Almanya'nın güvenlik ve güç arayışı

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Almanya, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra kendisini büyük ölçüde ekonomik gücüyle tanımladı. 1990'daki yeniden birleşmenin ardından Berlin, güvenlikten çok ticarete yatırım yaptı. Askeri kapasiteden çok ihracata odaklandı. Jeopolitik rekabetten çok kurallara dayalı uluslararası düzene güvendi.

Bu model uzun süre çalıştı. ABD Almanya'nın güvenliğini sağladı. Rusya ucuz enerji sundu. Çin ise Alman sanayisi için büyük bir pazar oluşturdu. Almanya da yüksek katma değerli sanayisini küresel ticaretin merkezine yerleştirdi.

Peki bu düzen artık çalışmıyorsa Berlin ne yapacak?

Bugün Almanya'nın karşı karşıya olduğu temel sorun, üç stratejik bağımlılığın aynı anda sorgulanmasıdır. Washington'ın Avrupa güvenliğine yönelik taahhütleri daha belirsiz hale geliyor. Moskova, Ukrayna savaşıyla Almanya'nın Rusya politikasının temel varsayımlarını yıktı. Çin ise Alman sanayisi için giderek daha fazla bir pazar olmaktan çıkıp doğrudan rakibe dönüşüyor.

Berlin'in eski modeli bu üç gelişmeyi aynı anda yönetmekte zorlanıyor.


Güvenlik açığı büyüyor

Almanya'nın güvenlik mimarisi hâlâ büyük ölçüde ABD'nin nükleer ve konvansiyonel caydırıcılığına dayanıyor. Berlin'in nükleer silaha sahip olmama tercihi, NATO'nun nükleer paylaşım düzenini ve Amerikan genişletilmiş caydırıcılığını Almanya açısından merkezi hale getiriyor.

Peki Washington'ın Avrupa politikasındaki değişim Berlin için ne anlama geliyor?

Asıl soru, ABD'nin güvenlik garantilerinin gelecekte ne ölçüde öngörülebilir olacağı.

Almanya bu nedenle kendi konvansiyonel askeri kapasitesini artırmaya çalışıyor. Savunma harcamalarının yükseltilmesi ve Bundeswehr'in modernizasyonu bu dönüşümün en görünür göstergeleri. Berlin, Avrupa'nın güvenlik mimarisinde daha merkezi bir askeri güç haline gelmek istiyor.

Peki sorun nerede?

Almanya daha fazla stratejik özerklik isterken Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesi konusunda Fransa ile aynı çizgide yürüyemiyor.

FCAS savaş uçağı programının yaşadığı sorunlar bu ayrışmanın sembolü haline geldi. Paris, Avrupa'nın savunma kapasitesinin mümkün olduğunca Avrupa sanayisi tarafından üretilmesini savunuyor. Berlin ise acil askeri ihtiyaçlar nedeniyle Amerikan ve İsrail sistemlerine daha fazla yöneliyor.

Bu tercih kısa vadede askeri kapasiteyi artırabilir. Uzun vadede ise Avrupa'nın stratejik özerkliği açısından yeni bir bağımlılık yaratabilir.


Rusya politikası çöktü

Almanya'nın Rusya politikasındaki kırılma daha da derin.

Berlin uzun yıllar "ticaret yoluyla değişim" anlayışına güvendi. Ekonomik ilişkilerin Rusya'yı Avrupa düzenine yaklaştırabileceği düşünüldü. Nord Stream projeleri bu yaklaşımın en somut örneklerinden biriydi.

Ukrayna'nın 2022'de işgali bu varsayımı ortadan kaldırdı.

Almanya Rus hidrokarbonlarına bağımlılığını büyük ölçüde sona erdirdi. Ukrayna'ya da önemli miktarda mali ve askeri destek sağlamaya başladı. Böylece Zeitenwende olarak tanımlanan stratejik dönüşüm başladı.

Peki bu dönüşümün iç siyasetteki karşılığı nedir?

Dış politikadaki değişimin iç siyasi maliyeti var. Özellikle eski Doğu Almanya eyaletlerinde Rusya'ya yönelik daha yumuşak yaklaşımı savunan siyasi hareketlerin etkili olması, hükümetin Ukrayna politikasını iç siyasette daha kırılgan hale getiriyor.

Bu durum sorunun yalnızca dış politika meselesi olmadığını gösteriyor. Berlin'in yeni güvenlik politikasının toplumsal kabulü de askeri kapasite kadar önemli.


Asıl tehlike Çin

Almanya açısından belki de en zor problem Çin ile ekonomik ilişkilerde ortaya çıkıyor.

Alman ekonomisinin temelini oluşturan otomotiv, makine ve kimya sektörleri uzun süre Çin pazarındaki büyümeden yararlandı. Ancak Çin artık bu sektörlerde büyük bir müşteri olmanın ötesine geçti. Güçlü bir üretici ve küresel rakip haline geldi.

Peki bu değişim Almanya için ne anlama geliyor?

Çin'in devlet destekli sanayi politikası, Alman şirketlerinin rekabet avantajını aşındırıyor. Özellikle elektrikli araçlar, bataryalar, güneş panelleri ve kritik hammaddelerde ortaya çıkan bağımlılıklar Berlin'in hareket alanını daraltıyor.

Sorun ticaret açığıyla sınırlı değil. Güneş panellerinden lityum iyon bataryalara, magnezyumdan nadir toprak elementlerine kadar uzanan tedarik zincirleri Çin'e olan stratejik bağımlılığın sürdüğünü gösteriyor.

Burada temel çelişki açık.

Devlet, güvenlik gerekçesiyle Çin'e bağımlılığı azaltmak istiyor. Alman şirketleri ise maliyet ve pazar avantajları nedeniyle Çin'deki yatırımlarını sürdürüyor.

Ulusal güvenlik ile şirket kârlılığı aynı yönde ilerlemiyor.


Almanya için çıkış yolu

Berlin'in önündeki seçenek eski ekonomik modele dönmek değil. Asıl mesele yeni modelin nasıl kurulacağı.

Almanya savunma sanayisini büyütmek, kritik altyapısını korumak ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmek zorunda. Avrupa Birliği'nin mali ve sanayi araçları bu süreçte önemli bir kaldıraç sağlayabilir.

AB'nin savunma programları, Almanya'nın üretim kapasitesini Avrupa ölçeğinde büyütmesine imkân verebilir. AB ile Mercosur (Güney Amerika) ülkeleri arasındaki ticaret anlaşması, Almanya için Çin ve ABD'ye alternatif yeni ihracat pazarları yaratırken, Avrupa sanayisinin lityum, niyobyum ve bakır gibi kritik hammaddelere erişimini çeşitlendirme fırsatı sunuyor.

Peki bunun gerçekleşmesi için ne değişmeli?

Berlin'in iki eski alışkanlığından vazgeçmesi gerekiyor. Birincisi, ekonomik karşılıklı bağımlılığın otomatik olarak siyasi istikrar yaratacağı varsayımı. İkincisi, güvenliğin dışarıdan satın alınabileceği düşüncesi.

Almanya'nın önündeki mesele daha fazla silah üretmekten ibaret değil. Sanayi politikasını, dış ticareti ve güvenlik politikasını aynı stratejik çerçevede buluşturmak gerekiyor.

Bana göre Almanya'nın asıl sınavı burada başlayacak. Avrupa'nın ekonomik merkezi olmak uzun süre Berlin'e yeterli oldu. Çok kutuplu rekabet çağında ekonomik güç tek başına güvenlik sağlamıyor.

Almanya artık ekonomik bir güç olmanın ötesinde jeopolitik bir güç olmanın maliyetini üstlenmek zorunda. Bu dönüşüm başarılı olursa Berlin Avrupa'nın güvenlik mimarisinin merkezine yerleşebilir. Başarısız olursa sanayisizleşme, dışa bağımlılık ve stratejik marjinalleşme aynı anda ilerleyebilir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU