Kanada dosyasının bu ikinci bölümünde, JD Vance'in geçtiğimiz günlerde Maine'den savurduğu ve Atlantik'in iki yakasında soğuk rüzgârlar estiren o "himaye" söyleminin perde arkasına ve Ottawa'nın önündeki çetin yola bakmaya devam edelim.
Vance'in sert söylemlerini sadece bir dış politika şantajı olarak okuyup kenara çekilmek kolay olurdu. Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, Kanada'nın kendi içindeki kırılganlıklar bu baskılara zemin hazırlıyor.
Evvela Kanada'nın askeri ve sosyoekonomik durumuna bir bakalım:
Askeri tarafta durum kâğıt üzerindeki rakamlardan daha vahim. Yıllardır bütçeden kısılan fonlar nedeniyle Kanada Silahlı Kuvvetleri ciddi bir personel krizinin ve teçhizat yıpranmasının pençesinde.
Personel eksikliği yüzünden kritik devriye görevleri dahi aksarken, gemi ve uçak filolarının modernizasyonu bürokratik hantallıklar yüzünden sürekli erteleniyor.
Kısacası Ottawa, kendi coğrafyasını savunacak fiilî caydırıcılıktan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Sosyoekonomik açıdan ise tablonun rengi iyice değişiyor. Kanada halkı bugün ciddi bir barınma krizi, kontrolden çıkan gayrimenkul fiyatları ve yaşam maliyeti artışlarıyla boğuşuyor.
Nüfus artışı ile altyapı kapasitesi arasındaki makas açıldıkça, toplumsal refah algısı da zedeleniyor. İçeride seçmenini bu sosyal krizlerle ikna etmeye çalışan bir hükümetin, savunma harcamalarını bir anda katlayıp askeri sanayiye dev kaynaklar aktarması siyaseten oldukça zor bir hamle.
Öte yandan ekonomik omurgaya göz attığımızda ise Kanada'nın en büyük talihsizliği, üretkenlik artışının uzun süredir durma noktasına gelmiş olmasıdır.
Hammadde ve enerji ihracatına dayalı bu yapıda, yüksek katma değerli teknoloji yatırımları güneydeki komşunun gölgesinde kalmış durumda.
İhracatın neredeyse yüzde 75'ini tek bir pazara yığmak, ekonomi yönetimini Washington'ın dudakları arasından çıkacak gümrük tarifelerine karşı tamamen savunmasız bırakıyor.
Otomotiv, çelik ve tarım gibi ana sektörler ABD pazarına bu kadar entegreyken, Washington'dan gelen en ufak bir korumacı rüzgâr Ottawa'da doğrudan istihdam krizine dönüşüyor.
İşte Vance ve ekibinin elini güçlendiren tam da bu tablo: Askeri olarak komşunun şemsiyesine, ekonomik olarak da komşunun pazarına göbekten bağlı bir Kanada.
Washington'dan yükselen ve açıkçası buram buram "51'inci eyalet" kokan bu koruma şemsiyesi retoriği, Kanada için sadece rutin bir diplomatik kriz veya bir ticaret çekişmesi değil.
Karşımızda, Ottawa'nın kendi ulusal egemenliğini ve stratejik özerkliğini ne kadar koruyabileceğine dair bizzat sahada verilen varoluşsal bir sınav var.
Başbakan Mark Carney ve ekibinin önündeki harita oldukça net: Bir yanda Washington'ın gümrük tarifeleriyle el yükselttiği, "Güvenliği biz sağlıyoruz, faturasını da siz ödeyeceksiniz" dayatması; diğer yanda ise Kanada'nın kendi ayakları üzerinde durma zorunluluğu.
Kuzey'de buzullar eridikçe Arktik Denizi, ticaret yollarından enerji havzalarına kadar küresel güç mücadelesinin ana sahnelerinden birine dönüştü.
Rusya'nın bölgedeki askeri tahkimatı ve Çin'in kendisini "Arktik'e yakın devlet" sayarak buralarda varlık gösterme hırsı sır değil. Ancak dürüst olalım; Kanada yıllardır bu stratejik bölgeyi ihmal etti.
Vance'in "Sizi biz korumasak işgal edilirsiniz" derken parmak bastığı en hassas yara da tam olarak burası.
Kanada ordusu kutup şartlarında yeterli devriyeyi atamayınca, erken uyarı sistemleri çağın gerisinde kalınca, Washington da doğal olarak "Burayı ben koruyorum, o zaman kuralları da ben koyarım" havasına giriyor.
Ottawa'nın buna yanıtı sadece savunma bütçesini kâğıt üzerinde artırmak olamaz. Kanada, Kuzey Amerika hava savunmasında (NORAD) lafta değil, sahada fiilen eşit ortak olduğunu göstermek durumunda.
Aksi takdirde, Kuzey Buz Denizi'ndeki her güvenlik boşluğunu ABD doldurur ve Kanada kendi evinde kiracı konumuna düşer.
İşin ekonomik boyutuna gelirsek; yaklaşan USMCA(*) ticaret anlaşması revizyonları öncesinde Trump ve Vance ikilisinin süt ürünlerinden otomotive kadar uzanan vergi tehditleri, Kanada ekonomisinin en hassas damarlarını hedef alıyor.
İhracatınızın neredeyse dörtte üçünü tek bir komşunuza yapıyorsanız, o komşu sesini yükselttiğinde hareket alanınız bir anda daralır.
Washington bu asimetrik bağımlılığı çok iyi biliyor ve ticaret kartını güvenlik şantajıyla birleştirip masaya koyuyor.
Ottawa'nın yapması gereken şey ise Asya-Pasifik ve Avrupa pazarlarına gerçekten açılarak bu yumurtaları tek sepette taşımaktan vazgeçmek.
Elbette bu dönüşüm bir gecede ve sancısız olmayacaktır, ancak hegemona karşı elini güçlendirmenin başka yolu da yok.
JD Vance'in "dil sürçmesi" diyerek geçiştirdiği o kibirli hiyerarşik üslup, aslında Washington'daki yeni akıl kodlarını ifşa ediyor. Soğuk Savaş dönemi müttefiklik hüsnüniyetleri rafa kalktı. Artık "ortak değerler" edebiyatı değil, faturayı kimin ödeyeceği konuşuluyor.
Kanada için rahatlatıcı güvenlik parantezi artık kapanmıştır. Ottawa; İngiltere, Avrupa'daki NATO müttefikleri ve Asya-Pasifik'teki aktörlerle bağlarını sıkılaştırarak Washington'ın tek taraflı baskısını dengelemek zorunda.
Geçen yazıda da altını çizdiğim gibi; devasa bir küresel gücün hemen yanında komşu olmak size her zaman konfor sağlamaz.
Kendi öz kapasitenizi inşa etmezseniz, gün gelir o güç sizi bir müttefik gibi değil, sadece yönetilmesi gereken bir kapsama alanı gibi görmeye başlar.
Vance'in zihnindeki o kapsama alanı algısını kırmanın tek yolu, Kanada'nın kendi güvenlik ve sanayi omurgasını ciddiyetle tahkim etmesinden geçiyor.
Siyasette ve jeopolitikte güç mücadelesi boşluk sevmez. Siz kendi alanınızı doldurmazsanız, hegemon kendi gündemiyle gelir oraya oturur.
Velhasılıkelam; Washington ile Ottawa arasındaki bu kriz geçici bir hükümet sürtüşmesi değil, Atlantik'in kuzeyinde hiyerarşi ile bağımsızlık arasında çekilen yeni bir sınır çizgisi.
Kanada'nın vereceği kararlar, sadece kendi geleceğini değil, 21. yüzyılda müttefiklik kavramının bir hükmü kalıp kalmadığını da bize gösterecek.
(*) USMCA, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika ve Kanada arasında imzalanan bir serbest ticaret anlaşmasıdır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish