Tarihi cımbızlamanın hafifliği

Celal Fırat Independent Türkçe için yazdı

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevi toplumunun demokratik hakları ile Kürt meselesinin çözümünün birbirinin karşıtı olmadığını vurguluyor

Alevilerin tarihsel hafızası ağırdır. Bu hafızada katliamlar, sürgünler, ayrımcılık ve inkâr vardır. Kürt halkının yakın tarihinde de çatışmalar, kayıplar, zorunlu göçler, inkâr ve büyük acılar vardır. İki topluluk da kimi zaman aynı acının, kimi zaman aynı umudun içinde buluşmuştur.

Bugün Türkiye, 40 yılı aşkın süren bir çatışma döneminin ardından, TBMM'de somut yasal adımlarla barışı kurumsallaştırmaya çalışıyor. Tam da bu hassas eşikte, bu iki toplumsal hafızayı birbirine karşı konumlandıran bir dil kurulmasını doğru bulmuyoruz. Barış bir pazarlık değildir; halkların ve inançların ortak yaşam iradesinde buluşmasıdır. Bu iradeyi zayıflatacak her söylem, sürecin kendisine zarar verir.

Son günlerde yayınlanan bildirge, tam da bu iradeye gölge düşürecek bir yöntemle kaleme alınmıştır. Bildirge, geçmişten tek bir olayı alıp bağlamından koparmakta ve bugünün barış sürecine karşı bir gerekçe haline getirmektedir.

Bu yöntemin kendisi sorunludur. Tarihin bütünlüğünden koparılan tek bir kesit, ne kadar acı verici olursa olsun, bugünün siyasi denklemine keyfi biçimde yerleştirildiğinde artık tarihe değil, güncel bir polemiğe hizmet eder. Tarihi cımbızla seçip bugüne taşımanın hafifliği budur: geçmişin karmaşıklığını, çok katmanlılığını yok sayıp onu tek bir cümlelik bir suçlamaya indirgemek.

Bu, geçmişteki acıyı küçültme çabası değildir. Alevilerin yüzyıllarca süren can ve mal kaybı bir gerçekliktir ve hiçbir siyasi hesaba feda edilemez. Ama bir tarihsel olguyu, ait olmadığı bir bağlama yerleştirip bugünün siyasi denklemine malzeme yapmak da o gerçekliğe saygı değildir. Tarih, ne egemenlerin bakış açısından hakikatini bulur ne de güncel bir kaygının pusulası haline getirilebilir.

Bu noktada söylenmesi gereken bir şey daha var: bu bildirgenin ortaya çıkışı, üzülerek söylemek gerekir ki talihsiz bir örnek olmuştur. Teyit edilmemiş bir okuma üzerinden, muhatabı tarafından da doğrulanmamış bir denklemle kamuoyuna çıkmak, hem tarihsel titizlik hem de siyasi sorumluluk açısından yeniden düşünülmeyi hak ediyor.

Çünkü gözden kaçırılan asıl gerçek şudur: Kürt özgürlük hareketi, yarım asrı aşkın tarihi boyunca aynı zamanda bir Alevi hareketi olmuştur. Bu hareketin saflarında, öncülerinde, bedel ödeyenlerinde Aleviler hep vardı. Bir yan unsur olarak değil, kurucu bir bileşen olarak. Bugün Kürt sorununun çözümünü konuşurken, Alevileri bu hareketin dışına, karşısına ya da altına bir yere yerleştirmeye çalışan her okuma, hem bu ortak tarihi hem de bugünün ortak geleceğini görmezden gelir.

Alevi-Bektaşi geleneğinin kadim bir öğretisi de tam olarak buna işaret eder. Hacı Bektaş Veli Makalatında Hakikat Yol'unu "yetmiş iki millete bir nazarla bakmak" olarak tarif eder. Bu öğreti, halkları birbirine karşı sıralamayı değil; hepsine aynı hakikat ve adaletle yaklaşmayı öğütler. Bugün Alevi ile Kürt'ü, sanki biri diğerinin güvenliğinin bedeliymiş gibi karşı karşıya getiren bir dil, bu öğretinin de ruhuna aykırıdır.

Kürt için barış ne ise Alevi için de odur; Türk için neyse Sünni, Ermeni, Süryani ve Arap için de odur. Kürt halkının demokratik haklarının tanınması Alevilerin kaybı değildir. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi de Kürtlerin haklarının karşısında değildir. Haklar birbirinden eksilmez.

Alevilerin cemevlerinin statüsünden inanç özgürlüğüne, zorunlu din derslerinden kamusal eşitliğe kadar yıllardır dile getirdiği talepler, Türkiye'nin demokratikleşme meselesinin ayrılmaz parçasıdır. Aleviler barış sürecinin etkileneni değil, ona yön veren kurucu öznesidir. Alevi toplumunun rızası olmadan kurulan bir barış, gerçek değerine kavuşamaz.

Öte yandan, yayınlanan bildirgenin bütün Alevi toplumunun ortak sesi olarak sunulmasını da doğru bulmuyoruz. Alevilik, tek merkezli, tek sesli bir yapı değildir; farklı ocakları, sürekleri, kurumları ve siyasal yaklaşımlarıyla çoğul bir toplumsal bütündür. Hiçbir grup bu çoğulluğun tamamı adına konuşamaz.

Herkes eleştirisini yapabilir, kaygısını dile getirebilir; demokratik toplum bunun için vardır. Ama kendi siyasi değerlendirmemizi Alevilerin ortak iradesi, kendi kaygımızı bütün bir toplumun kaygısı ilan edemeyiz. Alevilerin tarihsel acılarını, başka bir halkın demokratik geleceğine karşı bir korku gerekçesine dönüştürmek ise en çok bu acıların kendisine haksızlıktır.

Bu topraklarda yeterince insan acı çekti. Şimdi bize düşen, geçmişin acılarından yeni cepheler kurmak değil; hiçbir toplumun aynı acıyı yeniden yaşamayacağı bir ortak hayatı birlikte kurmaktır. Barışa kıymet katmak ayrıştırmaktan değil, ortaklaştırmaktan geçer. Barış herkes içindir. Herkes için de kazançtır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU