Asıl mesele, Amerika'nın desteği değil, kaybolan güven

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Washington, 2024 yılında NATO'nun kuruluşunun 75. yıldönümü kutlamalarına ev sahipliği yapmıştı / Fotoğraf: NATO

NATO'nun 36. Liderler Zirvesi 7 ve 8 Temmuz'da Ankara'da toplanacak. 32 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanları Beştepe'de bir araya gelirken dünyanın gözü tek bir soruda:

Amerika, ittifaka verdiği desteği sürdürecek mi?

Bu soru genellikle Donald Trump'a indirgeniyor. Yanlış bir okuma bu.

Trump'ın Avrupa'ya yönelik sert çıkışları, Grönland'ı ilhak tehdidi, gümrük tarifeleri ve NATO harcamalarına dair ültimatomvari üslubu meseleyi kişiselleştiriyor.

Oysa Avrupa'nın kendi güvenliğini üstlenmesi gerektiği fikri Vaşington'da Trump'tan çok önce vardı.

Obama yönetimi Asya'ya yönelirken Avrupa'yı kendi güvenliğini üstlenmeye zorlamıştı.

Kongre'de yıllardır yük paylaşımı tartışılıyor, Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana müttefiklerin Amerika'nın sırtından geçindiği eleştirisi hiç eksik olmadı. Trump bu eğilimi yaratmadı, hızlandırdı.

Bu ayrım önemli, çünkü bir kişiye bağlı sorun kişiyle birlikte çözülür. Yapısal bir sorun ise seçim döngüsüyle geçmez.

Trump görevden ayrılsa bile, Amerika'nın kaynaklarını Hint-Pasifik'e kaydırma zorunluluğu, iç siyasetteki içe kapanma eğilimi ve Avrupa'ya duyulan stratejik önceliğin azalması kalıcı.

Bir sonraki başkan demokrat da olsa cumhuriyetçi de olsa, Avrupa'dan daha fazla katkı isteyen bir Vaşington'la karşılaşacağız.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Asıl mesele başka.

Transatlantik ilişkinin çöküşü bir fikir ayrılığından ibaret değil, güven kırılması.

Ve güven bir kez kırıldığında eski haline dönmüyor.

Avrupa artık şunu biliyor: Amerika'nın güvenlik şemsiyesi eskisi gibi koşulsuz değil ve bir daha da olmayacak.

Devletler arasındaki güven, insan ilişkilerindeki güvenden farklı işler.

Bir aile içindeki kırgınlık zamanla ve iyi niyetle onarılabilir.

Devletler ise güveni stratejik planlamanın bir girdisi olarak kullanır.

Bir müttefikin desteğine artık yüzde 100 güvenilemiyorsa, o güvensizliğin yerine yeni bir güvenlik mimarisi inşa edilmeye başlanır.

Bugün adım adım bu inşayı görüyoruz. Artık ABD-Avrupa ilişkilerinin eski haline dönmesi beklenmiyor. Avrupa bu farkındalığı eyleme döktü bile.

2025 Lahey Zirvesi'nde üyeler 2035'e kadar savunma harcamalarını GSYİH'nin yüzde 5'ine çıkarma taahhüdü verdi, yüzde 3,5'i doğrudan askeri harcamaya, yüzde 1,5'i savunmayla bağlantılı yatırıma ayrılacak.

NATO'nun kendi verilerine göre Avrupalı müttefikler ve Kanada 2025'te savunmaya 574 milyar dolar harcadı, bir önceki yıla göre yüzde 20'lik bir sıçrama bu.

2014'ten bu yana reel artış yüzde 106'yı buluyor. Rakamlar açık: Avrupa, Amerika’nın desteğinin azalacağı ihtimaline karşı kendisini güvence altına almaya çalışıyor.

Peki, Amerika NATO'dan tamamen çekilir mi?

Bu ihtimal şu an masada değil.

Joseph Nye'ın "Amerikan gücünün paradoksu" tezi burada aydınlatıcı:

Dünyanın tek süper gücü bile yalnız başına hareket edemez, askeri üstünlük tek başına küresel liderlik kurmaya yetmez, meşruiyet ve ittifak ağı olmadan bu güç kalıcılaşmaz.

İttifaksız küresel liderlik Amerika için sürdürülebilir bir model değil. Çin'in yükselişi, Hint-Pasifik'teki denge arayışı, Rusya'nın Avrupa'daki askeri baskısı, Amerika'yı müttefiklerine her zamankinden fazla muhtaç kılıyor.

Vaşington NATO'yu terk etmeyi göze alamaz.

Ama orta ve uzun vadede tablo farklı. Amerikan desteği kademeli olarak azalacak, konvansiyonel kuvvetlerin Avrupa'dan çekilmesi hızlanacak, nükleer caydırıcılık dışındaki yük giderek Avrupa'nın omuzlarına binecek.

Avrupa'nın bugünkü stratejisi bu süreci durdurmak değil, zaman kazanmak.

Kendi savunma sanayisini toparlayıncaya, komuta kabiliyetlerini devralıncaya kadar Amerikan desteğinin tamamen kesilmemesini istiyor.

Amaç Amerika'nın yerini almak değil, Amerika'nın daha sınırlı rol oynayacağı bir döneme hazırlık yapmak.

Bu, ittifakın geleceğine dair bir iyimserlik değil, bir geçiş stratejisi.

Haziran ayında Evian'daki G7 Zirvesi bu yeni dengenin provası gibiydi.

Trump'ın geçmiş zirvelerdeki patlayıcı çıkışları hatırlanırsa (2018 Charlevoix'de ortak bildiriyi reddetmesi gibi) Evian'da taraflar gerginliği kontrol altında tuttu.

Sürtüşmeler tamamen ortadan kalkmış değildi.  Macron'un soğuk karşılanması, Starmer'a yönelik iğneleyici sözler bunun göstergesiydi.

Fakat sonunda ortak bildiri yayımlandı ve AB ile ABD arasındaki ticaret anlaşması Avrupa Parlamentosu'ndan geçti.

Taraflar birbirine güvenmiyor ama ilişkiyi kırmayacak kadar da ölçülü davranıyor. Diplomatik nezaket ile stratejik güven aynı şey değil. 

Ankara'da tartışılacak olan Amerika'nın NATO'yu terk edip etmeyeceği değil. Tartışılacak olan, güvenin nasıl yeniden inşa edilebileceği, edilemiyorsa Avrupa'nın bu boşluğu ne kadar hızlı doldurabileceği.

Zirve bildirisinde birlik ve kararlılık vurgulanacak, savunma harcamalarındaki artış övgüyle duyurulacak. Ama bildirinin arkasındaki gerçek farklı.

İttifak dağılmıyor, fakat artık güven üzerine değil, ihtiyat üzerine ilerliyor. NATO’nun önündeki asıl sınama da yeni dönemin bu güven boşluğunu nasıl yöneteceği olacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU