Bulutların gökkuşağı

Behçet Darğın Independent Türkçe için yazdı

Dünyaca ünlü yazar Maya Angelou, en bilinen eseri "Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim"e zarif bir gönderme yapan boş kuş kafesinin yanında / Fotoğraf: Dwight Carter
 

Amerikalı şair, dansçı, şarkıcı ve yazar Maya Angelou (1928-2014), kelimeleriyle bir dünya yarattı ve başta kendisinin olmak üzere birçok insanın hayatında direnişin ilk kıvılcımlarını tutuşturdu.

Elbette bu noktaya çiçekli yollardan gelmedi; çok badireler atlattı, ölümün eşiğinden döndü ama hayatta kalmayı başardı. Gelin, hep birlikte onun inişli çıkışlı hayat hikâyesine bakalım.

Asıl adı Marguerite Ann Johnson'dı. Kapıcı baba Bailey Johnson ile hemşire Vivien Baxter'ın ikinci çocuğu olarak Missouri'de dünyaya geldi.

Büyük kardeşi Bailey Jr., ona "Maya" takma adını verdi. Ebeveynlerinin sorunlu evliliklerinin sona ermesinin ardından babası, 3 yaşındaki Maya'yı ve 5 yaşındaki oğlunu, ayaklarında isimlerinin yazılı olduğu etiketlerle Güney Amerika'ya doğru giden trene bindirerek Arkansas eyaletinin Stamps kasabasında yaşayan babaanneleri Annie Henderson'ın yanına gönderdi.

Ticari zekâsı sayesinde Büyük Buhran'dan etkilenmeyen ninesiyle arası iyiydi.
 

Amerikalı ünlü şair, yazar ve sivil haklar aktivisti Maya Angelou'nun gençlik yıllarına ait iki farklı portresi (4 Nisan 1928 - 28 Mayıs 2014) / Kolaj: Independent Türkçe
Amerikalı ünlü şair, yazar ve sivil haklar aktivisti Maya Angelou'nun gençlik yıllarına ait iki farklı portresi (4 Nisan 1928 - 28 Mayıs 2014) / Kolaj: Independent Türkçe,

 

Damga, vicdan azabı ve konuşamamak

Maya'nın dünyaya gözlerini açması, Afro-Amerikalıların ten renkleri nedeniyle zincire vurulduğu, ağaçlara asıldığı, kırbaçlandığı, kavurucu sıcaklar ve dondurucu soğuklar altında çalışmak zorunda bırakıldığı döneme denk geldi.

Doğduğu anda birçok bakımdan hayata 1-0 yenik başlamıştı. Siyahtı, değersiz görülüyordu, ebeveynlerinden ayrı kaldığı dönemler oldu.

Türkçede "pul", "damga" ve "mühür" anlamlarına gelen "Stamps" kelimesi, ABD'de küçük ve kozmopolit bir kasabanın da adı. Kasaba, posta pullarıyla ilgili ilginç bir espriyle dilden dile dolaşırdı:

ABD'de Stamps (Pullar) kelimesini kendi pullarına basan tek kasaba.


Ancak bunun ötesinde kasabanın toplumsal yapısı, siyah ve beyaz nüfus arasındaki keskin ayrımlarla şekillenmişti. Maya çocukluğunu burada geçirdi.

İlerleyen yıllarda talih yüzüne güldü, sanatında yükseldi ve edebi kimliğiyle birlikte Stamps da daha çok bilinir hâle geldi.

Baba ile çocuklarının yolları ayrılmıştı ama babalık hissiyatı hiç kaybolmamıştı. Maya 8 yaşına bastığında babası onu annesinin yanına götürdü.

Bir gün öğleden sonra kütüphaneye giderken annesinin erkek arkadaşı Freeman'ın cinsel saldırısına uğradı. Yaşadıklarını anlatması hâlinde öldürüleceği tehdidiyle bir süre susturuldu.

Yaşadığı olayı kardeşine, kardeşi de tüm aileye anlattı. Bunun üzerine Freeman tutuklandı. Ancak yalnızca 1 gece tutuklu kaldı.

Serbest bırakıldıktan 5 gün sonra mezbahanenin arkasında dövülerek öldürülmüş hâlde bulundu. Olayın Maya'nın amcaları tarafından gerçekleştirildiği tahmin ediliyor.

Bu olaydan sonra kendisini cinayetin müsebbibi olarak gören Maya, vicdan azabı çekti ve ağır travmalar geçirdi. Yaklaşık 5 yıl boyunca konuşamadı.

Sesimin onu öldürdüğünü düşündüm. O adamı ben öldürdüm, çünkü adını söyledim. Bu yüzden bir daha konuşmamaya karar verdim; sesimin birini öldürebileceğine inandım.


Yazarın öz yaşam öyküsünü kaleme alan Marcia Ann Gillespie'ye göre Maya, bu uzun sessizlik döneminde olağanüstü hafızasını, kitaplara ve edebiyata duyduğu ilgiyi geliştirdi; çevresini dikkatle gözlemledi.
 

Eserleriyle nesillere ilham veren ikonik şair ve aktivist Maya Angelou'nun akıllarda kalan güçlü bir portresi / Fotoğraf: Taylor Jewell-Vogue
Eserleriyle nesillere ilham veren ikonik şair ve aktivist Maya Angelou'nun akıllarda kalan güçlü bir portresi / Fotoğraf: Taylor Jewell-Vogue

 

Yeni bir kimlik

16 yaşında genelev işletmiş, fahişelik yapmış, ardı arkası kesilmeyen şiddet ve aşağılanmalar peşini bırakmamıştı.

Erkek arkadaşı onu körfeze götürüp bayıltana kadar dövmüş, 3 gün boyunca orada esir tutmuştu.

İnsanın hayatını belirleyen şeyler başına gelenler değil; onlara verdiği tepkilerdir.


Antik Yunan filozofu Epiktetos'un bu sözü, hayata birçok alanda dezavantajlı başlayan Maya'nın yaşadıklarını tarif etmek için biçilmiş kaftan.

Devasa acıların gölgesinde büyüse de geçmişin dayattığı kimliği reddetti; kendi azmi ve hayat sevinciyle talihsizliklerini talihe dönüştürerek kimliğini kendisi var etti.

Yepyeni ve dehşet verici bir kadın oldu, yazarlar arasında efsaneleşti.

Kalbi sanatın ve şiirin ritmiyle çarpan Maya, yaşadıklarını sanata dökerek 20'den fazla kitap yazdı. Onun hayatına bundan böyle insanların cinsel ihtirasları değil; sinema ve edebiyat hükmedecekti.

2 kez Grammy Ödülü'nü kazandı. Bill Clinton'un göreve başlama töreninde, hayatın dibini görmüş deneyimli bir sanatçı vakarıyla kürsüye çıkarak "On the Pulse of Morning" şiirini okudu ve Amerikan tarihine, Robert Frost'tan sonra başkanlık yemin töreninde şiir okuyan ilk kadın şair olarak geçti.

Müthiş bir hatip olan Malcolm X ve katı dinî dogmaları umursamayan dinî lider Martin Luther King Jr.'a katıldı; hukuk, özgürlük ve inanç gibi meselelerde insanları aydınlattı, haklarını korudu.

Bu 3 özgür ruhun zamansız buluşması, birçok siyah tenli insanın hayatını sonsuza dek değiştirdi.

Bu yönüyle Maya'yı, ABD tarihindeki en büyük kölelik karşıtı mücadeleyi sinemaya taşıyan "Özgürlük Ateşi" (2019) filminin başkarakteri Harriet Tubman'a (Cynthia Erivo) benzetiyorum.

Harriet, özgürlüğünün peşine düşen cesur bir köleydi. Fakat hiçbir zaman kölelik ruhunu taşımadı. Sahibinin evinden kaçtı, saklanarak aylar süren yolculuğunun sonunda köleliğin kaldırıldığı bir eyalete ulaştı.

Burada kölelikle mücadele eden organizasyonlara katıldı ve Yeraltı Demiryolu'nu kullanarak insanları kölelikten kurtardı.

Maya da Harriet gibi mücadeleci insanlarla hareket ederek esaret altındaki insanlara yardım etti.
 

Amerikalı efsanevi şair ve sivil haklar aktivisti Maya Angelou'yu, adalet ve eşitlik uğruna adadığı ömrünün bilgeliğini yansıtan sakin ve kararlı duruşuyla çalışma odasında
Amerikalı efsanevi şair ve sivil haklar aktivisti Maya Angelou'yu, adalet ve eşitlik uğruna adadığı ömrünün bilgeliğini yansıtan sakin ve kararlı duruşuyla çalışma odasında

 

Zifiri karanlık

Maya Angelou'nun kavramı "Bulutlardaki Gökkuşağı", en karanlık anlarda, hiçbir umut ışığının belirmediği zamanlarda, kasvetli bulutlar arasında bir umut süzmesinin, bir gökkuşağının bulunmasını ifade eder.

"Yardıma ihtiyaç duyduğunda, umutsuzluğun kucağına düşmemek adına kendi gökkuşağımı geçmişe bakarak bulurum" diyor Maya.

Fransız, Çinli, Afrikalı, Yahudi, Müslüman; ırk ve inanç ayırt etmeksizin tüm insanların tecrübelerinden faydalanır.

Tarihteki insanların duygularıyla başa çıkma yollarını, cesaretlerini toplama yöntemlerini bilmek önemlidir.

"Ben de bir insanım" der. Bir röportajında, hayatta onlar için geçerli olan kuralların kendisi için de geçerli olduğunu söyler:

Senden önce gelmiş olanlardan alabildiğin kadar çok şey al. Bulutlardaki gökkuşakları onlar. İster seni tanısınlar isterse yüzünü görmeyecek olsunlar, her ne yaptılarsa senin için yaptılar.
 

Maya Angelou, 1970 yılında otobiyografisi "Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim" (I Know Why the Caged Bird Sings) hakkında konuşurken / Fotoğraf: G. Marshall Wilson/Ebony Collection-AP
Maya Angelou, 1970 yılında otobiyografisi "Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim" (I Know Why the Caged Bird Sings) hakkında konuşurken / Fotoğraf: G. Marshall Wilson/Ebony Collection-AP

 

Yazmak korkutucudur!

Hiçbir şey yazmak kadar korkutmuyor ama aynı zamanda hiçbir şey beni onun kadar da tatmin etmiyor.


Maya, "yazma korkusu" ile çok dua ederek ve tir tir titreyerek başa çıktığını gülerek anlatır.

İnsanlar kelimeleri bir araya getirir; zarflar, sıfatlar, fiiller ve isimler kullanarak bir şeyleri somutlaştırır.

Böyle bir girişimde bulunma cesareti gösteren herkesin kendisiyle gurur duyması gerekir.

Yazarak yaşadıklarının hayaletlerinden kurtulduğunu söyleyen yazara göre yazabilmek, yüreğini ortaya koymak demektir. Onun için yazmak bir lüks değil, hayatta kalma aracıdır.

Otobiyografisinde, katıldığı yazarlar birliği toplantısında yaşadığı mahcubiyet, yaratıcı yazmanın önündeki engeli buldurur ona.

Hazırladığı metni okur, toplantıdakiler metnini yerden yere vurur. Bunun üzerine eleştirileri aşılması gereken bir eşik olarak tanımlar.

Onun nazarında yazmaya soyunanların, idamı bekleyen insanların konsantrasyonuyla kaleme sarılmaları gerekir.

Nathaniel Hawthorne'dan alıntıyla:

Kolay okunan metinler çok zor yazılır.


Geçmiş, tanıklık, edebiyat…

Kafesteki kuş neden şakır bilirim, ah bilirim,
Kanadı kırılmışken ve göğsünde sancı
Özgürlük için döndüğünde parmaklıklar
Bu ne keyifli ne de neşeli şarkı
Bu kalbinin derinliklerinden çıkarıp yolladığı dua,
Bu yakarış, Cennet'e ulaşmak için girişim
Kafesteki kuş neden şakır bilirim...


Maya bir şahitti. Başından geçen olayların, kendisi gibi insanların yaşadığı aidiyetsizliğin, melankolinin ve varoluşsal boşluğun tanığıydı.

Tüm bunların yok olmasına, unutulmasına seyirci kalamazdı. O anıları yüreğinde gözü gibi korudu.

Bu yüzden hatıralarının verdiği ağırlıkla, ötekileştirme atmosferinin yarattığı sıkışmış, çaresiz ve trajik kimliği yazıya döktü.

Politik yaralanmalarını, öfkesini, acısını, tüm sırlarını ve aşklarını o meşhur el yazmalarına yansıttı, 7 ciltlik külliyatta yayımladı.

Serinin ilk kitabı "Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim"de (I Know Why the Caged Bird Sings, 1969) küçük bir kızın ırkçılık, bağnazlık ve şiddet karşısındaki savaşı anlatılıyor.

Bu kitabıyla hayatını açık açık tartıştı. Siyahilerin ve kadınların sözcüsü olarak itibar kazandı.
 

Maya Angelou, edebiyat dünyasında çığır açan ünlü eseri "I Know Why the Caged Bird Sings" (Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim) ile birlikte / Kolaj: Independent Türkçe
Maya Angelou, edebiyat dünyasında çığır açan ünlü eseri "I Know Why the Caged Bird Sings" (Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim) ile birlikte / Kolaj: Independent Türkçe

 

Kitaba dokunan Oprah Winfrey, sayfalardaki dizeleri okuduğu an çarpıldı. Yıllardır Afro-Amerikalılar olarak maruz kaldıkları her şey bu sayfaların arasındaydı. Kitabı kelime kelime okudu:

O sayfalarda Maya ile tanışmak tam anlamıyla kendimle tanışmak gibiydi. İlk kez genç bir siyah kız olarak deneyimlerim doğrulanmıştı.

Oprah hem hakkında yazılar yazdı hem de kitabı etrafa yaymaya başladı. Kitabın ünü yayıldıkça Maya, dünya edebiyatının ikonlarından birine dönüştü. Milyonlarca insanın ruhu yıllar sonra edebî bir mucizede birleşti.

Jorge Luis Borges, bir eserin gerçek yazarının bazen tek bir birey değil, zamanı aşarak birbirini tamamlayan 2 farklı ruh olabileceğini söyler.

Kelimeler; toplumsal normlara meydan okuyan, cesaret veren ve kucaklayan bir güce sahiptir.

Her dizesinde yaşadığı çevrenin stresini, ırkçılığa ve eşitsizliğe karşı onurlu duruşunu ortaya koydu. Kitapları en sevilen eserler arasında yer aldı; tüm bunlar ırkçıları çıldırtmıştı.

Bazı kütüphaneler metinlerinin tek bir nüshasını bile kabul etmedi. Buna rağmen eserleri okullarda ve üniversitelerde eğitim amacıyla okutuldu, milyonlarca okurun kalbine dokundu.

"Geçmişi kullan" felsefesiyle tanıklıklarını Amerikan edebiyatının zirvesine taşımayı başaran yazardan öğreneceğimiz çok şey var.

Gençlere ve yolunun başında olanlara, sevdiği bir şarkıda geçen "Her fırtınanın yağmuru biter" cümlesini defterlerine yazmalarını, hatta tabela yapıp görebilecekleri bir yere asmalarını salık verir.

Maya Angelou devam etsin dilerseniz:

Okuyun, okuyun…

Hayatınızı daraltmayın.

Kutunun dışına çıkmaya çalışın.

Doğal yetenekleriniz olduğunu ve diğerlerini de öğrenebileceğinizi bilmelisiniz ki bazı şeyleri deneyebilesiniz…


Keyifli okumalar!

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU