJA.com 
https://www.orfonline.org/english/expert-speak/africom-under-the-trump-administration?utm_source=chatgpt.com
https://www.devex.com/news/usaid-s-workforce-to-be-slashed-to-just-294-staff-109313?utm_source=chatgpt.com

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU