Yapay zeka çağında akademinin ve eğitimin asıl görevi

Prof. Dr. Mustafa Çevik Independent Türkçe için yazdı

Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe 

Yapay zeka çağında nasıl bir toplum kurmak istiyoruz?

Bu soru, yalnızca mühendislerin ya da teknoloji şirketlerinin sorusu değildir.

Aynı zamanda filozofların, eğitimcilerin, siyasetçilerin, ailelerin ve üniversitelerin de sorusudur.

Çünkü tarih bize teknolojinin tek başına ne özgürlük ne refah ne de adalet ürettiğini göstermektedir.

Teknolojinin hangi amaçla geliştirildiği, kimlerin yararına kullanıldığı ve hangi değerlerle sınırlandırıldığı, teknolojinin kendisinden daha belirleyicidir.

Son yıllarda dünya genelinde dikkat çeken eğilimlerden biri, yapay zeka ve dijital teknolojilerin olağanüstü bir hızla gelişmesine rağmen, aynı hızda demokratik kurumların, toplumsal güvenin ve kamusal uzlaşının güçlenmemesidir.

Birçok ülkede demokratik gerileme, ifade özgürlüğüne ilişkin tartışmalar, yanlış bilgi ve dezenformasyonun yaygınlaşması, kurumsal güvenin azalması ve toplumsal kutuplaşmanın artması üzerine kapsamlı araştırmalar yayımlanmaktadır.

Freedom House'un yıllık raporları, V-Dem Enstitüsü'nün demokrasi verileri, OECD'nin güven araştırmaları ve Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey), bu dönüşümün farklı boyutlarını ortaya koymaktadır.

Bu göstergeler, teknolojik ilerlemenin kendiliğinden daha özgür ve daha güvenilir toplumlar üretmediğini göstermektedir.

Tam da bu nedenle Acemoğlu'nun konuşması, yalnızca yapay zeka üzerine yapılmış bir değerlendirme olarak okunmamalıdır.

Konuşmanın asıl önemi, teknolojik ilerlemenin etik, demokratik ve kurumsal bir çerçeveye ihtiyaç duyduğunu yeniden hatırlatmasındadır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu temel mesele, makinelerin insanlardan daha hızlı hesap yapması değildir.

Asıl mesele, insanların kendi muhakeme yeteneklerini, eleştirel düşünme becerilerini ve ahlaki sorumluluklarını koruyup koruyamayacaklarıdır.

Yapay zeka bilgi üretebilir; ancak bilgelik üretemez. Büyük veri ilişkiler kurabilir; ancak güven inşa edemez.

Algoritmalar tercihleri tahmin edebilir; ancak adalet, vicdan ve sorumluluk gibi değerleri kendi başına oluşturamaz.


Sosyal sermaye neden belirleyici?

Bu noktada üzerinde özellikle durulması gereken kavramlardan biri sosyal sermayedir.

Robert Putnam ve Francis Fukuyama'nın çalışmalarında da vurgulandığı gibi, toplumların uzun vadeli başarısını belirleyen unsurlar yalnızca ekonomik sermaye veya teknolojik kapasite değildir.

Güven, karşılıklılık, iş birliği kültürü ve kurumsal itibar da kalkınmanın temel kaynaklarıdır.

Güvenin zayıfladığı toplumlarda ekonomik maliyetler artmakta, iş birliği zorlaşmakta ve demokratik kurumların meşruiyeti aşınmaktadır.

Bu nedenle sosyal sermaye, geleceğin en stratejik kaynaklarından biri olarak görülmelidir.


Bilgelik neden yeniden düşünülmeli?

Bilgelik de benzer biçimde yeniden gündeme alınmalıdır.

Bilgelik, bilgi miktarının artması değil; bilginin hangi amaçla kullanılacağını değerlendirebilen muhakeme gücüdür.

Aristoteles'in "phronesis" kavramından Hans Jonas'ın teknoloji etiğine kadar uzanan düşünce geleneği, teknik kapasitenin ahlaki sorumlulukla birlikte gelişmesi gerektiğini savunmuştur.

Yapay zeka çağında bu uyarılar daha da önem kazanmaktadır.


Üniversitelerin rolü yeniden tanımlanmalı

Bu nedenle üniversitelerin geleceği de yeniden düşünülmelidir.

Üniversitelerin görevi yalnızca daha fazla mühendis, daha fazla yazılımcı veya daha fazla girişimci yetiştirmek değildir.

Aynı zamanda özgür düşünebilen, eleştirel sorgulama yapabilen, farklı görüşlerle medeni biçimde tartışabilen ve bilimsel dürüstlüğü koruyabilen bireyler yetiştirmektir.

Bilimsel yaratıcılık ile demokratik kültür arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır.

Farklı düşüncelerin ifade edilebildiği, eleştirinin teşvik edildiği ve akademik özgürlüğün korunduğu ortamlar, tarih boyunca bilimsel yeniliklerin geliştiği ortamlar olmuştur.

Aynı sorumluluk eğitim sisteminin bütününe de aittir.

Eğitim politikaları yalnızca sınav başarısını veya teknik becerileri artırmayı hedeflediğinde, kısa vadeli kazanımlar elde edilebilir; ancak uzun vadede özgür yurttaş yetiştirmek güçleşir.

Eleştirel düşünme, etik muhakeme, medya okuryazarlığı, felsefi sorgulama ve demokratik tartışma kültürü, temel eğitimden itibaren eğitimin ayrılmaz parçaları hâline gelmelidir.


Bilim politikaları ve ailelerin sorumluluğu

Bilim politikaları açısından da benzer bir yaklaşım gereklidir.

Bilimsel araştırmaların bağımsızlığını koruyan, açık bilim uygulamalarını destekleyen, disiplinler arası iş birliğini teşvik eden ve araştırmacıların özgürce çalışabileceği kurumsal yapıları güçlendiren politikalar, yalnızca akademik kaliteyi değil, toplumun gelecekteki direnç kapasitesini de artıracaktır.

Belki de en önemli sorumluluk ailelere düşmektedir. Demokratik kültür yalnızca anayasal kurumlarda değil, evlerde başlar.

Çocuğun soru sormasına izin verilen, farklı fikirlerin saygıyla dinlendiği, hata yapmanın öğrenmenin doğal bir parçası olarak görüldüğü aile ortamları; özgür bireylerin, yaratıcı zihinlerin ve sorumluluk sahibi yurttaşların ilk okuludur.

Güven duygusu, empati, diyalog ve ortak sorumluluk bilinci, sosyal sermayenin en temel yapı taşlarıdır ve bunlar önce aile içinde öğrenilir.

İnsanlığın geleceği, yalnızca daha güçlü algoritmalar geliştirmeye bağlı değildir.

Asıl mesele, teknolojik ilerlemeyi hangi değerler etrafında yöneteceğimizdir.

Bilgeliği bilgiye, özgürlüğü verimliliğe, güveni yalnızca dijital güvenliğe indirgersek, teknolojik olarak gelişmiş; fakat toplumsal olarak kırılgan bir dünya inşa edebiliriz.

O nedenle yapay zekanın teknik ayrıntılarından çok, insanlığın ahlaki ve demokratik geleceği bağlamında gündem yapılması gerekmektedir.

Belki de yapay zeka çağında üniversitelerin asıl görevi, yalnızca teknoloji üreten insanlar yetiştirmek değil; bilgeliği, özgürlüğü, demokratik yaşamı, bilimsel dürüstlüğü ve toplumsal güveni birlikte koruyabilecek insanlar yetiştirmektir.

Çünkü geleceğin en büyük rekabet avantajı, yalnızca teknolojik üstünlük değil; güven üretebilen kurumlara, özgür düşünebilen bireylere ve ortak iyiyi savunabilen toplumlara sahip olmaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU