Kaddafi'nin yoldaşları İmam Musa es-Sadr'ın kaybolması hakkında ne söyledi?

Abdulmunim el-Huni, Abdusselam Callud, Abdurrahman Şalgam, Ali et-Trikî ve Nuri el-Mismâri'nden konuya dair açıklamalar

İmam Musa es-Sadr / Fotoğraf: AFP (Arşiv)

Libya’da Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin üzerinden on beş yıl geçmesine rağmen, Lübnan Yüksek Şii İslam Konseyi Başkanı İmam Musa es-Sadr'ın 31 Ağustos 1978 tarihinde Libya'ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında kaybolmasının ardındaki sır perdesi henüz aralanmış değil.

Ziyaret sırasında Sadr'a Şeyh Muhammed Yakup ve gazeteci Abbas Bedreddin eşlik ediyordu, ancak üçünden de bugüne dek herhangi bir iz bulunamadı. Lübnan makamları, 2011 yılında Kaddafi rejiminin devrilmesinden sonra Libya'yı yöneten güçlerle gerçekleştirdikleri temasların bilançosunu bugüne kadar açıklamadı.

İmam Sadr'ın kaybolması meselesi, Kaddafi dönemi ve rejiminin işlediği suçlar hakkındaki görüşmelerimde Libyalı yetkililerin gündemine getirdiğim konular arasındaydı. Burada, kendilerinden bizzat duymuş olduğum tanıklıklara yer veriyorum.
 

Albay Muammer Kaddafi / Fotoğraf: Reuters (Arşiv)
Albay Muammer Kaddafi / Fotoğraf: Reuters (Arşiv)

 

Abdulmunim el-Huni, Kaddafi'nin pilotunun tasfiyesi hakkında konuştu

Kaddafi'yi 1 Eylül 1969'da iktidara getiren darbenin ardından Abdulmunim el-Huni çeşitli görevler üstlendi. Devrim Konseyi üyeliği yapan Huni, istihbarat başkanlığının yanı sıra içişleri ve dışişleri bakanlıklarını da yönetti. Huni'ye Lübnanlı Şii liderin davasını sorduğumda, bana şu cevabı verdi:

İmam Sadr'ın tasfiyeye uğradığı açık. Bu olay kesindir ve karşılaştığım bütün Libyalıların ortak inancıdır. Sana bir konuyu açacağım: Kaddafi'nin uçağını kullanan ve yarbay rütbesine sahip Necmeddin el-Yazıcı adında bir bacanağım vardı. İmam Sadr'ın kaybolmasından kısa bir süre sonra bacanağım tasfiye edildi. Aile fertleri, onun suikasta uğramasının Sadr meselesiyle bağlantılı olduğunu söylediler; çünkü kendisi İmam'ın cesedini Libya'nın güneyindeki Sebha bölgesine defnetmek üzere taşımıştı. Akrabalar, Musa el-Sadr'ın hikayesini bilmesinin Libya istihbaratını bu sırrı gizlemek için onu öldürmeye ittiğini belirtiyorlar. Bunlar, bu tür suçlarda yaşanan şeylerdir.


Calllud: Humeyni sadece bir açıklama talep etmekle yetindi

1979'daki İran Devrimi’nden günler sonra, Kaddafi rejiminin "iki numaralı adamı" Abdusselam Callud başkanlığındaki bir heyet tebrik için Tahran'ı ziyaret etmiş ve İmam Humeyni ile görüşmüştü. Callud'a, Humeyni'nin görüşmede İmam Musa es-Sadr'ın kaybolması konusuna değinip değinmediğini sorduğumda, şu yanıtı verdi:

Evet. Bu meselenin ayrıntılarına dair bir açıklama yapılmasını ve iki devrim arasındaki iş birliğinin önünde hiçbir engel kalmamasını temenni etti. Otelde bulunduğum sırada, otelin önünde, Sadr'ın kız kardeşi ve eşinin öncülüğünde 37 kişinin katıldığı bir gösteri düzenlenmiş ve sloganlar atılmıştı, ancak devrime bağlı güvenlik güçleri derhal onları uzaklaştırıp dağıttı.
 

Abdusselam Callud: Albaya (Muammer Kaddafi) konuyu açtım, o da bana: “Beni mi suçluyorsun?” dedi (Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil ve eski Libya Başbakanı Abdusselam Callud (Arşiv)
Abdusselam Callud: Albaya (Muammer Kaddafi) konuyu açtım, o da bana: "Beni mi suçluyorsun?" dedi (Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil ve eski Libya Başbakanı Abdusselam Callud (Arşiv)

 

Callud'a, Sadr meselesinin daha sonra Tahran ile ilişkilerde bir engel oluşturup oluşturmadığını sordum. O da "Hayır, sana daha önce de söylediğim gibi, 1980'lerde Irak ile savaş sırasında İran'a füzeler verdik ve silah temin etmesinde temel bir rol oynadık" şeklinde cevapladı.

Callud, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sadr ile 1970'lerin ortalarında Lübnan'da bir kez bir araya geldim. Zaten Libya'ya yaptığı ziyaretten haberim yoktu. Kaybolduğunu öğrendiğimde iki sebepten dolayı çok üzüldüm; birincisi şahsıyla ve temsil ettiği şeyle ilgiliydi, ikincisi ise bu fiili alçakça bir hareket olarak görmemdi. Çünkü birini evine veya ülkesine davet edip ardından ona tuzak kurmak ne bir Arap âdetidir ne de İslamî değerler bunu kabul eder. Hikâye tuhaftı ve üzerine sıkı bir karartma uygulandı.


Kaddafi'ye Sadr konusunu açıp açmadığını sorduğumda ise Callud, "Bir kez konuya üstü kapalı değindim, o ise sadece 'Beni mi suçluyorsun?' demekle yetindi ve konuşma kapandı" ifadelerini kullandı.

Kaddafi ile Sadr arasında yaşandığı söylenen münakaşa hakkında ise Callud, "Ayrıntıları bilmiyorum. Ancak yıllar önce Sadr'ın kimliğine bürünüp onun pasaportuyla kayboluşunun ardından İtalya'yı ziyaret eden polis memurunun, bu rolü hakkındaki konuşmalar başladıktan sonra kaçırılma korkusuyla Muammer tarafından sıkı koruma altına alındığını duydum" yorumunda bulundu.
 

Abdusselam et-Triki / Fotoğraf: AFP (Arşiv)
Abdusselam et-Triki / Fotoğraf: AFP (Arşiv)

 

Sadr'ın öldürülüp gömüldüğüne inanıp inanmadığına dair bir soruya ise şu yanıtı verdi:

Aklım bana bunu söylüyor. Bugüne kadar gizli tutulmuş olması imkânsız. Elbette olaydan önce Kaddafi'den, İran'ın Arap Şiiler üzerinde nüfuzu olan din adamları göndermesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren şeyler duymuştum. İşin bu dereceye varacağını doğrusu hayal edemezdim.


Şalgam: Bumeydin'in tavsiyesiyle Libya'ya geldi

Triki: Garip bir suç

Aynı soruyu eski Libya Dışişleri Bakanı Ali Abdusselam et-Triki'ye de yönelttim.

Triki, "Burada dürüstçe konuşuyoruz. Ayrıntılar hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim. İmam Sadr Libya'ya Dışişleri Bakanlığı yoluyla gelmedi. Bakanlığın tek rolü, Libya'nın Beyrut Maslahatgüzarı tarafından Sadr'a iletilen bir davetten ibaretti. Bundan sonra diğer makamlarla koordinasyon sağlandı. Ben Sadr ile hiç karşılaşmadım. Duyduğum kadarıyla o, mücadeleci ve millî duruşa sahip bir adamdı" cevabını verdi.

Dışişleri olarak İmam Musa es-Sadr’ın Libya’ya nasıl ve ne zaman geldiğini bilmediklerini ifade eden Triki, "Daha sonra, ben dışişleri bakanlığı görevinden ayrıldıktan sonra bakanlık İtalyanlarla temas kurmakla ilgilendi ve yetkililer o gün Trablus'tan Roma'ya hareket ettiğini söylediler. Daha sonra Kaddafi ile Sadr arasında sert bir tartışma yaşandığı ve bunun da olanlara yol açtığı yayıldı. Hikâye oldukça garip; zira bu tehlikeli ve üzücü olayın Libya'ya veya millî davaya hiçbir faydası yoktu, aksine çok büyük zararlar verdi. Bu, kimin çıkarına ve hangi bağlamda gerçekleştiğini bilmediğim garip bir suçtur" şeklinde konuştu.
 

İmam Musa es-Sadr’ın basın toplantısından / Fotoğraf: İmam Musa es-Sadr Araştırma ve Çalışmalar Merkezi
İmam Musa es-Sadr’ın basın toplantısından / Fotoğraf: İmam Musa es-Sadr Araştırma ve Çalışmalar Merkezi

 

Mismari'nin anlatımı: Protokol Müdürü ve Albay'ın gölgesi

Nuri el-Mismari, devlet bakanı rütbesiyle Protokol Müdürü’ydü ve ikametgâhlarında ve seyahatlerinde "Albay'ın gölgesi" konumundaydı. Ona da Sadr konusunu sordum. O da şunları anlattı:

O sırada önemini kavrayamadığım bir şey oldu. Abdullah el-Senussi beni aradı. O zamanlar Askeri İstihbarat Dairesi'nde genç bir subaydı. Ofisi Şatt Caddesi'ndeydi ve Yüzbaşı Abdullah el-Hicazi'nin başkanlığında faaliyet gösteriyordu. Elbette o zamanki rütbesi buydu ve Muammer Kaddafi'nin 'Hür Subaylar' olarak adlandırdığı kişilerdendi. Sennusi beni telefonla arayıp, 'İtalyan makamlarının, topraklarına girmek isteyen birinin pasaportunu damgalaması zorunlu mu?' diye sordu. Ben de ‘Elbette, damgalanması şarttır.

Bu, herhangi bir ülkede geçerli olan kurallardır’ diye cevapladım. Telefonu kapattı. Sennusi daha sonra beni tekrar arayıp ‘Sana pasaportlar göndereceğim ve sahipleri için İtalya vizesi temin edilmesi gerekiyor’ dedi. Sanırım pasaportlar üç taneydi. Tam olarak hatırlamıyorum, çünkü onlarca yıl önce gerçekleşen bir olaydan bahsediyoruz. Sennusi'nin gönderdiği bir asker bana gelip pasaportları verdi.

Şüphelenmemi gerektirecek bir durum yoktu, ancak pasaportları açtığımda birinin merhum İmam Musa es-Sadr'a ait olduğunu gördüm. Diğer isimler hafızamda kalmadı. İtalyan büyükelçisini arayıp misafirlerimiz için vize istediğimizi söyledim, o da memnuniyetle karşıladı. Pasaportları gönderdim, ancak kısa süre sonra Sennusi yeniden arayıp, ‘Bitti mi?’ diye sordu. Ona işin biraz zaman aldığını, bana iade edildikleri anda kendisine göndereceğimi söyledim. Öyle de oldu. Daha sonra İmam Musa es-Sadr'ın kaybolduğunu duydum ve özellikle de pasaportları gönderen kişinin Sennusi olması nedeniyle olay hafızamda yer etti.

 

Kaddafi döneminde istihbarat şefi Abdullah es-Senussi, 2014 yılında Libya'da görülen davası sırasında / Fotoğraf: Reuters (Arşiv)
Kaddafi döneminde istihbarat şefi Abdullah es-Senussi, 2014 yılında Libya'da görülen davası sırasında / Fotoğraf: Reuters (Arşiv)

 

Mismari, Sadr'ın Libya'dan hiç ayrılmadığını, İtalyanların suçsuz olduğunu ve bir aldatmacaya maruz kaldıklarını vurguladı. Zira Sadr'ın kıyafetlerini giyen uzun boylu bir subayın da aralarında bulunduğu üç kişi giriş yapmıştı.

Bu kişiler, Sadr ve iki refakatçisinin pasaportlarını, Sadr’ın seccadesiyle birlikte otelde kasıtlı olarak bırakmış, ardından Libya diplomatik pasaportlarıyla İtalya'ya gitmişlerdi.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU