Türk siyaseti aylardır Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında devam eden kurultay savaşlarını konuşmakta ve bazı çevrelerce yeni bir siyasi partinin kurulması için somut adımların perde gerisinde atıldığı yüksek sesle ifade edilmektedir.
Merkez solda oluşacak parçalı yapı, çok da alışık olmadığımız bir şey değildir. Nitekim 1994 tarihinde gerçekleşen ve Refah Partisi'nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok belediyeyi almasına sebep olan şey, tam olarak bu parçalı yapıydı.
İstanbul'da CHP, SHP ve DSP'nin almış olduğu oy oranı 1.555 bin iken Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan'ın oy oranı 878 bindi. Ankara'da da durum aynı şekildeydi. Bu 3 siyasi partinin oy oranı toplam 538 bin iken Refah Partisi adayı Melih Gökçek'in oy oranı 393 bindi. Bu durumun sol siyasette ne tür travmalara sebep olduğu, en çok da o dönemin yaşayan politikacılarının hafızalarında hiç şüphesiz silinmeyecektir.
Sol ve sağ kavramı, Fransız İhtilali'nden sonra Fransa Meclisi'ndeki oturma düzeniyle ortaya çıkmış bir kavramdır. Türkiye'de sağ ve sol ayrımına 1960 yılına kadar şahit olunmamıştır. Zira Demokrat Parti, 1946 yılında CHP'nin içerisinden istifa edenler tarafından kurulmuş ve iktidara taşınmıştır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İktidarı sürecinde de bu 2 parti arasındaki mücadeleyi, ideolojik farklılaşmalardan ziyade tabanda meydana gelen ayrışmalar diri tutmuştur. Tarihler 1961'i gösterdiğinde, kendisini kapatılan Demokrat Parti'nin devamı olarak gören ve genel başkanlığını Ragıp Gümüşpala'nın yaptığı Adalet Partisi ile seçim yarışına giren CHP, seçimi az bir farkla yüzde 36,7 ile önde kapatmasına rağmen tek başına iktidar olamamış ve siyasi tarihimizin ilk koalisyon hükümetini kurmak zorunda kalmıştır.
Ancak bu koalisyon, Süleyman Demirel'in AP'nin genel başkanlığına gelmesiyle çok uzun sürmemiş ve 1965 yılı mali bütçesinin onaylanmamasından hemen sonra Başbakan İsmet İnönü'nün istifasıyla sona ermiştir. 1965 yılında Türkiye yeniden sandık başına gitmiş ve CHP ciddi bir oy kaybı yaşayarak oyların yüzde 28,7'sini alırken, AP yüzde 52,9'unu alarak tek başına iktidar olmuştur. Yaşanmış olan bu oy kaybı, CHP tarafında parti
1965 seçimlerinden önce gazeteci Abdi İpekçi'ye vermiş olduğu röportajda, "CHP, bünyesi itibarıyla devletçi bir partidir ve bu sebeple ortanın solunda yer almaktadır" diyerek ilk kez partisinin konumunu ifade etmiştir. Demirel tarafından bu söylem, "Ortanın Solu Moskova'nın Yolu" denilerek seçim meydanlarında kullanılmış ve CHP komünist olmakla suçlanmıştır.
CHP ise her ne kadar bu kavramı millete anlatmaya çalışsa da başarılı olamamıştır. Seçim yenilgisinden sonra bir grup, bu söylemlerden dolayı partiden ayrılmış olsa dahi İnönü ve henüz genç bir siyasetçi olan Ecevit bu kavramdan vazgeçmemiştir.
İnönü ile partisinin genel sekreteri Ecevit arasındaki en büyük kopuş ise 12 Mart 1971 muhtırasıyla yaşanmıştır. Ecevit, Süleyman Demirel'in muhtırayla görevden uzaklaştırılmasından sonra askerin desteğiyle Nihat Erim'e hükümet kurma görevi verilmesine karşı çıkmış ve CHP'nin bu muhtıranın yanında görülmemesi gerektiğini ifade etmiştir.
Ancak buna rağmen İnönü, bu muhtıraya destek verici açıklamalarda bulunmuştur. Bunun üzerine Ecevit, partideki görevinden istifa ederek İnönü'ye karşı savaş açmıştır. Genel sekreterliği döneminde sağlamış olduğu güç ve popülaritesiyle parti delegeleri üzerinde etkili olan Ecevit, ortanın solu iddiasından vazgeçmemiş, katıldığı her toplantıda bunu savunmuştur.
Ecevit'in yapmış olduğu parti içi muhalefet karşısında zorlanan İnönü, partiyi tarihler 6 Mayıs 1972'yi gösterdiğinde olağanüstü kurultaya götürmüştür. 1.221 delegenin oy kullandığı seçimde 709 güven oyuna karşı 507 güvensizlik oyu çıkmasına rağmen, parti meclisinde Ecevit'in destekçileri çoğunluğu kazanmıştır. Bunun üzerine 88 yaşında olan İnönü, 7 Mayıs'ta yapılacak genel başkanlık seçimlerinde aday olmayacağını söyleyerek istifa etmiştir.
Yapılan genel başkanlık seçimine tek başına giren Ecevit, 47 yaşında Cumhuriyet Halk Partisi'nin 3. Genel Başkanı olmuştur. Genel başkanlık koltuğuna oturan Ecevit, 1973 seçimlerinde yüzde 33,30 alarak birinci parti olmuş, 1977 seçimlerinde ise yüzde 41,38 alarak oyunu artırmış ve seçimleri büyük bir başarıyla önde tamamlamıştır. 12 Eylül 1980'den önce sol siyaset, Bülent Ecevit'in genel başkanlığında kendini ortanın solu ve demokratik sol olarak tanımlayan Cumhuriyet Halk Partisi ekseninde yapılmış ve alternatif bir merkez sol partisi kurulmamıştır.
12 Eylül ile birlikte CHP Genel Başkanı Ecevit tutuklanmış ve partisi kapatılmıştır. 1983 yılında gerçekleşen seçimlere ise sol parti özelliğini taşıyan, genel başkanlığını İsmet İnönü'nün özel kalem müdürlüğünü yapan Necdet Calp'in üstlendiği Halkçı Parti girebilmiştir. Bu seçimde yüzde 30,5 oy alarak ikinci olabilmiştir. Halkçı Parti'nin kurulduğu sırada bir başka isim de parti hazırlığındaydı. Bu isim Erdal İnönü'ydü.
Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), her ne kadar kurulmuş olsa da MGK tarafından veto edilmiş ve 1983 yılında yapılan seçimlere girememiştir. Ancak 1984'te yapılan seçimlerde yerini alan SODEP ikinci parti olmuş, bir diğer sol parti olan Halkçı Parti ise üçüncü olmuştur. Bu sonuçlar, HP ile SODEP'in birleşmesine zemin hazırlamış ve bu 2 parti birleşerek Sosyal Demokrat Halkçı Parti'yi (SHP) kurmuştur.
Erdal İnönü cephesinde bunlar yaşanırken, Bülent Ecevit bu partileşme sürecinin dışında kalmış ve eşi Rahşan Ecevit'in genel başkanlığında Demokratik Sol Parti'yi kurmuştur. Ecevit, siyasi yasakların kalkmasıyla partinin başına geçmişse de 1987 seçimlerinde baraj altında kalmıştır.
1991 yılında gerçekleştirilen genel seçimlerin ardından Deniz Baykal ve beraberindeki grup, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) içerisinde olağanüstü kurultayın toplanması yönünde girişimde bulunmuştur. Bu talebin sebebi, Doğru Yol Partisi (DYP) ile kurulması planlanan koalisyon hükümetine yönelik çekincelerdir. Bu çabaya rağmen, 20 Kasım 1991 tarihinde DYP-SHP koalisyon hükümeti kurulmuş ve Süleyman Demirel başbakanlık görevini üstlenirken, Erdal İnönü başbakan yardımcısı olarak hükümette yer almıştır.
Parti içindeki liderlik mücadelesi ise 25 Ocak 1992 tarihinde gerçekleştirilen 7. Olağanüstü Kurultay'da da devam etmiş ve Erdal İnönü ile Deniz Baykal arasında gerçekleşen bu kurultayın galibi bir kez daha İnönü olmuştur. 1992 yılında yapılan değişiklikle eski siyasi partilerin yeniden açılmasının yolu açılmış ve aynı yıl Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Baykal genel başkanlığında yeniden kurulmuştur. Böylece solda SHP, DSP ve CHP olmak üzere 3 farklı siyasi parti yer almıştır. Yaşanan krizler ve oy kayıpları sonucunda SHP ile CHP'nin birleşmesi 1995'te sağlanmış ve bu 2 siyasi parti CHP çatısı altında birleşmiştir.
Bu dağınık yapı hiç şüphesiz seçim sonuçlarına yansımıştır. 1987 yılında yapılan genel seçimlere Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Demokratik Sol Parti katılmıştır. SHP yüzde 25 oy alarak 98 milletvekili çıkarırken, DSP ise yüzde 8,5 oy alarak 7 milletvekiliyle Meclise girmeyi başarmıştır. 1991 seçimlerine de bu 2 siyasi parti sol partiler olarak katılmıştır.
Bu seçimlerde SHP yüzde 21 oy alarak 88 milletvekili çıkarmış, DSP ise yüzde 11 oy alarak 7 milletvekili çıkarmıştır. 1995 seçimlerine ise Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokratik Sol Parti katılmıştır. DSP yüzde 19 oy ile 76, CHP ise yüzde 11 oy ile 49 milletvekili çıkarmıştır. Bu 2 siyasi parti 1999 genel seçimlerine de birlikte katılmış ve DSP yüzde 22 oy ile 136 milletvekili kazanırken, CHP yüzde 4 oy ile baraj altında kalmıştır. Bu bölünmüşlük hâli 3 Kasım 2002 seçimlerine kadar sonuçlara yansırken, bu tarihten sonra sol seçmen CHP etrafında konumlanarak bu dağınık yapıya son vermiştir.
Türk siyasal hayatında sol çizginin CHP, SHP ve DSP ekseninde yaşadığı ayrışmalar, yalnızca parti teşkilatlanmalarında meydana gelen değişimler olarak değerlendirilemez. Bu bölünmeler ve liderlik mücadeleleri, sol siyasetin toplumsal temsil kapasitesi ile seçim sonuçlarını doğrudan etkilemiştir.
Özellikle 1980 sonrasında aynı seçmen kitlesine hitap eden partiler arasında yaşanan rekabet, oyların bölünmesine ve dağılmasına sebep olmuş, bu durum da rakiplerinin siyasal üstünlük elde etmesini kolaylaştırmıştır. Son zamanlarda Özgür Özel genel başkanlığında yeni bir partinin kurulması hâlinde, yeniden aynı sonuçların ortaya çıkması kuvvetle muhtemel görünüyor.
Kaynaklar:
Biçici, M., & Doğru, D. (2024). *1980 Sonrasında Türkiye'de Sol Hareketler ve Sol Partiler*. *Asia Minor Studies*, **12**(1), 11-34.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish