Netanyahu hükümetinin kiralık asker toplama ve muhalif basını susturma çabası

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Son haftalarda İsrail'in, Suriye'nin kuzey sınırına yakın Ebu Zuhur Hava Üssü'nü üst üste 8 kez bombalayıp (18 Ağustos 2026) altyapısını tahrip etmesinin arkasında belli başlı üç sebep vardı:

İlki Türkiye ile İsrail'in Suriye üzerindeki siyasi, ekonomik, askerî ve jeopolitik nüfuz kavgasıdır. Detaylarını BBC News Türkçe sitesinden aktaralım:

İsrail'de sağ çizgideki medya, İsrail'in Türkiye sınırına yakın bir Suriye hava üssünü vurmasının ardından Ankara ile gerilimin tırmanma ihtimaline işaret eden değerlendirmeler yayımladı. Geniş bir okuyucu kitlesine sahip sağcı (ve iktidar yanlısı-FB) Yisrael Hayom gazetesi, Türkiye'nin 'aşırı İsrail karşıtı ideolojisinin' yeni olmadığını savunarak, 'Son aylarda Türkiye'de İsrail'i son derece rahatsız eden süreçlerin yaşandığını' yazdı.

Gazete, Ebu Zuhur Hava Üssü'ne düzenlenen saldırıyı şu şekilde yorumladı: 'Bu, İsrail'in Türkiye ve Suriye için bir kırmızı çizgi belirleme girişimidir ve Suriye topraklarına konuşlanmaması için Türkiye'ye iletilmiş bir mesajdır. Aynı zamanda da Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'ya 'Türklerin topraklarını ve varlıklarını İsrail'in güvenlik çıkarlarına zarar vermek amacıyla Suriye'de kullanmasına izin verme!' uyarısıdır. (20 Ağustos 2026)


İkincisi İsrail'in Suriye'nin güney bölgelerinde (Golan tepeleri, Dürzilere ait Suveyda vilayeti ile Ürdün sınırındaki Dera ilinden kuzeyde İdlib'in sınır mıntıkasına kadar uzanan toprakların tampon bölge haline getirmesidir.

Nitekim Anadolu Ajansının haberine göre İsrail; hedef aldığı atıl durumdaki askeri hava üssünü vurduktan sonra çok sayıda İHA hava aracı ile Davud Yıldızı'nı da içeren Devlet Arması taşıyan sembollerle 1967'den beri İsrail işgali altında bulunan Golan Tepelerinin de dâhil edildiği semalarda Suriye haritası çizmiştir. (25 Ağustos 2026)

Üçüncü neden ise İsrail iktidarlarının geleneksel fobisi ve bahanesi haline gelmiş olan "milli güvenliğimize tehdit" adı altında komşu ülkelerdeki herhangi bir askerî-siyasi hareketlenmeyi, canlanmayı veya güçlenmeyi anında bastırmak üzere bir anlamda önleyici tedbir veya önleyici vuruş doktrinini olur olmaz yerde hayata geçirmesidir.
 

İsrail hükümeti ve fanatik Siyonistler Türkiye'yi düşman ilan ediyor / Fotoğraf: GPO & Reuters
İsrail hükümeti ve fanatik Siyonistler Türkiye'yi düşman ilan ediyor / Fotoğraf: GPO & Reuters

 

İsrail düşman mı, değil mi?

Sıcak çatışmanın eşiğine geldiği iddia edilen bu bombalama olayında "düşman var, düşman yok" tutumu alarak kendini zapt eden Türkiye tarafının siyasi-psikolojik tutumunu ise gazeteci Fehim Taştekin'in yorumundan alıntılıyoruz:

"İsrail'e düşman bir Suriye'de Türkiye'nin Şam'a karşı güçlere kalkan olan askerî varlığı Tel Aviv için sorun değildi. Çünkü İsrail de Türkiye de aynı hedefe bakıyordu: Suriye'nin Ortadoğu düzenindeki yerinin değiştirilmesi. Bir anlamda Şam'ın Amerikan eksenine kazandırılması...

İsrail, Suriye'deki Türkiye'yi hedefe koyunca kafalar karıştı. Madem Suriye halledildi, Amerikan destekli IŞİD ve el-Kaide eskileri İsrail'le iyi komşuluk güvencesi de verdi, peki İsrail'le barışmaya hazır bir Suriye'de Türk askerî varlığı onlar için neden "tehdit" oluverdi.

"Türkiye İsrail'e tehdit mi?" sorusuyla başlayanlar yanlış adreste delil arıyor. Suriye'nin İsrail'e altın tepside sunulmuş olması, bırakın İsrail'in dostluğunu, saldırmazlık güvencesini bile satın almaya yetmiyor. Burada gidilmesi gereken adres İsrail'in biyolojik kodlarıdır.
 

Netanyahu, Türkiye dâhil bölge ülkeleri ve iç muhalefetle çatışma hâlinde / Fotoğraf: EPA
Netanyahu, Türkiye dâhil bölge ülkeleri ve iç muhalefetle çatışma hâlinde / Fotoğraf: EPA

 

İsrail'de bazı muhalif isimler, Türkiye'de iktidar çevreleri, ABD Başkanı Donald Trump ve avenesi, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun 27 Ekim seçiminde koltuğu kaybetmemek için gerilimlere bel bağladığı yorumunu yapıyorlar. Ve yine olay yeri ekiplerini yanlış adrese yönlendiriyorlar.

Bu yaklaşım, İsrail dışında herkesin kendini tutmasını temin ediyor. Dönemsel izahatlar bazı doğruları içerebilir. Netanyahu'yu kurtaran koalisyonların tutkalı gerilim, işgal ve soykırım. Fakat bu aynı zamanda İsrail'in kuruluş felsefesindeki devamlılığın da bir parçası.

Meselenin özü şu: İsrail'in fırsat buldukça işgal ve kontrol çemberini genişletme stratejisinin örtüsü olan manipülatif "güvenlik kaygıları", Suriye'nin çiğnenmiş bir toprak parçası olarak kalmasını gerektiriyor.

Bu yüzden Türkiye'nin Suriye'ye İsrail'in saldırı ve hareket özgürlüğünü kısıtlama kapasitesine sahip askerî teçhizat göndermesi ya da kendi güçlerini konuşlandırması kırmızı çizgi ilan edildi.

Türkiye tehdit oluşturduğu için değil; İsrail kendi sınırsız saldırganlığını etkileyebilecek bir güç yapılanmasını istemediği için böyle oldu.

Bunlar hadisenin haber-yorum yönüydü. İsrail ile sıcak savaşa görünüşte can atan, hatta savaş naraları niteliği taşıyan manşetlerle çıkan iktidar yanlısı veya iktidara mesafeli millî gazetelerin hepsi de geleneksel habercilik yaparak alelacele İsrail ile Türkiye'nin kara, deniz, hava kuvvetlerinin asker sayısı ile tank, top, uçak, füze gibi savaş araçlarının şemasını çıkarıverdiler.

Yeri gelmişken belirtmeliyim: ABD yönetiminin sözünden veya çizdiği hareket alanından (istisnalar dışında) pek çıkmayan İsrail ile Türkiye arasında kısıtlı/sınırlı bir biçimde üç/beş günü geçmeyen yıldırım vuruşmaları olabilir ancak uzun süreli bir savaş olacağı kanısında değilim.

Daha da ileri giderek iddia ediyorum ki Amerikan iktidarlarının bilhassa Trump yönetiminin ideali geçici kapışmalar ve sataşmalar yoluyla olsa bile Türkiye ile İsrail'i barıştırmaktır. Hatta sağına İsrail'i, soluna Türkiye'yi almak suretiyle Ortadoğu bölgesinde hegemonyasını sürdürmektir.
 

İnsan kaynağı azalıyor, asker açığı artıyor

Olaya farklı bir yerden bakarak nizami İsrail ordusunun dışında bu ülkede kullanılagelen lejyonerlerden, diğer adıyla paralı/kiralık askerlerden oluşan askerî birimlerin varlığına değinip ilginç bulacağınızı düşündüğüm bazı ayrıntıları sunacağım.

İsrail, kurulduğu 1948'den beri farklı silahlı milisleri devlet çatısı altında toplamak suretiyle, hatta bu çatı altına girmeye itiraz eden radikal Siyonist silahlı oluşumları bastırıp dağıtarak "Yahudilerden oluşan bir halk ordusu" oluşturduğu propagandasını yapageldi.

Gelgelelim 1948'den sonra, 1967'de olduğu gibi Araplarla üçüncü savaşta Sina Yarımadası ve Gazze (Mısır), Batı Şeria ile Doğu Kudüs (Ürdün vesayetindeki Filistin) ve Golan Tepelerini (Suriye) komşularından alarak toplamda 70 bin kilometrekarelik bir alanı işgal etti.

İsrail 1983-2000 yılları arasında "Güvenlik Bölgesi" gerekçesiyle 800 kilometrekarelik Güney Lübnan toprağının bir kısmını askerî denetimine aldı. Esad rejimi devrildikten sonra 2025 yılı itibarıyla Golan Tepelerinin Suriye'ye ait bölümü ve Tampon bölge dâhil, 800 kilometrekarelik alanı yine askerî denetimine alarak buradan çıkmayacağını açıkladı.
 

Güney Lübnan'da İsrail askerleri, 27 Ocak 2026 / Fotoğraf: AP
Güney Lübnan'da İsrail askerleri, 27 Ocak 2026 / Fotoğraf: AP

 

İran ile yaşanan sürekli saldırı-savunma sürecini bir yana bırakırsak, Gazze'de Hamas ile savaşa Hizbullah'a yönelik saldırıları da eklendiğinde şöyle bir olguyla karşılaşırız: İsrail çok sayıda askerini kaybetmiştir, daha fazlası ise savaş malulüdür. Önemli bir bölümü de çatışmaların devamına karşı çıkmaktadır.

14 Ocak 2025 tarihinde ABD merkezli haber ajansı Associated Press "Bazı İsrail Askerleri Gazze'de Savaşı Sürdürmeyi Reddediyor" başlıklı bir haber yayımlamıştı. Buna göre:

İsrail ordusundan yaklaşık 200 asker, Gazze'de ateşkes sağlanmadığı takdirde görevlerini bırakacaklarını belirten bir mektuba imza atmıştır.
 

 

İsrail'de negatif demografik değişiklik

İsrail Merkezi İstatistik Bürosu verilerine göre; "Ülkedeki demografi rakamları alarm veriyor!"

Şöyle ki:

• Her üç İsrailliden biri, profesyonel psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadır.
• İsrail'den göçenlerin sayısı Gazze savaşının ardından iki katına çıktı. Neredeyse üç ay süren ateşkes de bu eğilimi değiştirmeyecek gibi görünmektedir.
• 2026 yılı sonu raporuna göre: 2025'te 69 bini aşkın İsrailli ülkesini terk etmiş; 24 bin 600 kişi de Ortadoğu ülkelerine taşınmıştır.
• 2024'te ülkesinden kaçan İsrailli sayısı 82 bin 700'dür. Aynı yıl yerleşmek üzere ülkeye giden kişi sayısı ise 55 bin civarındadır. Yani İsrail'de nadir görülen bir negatif net göç ortaya çıkmıştır." (Kaynak: 1 Ocak 2026 tarihli Independent Türkçe gazetesi)
 

Batı Şeria'da silahlı Yahudi yerleşimciler, 11 Ağustos 2026
Batı Şeria'da silahlı Yahudi yerleşimciler, 11 Ağustos 2026

 

İsrailli emekli generaller Netanyahu'ya karşı

Yaklaşık 550 emekli albay ve generalden oluşan grup adına emekli Tümgeneral Matan Vilnai bir mektup kaleme alarak Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından Filistinlilere yönelik uygulanan şiddete karşı önlem alması için Trump'ı, Netanyahu'ya baskı yapmaya çağırdı:

Batı Şeria'da tırmanan şiddet, hızlı ve kararlı bir şekilde durdurulmadığı takdirde bölgeyi ateşe verecek ve hem İsrail'in güvenliği hem de ABD'nin bölgesel çıkarları için ciddi sonuçlar doğuracaktır!

(Bkz. Gürbüz Evren yazı linkleri:
https://www.indyturk.com/node/779704,28 Haziran 2026;
https://www.indyturk.com/node/779704/,10 Temmuz 2026;
https://www.indyturk.com/node/780584, 31 Temmuz 2026.)

 

 

Netanyahu, asker açığını milislerle kapatmaya çalışıyor

İsrail ordusu, 7 Ekim 2023 (Hamas baskını) sonrası işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Yahudi yerleşimlerinden yaklaşık 5 bin 500 kişiyi silahaltına aldı. Yedek asker olarak görevlendirilen ve askerî üniforma giyen yerleşimciler, yasadışı Yahudi yerleşimlerinde ve Filistin köylerinin yakınlarında göreve başladı.

Yerleşimcilerin karıştığı olayların artması üzerine İsrail ordusu Ocak 2024'te bu birliklerin faaliyetlerini yerleşim alanlarıyla sınırlandırdı. Ancak getirilen kısıtlamalar, yasadışı yerleşimcilerin Filistin köylerine girmesine ve ordunun emirlerini hiçe saymasına engel olamadı.

İsrail gazetesi Haaretz'in 27 Ağustos 2026'da yayımladığı araştırmada, Gazze Şeridi'nin 6 farklı noktasında İsrail'den hem mali hem de askerî destek alarak faaliyet gösteren Filistin asıllı 5 silahlı milis grubunun varlık gösterdiği belirtildi.

Yayılmacı İsrail devleti, böylesi bir ortamda birçok cephede aynı anda savaşmaya ilaveten onca toprağı kontrol altına alabilmek için "asker açığını" kapatma girişimlerinde bulunuyor. Hayata geçirilen birkaç yöntemin ayrıntılarını verelim.
 

İsrail askerleri cephe gerisinde yaralı taşıyor (Arşiv)
İsrail askerleri cephe gerisinde yaralı taşıyor (Arşiv)

 

İsrail'in önde gelen gazetelerinden iktidar muhalifi Haaretz, Gazze'de İsrail yanlısı Filistinli silahlı gruplara ilişkin kapsamlı bir araştırma yayımladı. Araştırma, İsrail ordusunda görev yapan askerlerin ifadelerine dayanıyor. Gazze'deki yerel kaynaklar ve uydu görüntüleri de araştırmada kullanıldı.

Bulgular, İsrail'in bazı Filistinli silahlı grupları sistemli biçimde desteklediğini ortaya koyuyor. Habere göre bu gruplara silah, üs ve istihbarat sağlanıyor. İsrail ordusu operasyonlar sırasında bu gruplara askerî koruma da sunuyor.

İsrailli bir subay yaşananları şu sözlerle dile getiriyor:

İsrail, savaş suçları işlemesi için (Filistinli) silahlı milisler gönderiyor. Ben de onları korumak zorunda kalıyorum.

Haaretz yazıları
Haaretz yazıları

 

Haaretz gazetesinin 26 Ağustos 2026 tarihli araştırması, İsrail askerlerinin tanıklıklarını da aktarıyor. Askerler şunları söylüyor:

Filistinlilere ait evler yağmalandı; bazıları yağmanın ardından ateşe verildi. Silahlı kişiler sivilleri yaşadıkları bölgelerden zorla çıkardılar.
 

İsrailli askerin zulüm itirafı (Haaretz)
İsrailli askerin zulüm itirafı (Haaretz)

 

İsrailli askerler, grupların "Filistinli sivillere ateş açtığını" da söylemesine rağmen İsrail ordusu söz konusu kişilere müdahale etmiyor. Tam tersine, milislerin faaliyetleri askerî koruma altında yürütülüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu durumu zaten daha önce açıklamıştı:

Gazze'deki bazı Filistinli gruplarla işbirliği yapılmaktadır ve bu gruplar Hamas'a karşı 'harekete' geçirilmektedir!


Bu açıklama, İsrail'in silahlı Filistinli gruplarla ilişkisini ilk kez doğrulamış oluyor. (https://www.mirathaber.com/israilin-destekledigi-gruplar-gazzede-savas-sucu-isliyor/, 27 Ağustos 2026)
 

İsrail destekli, Hamas karşıtı Gazzeli milisler: Hüssam el-Astal grubu / Fotoğraf: Facebook
İsrail destekli, Hamas karşıtı Gazzeli milisler: Hüssam el-Astal grubu / Fotoğraf: Facebook

 

Paralı asker kiralama arayışı gündemde

İktidardaki sağcı Siyonist Likud Partisi mensubu, İsrail Topraklarının Gelişimi Firması'nın yöneticisi iktisatçı Şlomo Maoz, asker açığını kapatmak için şöyle bir öneride bulunuyor:

Ukrayna modeline benzer şekilde binlerce yabancı savaşçının İsrail ordusunda görevlendirilmesi!


Londra merkezli Suudi Arabistan gazetesi Şarkul Avsat'ın (Türkçe) İsrail gazetesi Maariv'den aktarıp 16 Mayıs 2024 tarihli nüshasında yayımladığı haberi de birlikte okuyalım:

İsrail ordusunun yaklaşık 15 bin askerlik ciddi bir personel açığıyla karşı karşıya olduğu dönemde, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir bu durumu 'İsrail devletinin geleceği açısından tehlikeli' olarak nitelendirdi.

Bağnaz dinî kesimlerin Tevrat eğitimi gerekçesiyle askerlik hizmetini reddetmeyi sürdürmesi üzerine, eski üst düzey hükümet yetkililerinden Şlomo Maoz dikkat çekici bir öneri ortaya attı; yüksek maaş karşılığında 12 bin paralı askerin görevlendirilmesini gündeme getirdi.

Maoz'a göre: Söz konusu fikir kişisel bir girişimdir ve ilhamını Ukrayna'nın yaklaşık 10 bin yabancı savaşçıdan oluşan yapılanmasından almıştır. Ukrayna'da her ay yaklaşık 600 paralı asker orduya katılmakta ve 75 farklı milletten yaklaşık 10 bin yabancı savaşçı para karşılığı görev yapmaktadır. Kiev yönetimi bu askerlere ortalama aylık 4 bin dolar ödemektedir…

Kaldı ki İsrail'in kurduğu 134 yeni Yahudi yerleşim birimi ve kaçak yerleşim noktası güvenlik ihtiyacını artırmaktadır. Bu açık 'alışılmışın dışında çözümlerle' giderilmek zorundadır. Dünyada yüz binlerce emekli subay bulunuyor; bunlar arasında savaşçılar, keskin nişancılar, tank ve zırhlı araç operatörleri, insansız hava aracı (İHA) kullanıcıları ve pilotlar yer almaktadır.

Özellikle Doğu Avrupa kökenli isimler arasında yüksek askerî uzmanlık kapasitesi bulunmaktadır. Neticede İsrail, paralı asker kabulü açısından en uygun ülkelerden biridir.
 

İsrail ordusuna katılan "Yalnız Askerler" için özel program ilanı
İsrail ordusuna katılan "Yalnız Askerler" için özel program ilanı

 

"Yalnız asker" ya da Musevi inançlı yabancı uyruklu gençlerin istihdamı

Ekonomi uzmanı Maoz'un önerisi, yabancı ülkelerdeki Musevi inançlı gençlerin militarist Siyonist amaçlar uğruna devşirilip silahaltına girmesinin teşvik edilmesini de içeriyor:

İsrail ordusu uzun yıllardır benzer bir yapıyı 'yalnız asker' (alone soldier) adı altında kullanmaktadır. Hâlihazırda sayıları 7 bin 365'i bulan bu askerlerin yüzde 52'si yurt dışında yaşayan Yahudi ailelerden gelmektedir. Yüzde 48'i de tam anlamıyla paralı askerlerden oluşmaktadır.

Farklı ülkelerden gelen bu askerlerin yüzde 30'u ABD, yüzde 12'si Fransa, yüzde 7'si Ukrayna vatandaşıdır. Geri kalanları İspanya, İtalya, Almanya, Kanada ve Birleşik Krallık kökenlidir.

Söz konusu askerler haftalık yaklaşık 4 bin dolar maaş almakta, bugüne kadar büyük ölçüde gizli yöntemlerle faaliyet yürütmektedirler. Yeni öneri kapsamında ise bu yapının açık şekilde faaliyet göstermesi ve dört tugaydan oluşacak bir İsrail Yabancı Lejyonu kurulması öngörülüyor. Birliğin İsrailli subayların komutasında görev yapacağı da belirtiliyor.

(https://turkish.aawsat.com/dyüzde C3yüzde BCnya/5273794,
16 Mayıs 2026)

 

İsrail ordusuna katılan "Yalnız Askerler" için özel program ilanı
İsrail ordusuna katılan "Yalnız Askerler" için özel program ilanı

 

İsrail yetkilileri ile askerî görevlileri, "Alone Soldiers" (Yalnız Askerler) adı altında ağırlıklı olarak Musevi inançlı yabancı uyruklu gençleri saflarına çekip silahaltına almaya ikna edebilmek için ilanlar yayımlıyor; askerler için çok amaçlı programlar hazırlıyor ve onların buluşup dinlenebilecekleri merkezler inşa ediyorlar.
 

"Yalnız Askerleri" için teşvik ve özendirici kolaylıklar
"Yalnız Askerleri" için teşvik ve özendirici kolaylıklar

 

Bunlardan biri de The Michael Levin Center isimli olanıdır. Hollanda asıllı Pensilvanya (ABD) doğumlu Michael Levin, Siyonizm sevdası ve İsrail tutkusuyla büyümüş biridir. Kendi deyimiyle ABD'den çıkıp 2004'te İsrail'e varmakla hayatının düşünü gerçekleştirmiştir.
 

"Yalnız Askerler" Merkezi ilanı
"Yalnız Askerler" Merkezi ilanı

 

İsrail ordusu bünyesindeki Paraşütçü Tugayı veya Hava İndirme Tugayı'na katılan Levin, İsrail'in 2006'da ikinci kez Lübnan topraklarına karadan ve havadan saldırısı sırasında Lübnanlı keskin nişancı (Sniper) tarafından vurulmuştur.

Bu hadiseden sonra İsrail ordusu, yeni gönüllüleri veya kiralık askerleri (lejyonerleri) cezbedebilmek maksadıyla The Michael Levin Center gibi çekim ve toplanma merkezleri açmaya başlamıştır.
 

İsrail Ordu Radyosu stüdyosu, Ocak 2011
İsrail Ordu Radyosu stüdyosu, Ocak 2011

 

Muhalif sesi susturmak için Ordu radyoevini kapatmak

3 Haziran 2018'de İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, askerî kurum bünyesinde yayın yapan Yafa merkezli Ordunun Sesi (Ğali Tsahal- İbranice גלי צה«ל، / kısaltılmış adıyla Ğalats- "גל"צ) adlı radyoevini, Yafa'dan başkent Kudüs'e taşımak isteğini açıklamıştı.

Söz konusu radyo 60 yıldan bu yana İbranice, Arapça, İngilizce, Fransızca, Farsça, Rusça yayınlarıyla Ortadoğu'nun anılan ülkelerinde rahatça dinlenebiliyordu. Başlangıçta radyoevini susturmaktaki ana neden siyasi değildi; Netanyahu hükümetinin özelleştirme kapsamında kamu kurumlarını tasfiye etme planının bir parçasıydı.

Son üç yılın çatışma ve savaş ortamında Netanyahu hükümetinin çılgın-mantıksız-tek yanlı icraatlarına karşı çıkan kesimler arasında Ordunun Sesi radyosu da vardı. Radyo yayınlarına sadece emekli muhalif askerler değil, toplumun farklı kesimlerinden insanlar davet edilerek onlara görüş belirtip fikirlerini paylaşma şansı veriliyordu.

İsrail kamuoyunda itibarı yüksek olup yayınları rağbet gören bu tarihî Radyoevi, Netanyahu kabinesinin bir toplantısında oybirliğiyle alınan karar neticesinde susturulmuştu. Ancak kamuoyunun tepkisi ve kitlesel itirazlar üzerine Anayasa Mahkemesi işlevini gören Yüksek Mahkeme, hükümet kararını iptal etmişti.
 

İsrail Ordu Radyosu muhabiri
İsrail Ordu Radyosu muhabiri

 

Yine de hükümet ile radyoevi arasındaki mücadele bitmemiş; bu kez de güvenlik ve yargı kurumlarıyla mevcut sağcı koalisyon hükümeti arasında mücadeleye dönüşmüş; neredeyse "kemik kırma" oyunu başlamıştı. Daha doğrusu kamu adına faaliyet gösteren farklı kurumların dedikleri mi olacaktı yoksa İsrail toplumu sağcı-tekelci hükümetin talimatları doğrultusunda şekillendirilip tek kalıba mı sokulacaktı?

Neredeyse "Siyasi erkler mi yoksa yasalarla korunmuş kurumların ölçütleri mi geçerli olacak?" noktasına kadar varmıştı tartışma. Aşırı sağcı hükümetin radyoevini kapatmasının bahanesi belliydi:

Bu radyoevi, sistemi ve devleti çökertmek isteyen solcuların kalesi/karargâhı haline gelmişti!


Buna itiraz edenler ise "bağımsız ve muhalif seslerin hükümet tarafından bastırılıp susturulması" şeklinde değerlendirmeler yapıyordu.
 

Netanyahu, ordu adına yayın yapan İsrail Ordu Radyosu'nu kapattı / Kaynak: Independent Arabia
Netanyahu, ordu adına yayın yapan İsrail Ordu Radyosu'nu kapattı / Kaynak: Independent Arabia

 

Aslında mesele salt radyoevi kapatılmasıyla sınırlı değildi. Nitekim hükümet, Kasım 2024'te iktidara muhalif Haaretz gazetesine yönelik yaptırımları başlatmıştı. Gazete, resmî daire ve kurumlar tarafından alınıp okunmayacak; borsadaki hisseleri, memurlarca satın alınmayacaktı.

Gazetenin Gazze savaşı sürecinde askerlerin kural ihlallerine ilişkin araştırması hakkında da soruşturma başlatılmıştı. İlaveten yabancı medyayı engelleme hakkında Nisan 2024'te bir karar alınmıştı ki bu da basını susturma maksadına matuftu.

2023-2024 arasındaki dönemde de Gazze-Lübnan savaşları nedeniyle yayınların nasıl yapılacağına dair ek kanunlar çıkarılmıştı. Mevcut resmî veya özel televizyon kanalları da sansürden ve çok yönlü baskıdan nasibini almaktaydı. (Bkz. https://www.independentarabia.com/node/656355, Filistinli gazeteci Rağide Atme, 24.9.2026)

Hadi buyurun! "Çöldeki yemyeşil vaha!" ile "Ortadoğu'daki biricik demokratik devlet" söylemiyle ortalıkta dolaşıp duran Netanyahu'nun algı operasyonunun perde arkasındaki acı gerçeğe...

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU