Son birkaç yıldır Türkiye’nin doğu bölgelerinde - bu konuda elimizde istatistiki veriler yoksa da - şiddet olaylarında gözle görülür bir artış gözleniyor.
Daha önceki kavgaların çoğu dövme ve tartaklama şeklinde gerçekleşirken, son zamanlardaki kavgalarda daha çok silah kullanıllıyor.
Bu da kavgalarda hayatını kaybedenlerin sayısının artmasını beraberinde getiriyor.
Örneğin Mardin’in Kızıltepe ilçesinde yaşanan şiddet olayları o noktaya geldi ki, bölgenin kanaat önderleri bu şiddetin ne şekilde durdurulabileceği konusunda kafa yormaya başladılar.
Herkesin merak ettiği şey, bölgede artan şiddet olaylarının arkasındaki nedenin ne olduğu yönünde.
Bu şiddet olaylarını bölgede yaşanan sosyo-ekonomik gelişmelerle açıklamak mümkün.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri son 20-30 yılda çok ciddi kapitalist ilişkiler içine girmeye başladı.
Bölgede toplumun sosyolojisini dönüştürebilecek bir sermaye oluşuyor artık.
Tarımda makineleşme ve karayolu ağının genişlemesiyle 1950 ve 1960’lı yıllarla beraber Türkiye’nin batısındaki ulusal sermayeye eklemlenmeye başlayan ve bugün Irak başta olmak üzere yurt dışına ihracat yapabilen bir sermaye sınıfı oluşmaya başladı.
Günümüzde ticaret ve sanayi sektörlerindeki gelişmelere eşlik eden tarımsal sulamayla oluşan yeni iş sahaları ve eğitimin artması ile devlet kurumlarında çalışanların sayısındaki belirgin artış gözle görülür bir orta sınıflaşmaya sebep oluyor.
Nitekim Erzincanlı bir iş insanı ile Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinden bir iş insanı Türkiye’nin en zenginleri arasında yer alıyor.
Bu gelişmeler belli bir zenginlik yarattığı gibi statü ve rol dağılımında da yeni ilişki biçimlerini ortaya çıkarıyor.
Toprağa ve asalete dayalı geleneksel statü ve rol dağılımı yerini sermaye ve kapitalist ilişkilere dayalı statü ve rollere bırakıyor.
Söz konusu kapitalist ilişkilerin yarattığı modernleşmenin etkisiyle aşiret tarzı geleneksel kimlikler modern kimliğe doğru değişim yaşıyor.
Kısacası toplumsal yapı ciddi bir değişim ve dönüşüm süreci içinde.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bunun sonucunda birincisi, geleneksel toplumun üyelerini denetleyen toplumsal yapı yerini daha az denetleyen bir toplumsal yapıya bırakmaya başladı.
Geleneksel liderlerin topluluğun üyeleri üzerindeki denetimi azaldı.
Ancak bu bireysel hareket etme Batılı anlamda bir bireyselliği ifade etmiyor.
Batı’da insanlar hem zihnen hem de sosyolojik olarak bireyselleştiler.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise topluluk üyeleri grubun baskısından belli ölçüde kurtulmak bağlamında bireyselleşiyorlarsa da, içinde yer aldıkları topluluğun feodal ilişkilerini bir kimlik olarak üzerlerinde taşımaya devam ediyorlar.
Nitekim son yıllarda yaşanan şiddet olaylarına bakıldığında, bu olaylara karışanların önemli bir kısmının eğitim düzeylerinin yüksek olduğu, kurumlarda görev yapan insanlar olduğu görülüyor.
Değişim ve dönüşüm yaşayan bütün toplumlarda, geleneksellikten modernliğe geçiş birtakım bunalımları içinde barındırır.
Burada önemli olan, bu geçiş aşamasının hangi düzeyde en az hasarla atlatılabileceğidir.
Bölgede artan sermaye ve kapitalist ilişkiler sadece zenginlik ve olumlu anlamda sosyolojik dönüşüm yaratmamakta, paradoksal bir şekilde bölgede yaşanan şiddetin de kaynağı haline geliyor.
Şiddet olaylarında sermaye ve kapitalist ilişkilerin önemli bir etken olduğunun somut göstergelerinden biri, eskiden kavgaların daha çok namus ya da mahalli çekememezliklere dayanırken, şimdi bunların genellikle alacak-verecek ve arazi gibi maddi meselelere dayanmasıdır.
Ayrıca, kavgalar yoksul kesim arasında olmaktan ziyade sermaye sahibi aileler ve gruplar arasında cereyan ediyor.
Kavgaların çoğunda silah kullanılmasının nedeni de budur.
Bölgede sermaye artışı beraberinde silahlanmayı da getirdi.
Sonuçta silah sahibi olmak da belli bir gelir kaynağını gerektiriyor.
Yanlış anlaşılmasın, sermaye ve para ilişkileri (kapitalistleşme) kendi başına şiddetin nedeni değil.
Aksine olağan şartlarda sermaye güven ve huzur arar.
Bu kapitalist ilişkiler aşiret tarzı örgütlenme ile bir araya geldiğinde şiddet üreten bir kaynağa dönüşüyor.
Kapitalist ilişkilerin aşiret ilişkilerini şiddete dönüştürmesindeki etkisi sosyo-psikolojik açıdan şu şekilde açıklanabilir:
Bir kere, insanın en güçlü eğilimlerinden biri şiddettir.
İnsan, şiddete son derece yatkın bir varlıktır.
Yıkıcılık, insanı harekete geçiren iki temel güdüden biridir.
Böyle bir doğaya sahip insanın şiddetten uzak durması, hatta kendisine yapılanı hoş görmesi çoğu defa asaletinden değil zayıflığından ya da imkansızlığındandır.
Bir insan, bireysel olduğu ölçüde hoşgörülüdür, şiddetten uzaktır.
Çünkü bireysel yaşayan insanın arkasında duracak bir “fedailer topluluğu” yoktur.
Örneğin, Avrupa ülkelerinde toplumsal şiddetin az olmasının asıl nedeni bireysel yaşamdır.
Avrupa’da 18 yaşına girmiş biri yuvadan uçan kuş misali başının çaresine bakmak zorundadır.
Bu kişi saldırıya uğradığında ne ailesi ne de başkası onun için beline silahı takıp kavgalara girişir.
Bu kişi de istese de istemese de devlete ve yasalara sığınmak zorundadır.
Aşiret tarzı dayanışma kültürünün ve asabiyet duygusunun güçlü olduğu yerde ise her an size destek olacak, yerine göre sizin için hayatını ortaya koyacak istemediğiniz kadar insan vardır etrafınızda.
Ancak burada bir dipnot olarak şu açıklamayı yapmak gerekir: Aşiretlerde aidiyet aşiretten “sülale”ye doğru dönüşüm yaşadı.
Bu yazıda aşiretten kastımız, aşiretin bir alt birimini oluşturan “sülale”dir.
Dolayısıyla bugün yaşanan kavgalar bütün aşireti içine almaktan ziyade olayın muhatabı “sülale” ile sınırlı kalıyor.
Bu tür olaylarda aşiretin tümünün desteği daha çok dolaylı yoldan oluyor.
Bir insan kendisini ne kadar güçlü hissederse o düzeyde hoşgörüden uzaklaşır ve o düzeyde saldırganlaşır.
Aşiret ilişkileri bu “güçlüyüm” duygusunu sistematik bir şekilde insanların zihin dünyasında canlı tutuyor.
İşte, birbirine mesafeli olmaya göre kurgulanmış aşiret ilişkileri söz konusu karmaşık kapitalist ilişkilerin içine girmeye başladığında birçok sorun peyda olmaya başlar.
Kendi içinde kırılganlığı ve tahammülü barındıran kapitalist ilişkiler, aşiretin “alttan almamayı ve cesareti mertlik gören” “gurur ve şeref kültürü” ile bir araya geldiğinde sonuç birçok defa şiddet oluyor.
Yaşanan bu şiddet olaylarını bir nebze azaltmak için neler yapılabilir?
Buna ilişkin çözüm önerileri başka bir yazıda ele alınabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish