Yunanistan harekât alanını genişletiyor mu?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AFP

Yunanistan’ın son dönemde attığı askerî ve stratejik adımlar, Ege’deki mevcut savunma hattını tahkim etmekten daha fazlasını gösteriyor. Atina, harekât alanını fiilen genişletiyor. Bu genişleme kuzey Ege’den Doğu Akdeniz’e, Kıbrıs çevresinden enerji ve iletişim altyapılarına kadar uzanan daha büyük bir coğrafyayı kapsıyor.

İsrail ile imzalanan yaklaşık 3 milyar avroluk hava ve füze savunma anlaşması bu dönüşümün önemli parçalarından biri. Ancak anlaşmanın asıl anlamı satın alınan sistemlerin teknik özelliklerinde değil, bunların hangi stratejik tasarımın içine yerleştirildiğinde ortaya çıkıyor. Yunanistan, hava savunmasını; donanması, savaş uçakları, kıyı savunması, enerji hatları ve ittifak ilişkileriyle birlikte ele alan daha bütünleşik bir güvenlik mimarisi kuruyor.

Peki bu genişleme ne anlama geliyor?


Harekât alanı neden büyüyor?

Atina’nın yeni savunma anlayışında Ege adaları artık tek başına savunulması gereken ileri karakollar olarak görülmüyor. Olası bir çatışmanın hava, deniz, füze, siber alan ve kritik altyapı boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi, Doğu Akdeniz’i de doğrudan bu denklemin içine çekiyor.

Böylece enerji terminalleri, denizaltı kabloları, elektrik enterkonnektörleri ve deniz ulaşım hatları askerî planlamanın konusu haline geliyor. Girit Kıbrıs elektrik bağlantısı, EastMed vizyonu, Dedeağaç LNG altyapısı ve Bulgaristan Yunanistan enerji bağlantısı gibi projeler de bu açıdan sadece ekonomik yatırım olarak görülmüyor. Bunlar aynı zamanda stratejik dayanıklılığın unsurları olarak değerlendiriliyor.

Bu yaklaşımın doğal sonucu, Doğu Akdeniz’de kriz ihtimalinin artmasıdır.

Çünkü harekât alanı genişledikçe temas noktalarının sayısı da artıyor. Kablo döşeme faaliyetleri, araştırma gemileri, enerji projeleri, deniz yetki alanları ve donanma refakati gibi başlıklar daha önce diplomatik düzeyde yönetilen sorunları askerî güç gösterisinin konusu haline getirebiliyor.

Burada kritik nokta şu: Kriz çıkması için taraflardan birinin topyekûn savaş istemesi gerekmiyor. Genişleyen askerî ve ekonomik faaliyet alanı, düşük yoğunluklu gerilimlerin sayısını artırabilir. Bu gerilimlerin her biri daha büyük bir krizin başlangıç noktası haline gelebilir.


Her taktik başarı stratejik kazanca dönüşebilir mi?

Yunanistan’ın yeni savunma mimarisinin önemli bir özelliği, savaşı yalnızca askerî sonuç üzerinden düşünmemesi.
Atina’nın temel problemi, Türkiye ile uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir kaynak yarışına girmek. Yunan askerî analizlerinde de bu asimetrinin farkında olunduğu görülüyor. Bu nedenle Yunanistan’ın hedefi, uzun bir savaşta Türkiye’yi kaynak tüketimi üzerinden yenmekten çok, ilk aşamadaki askerî başarıyı siyasi sonuca çevirmek olarak şekilleniyor.

Peki bu nasıl mümkün olabilir?

Burada ittifaklar önem kazanıyor.

Yunanistan bir sıcak çatışmada belirli taktik kazanımlar elde ederse, bunları Avrupa Birliği içindeki siyasi ağırlığı, Fransa ile savunma ilişkisi ve İsrail ile geliştirdiği askerî iş birliği üzerinden daha geniş bir diplomatik avantaja dönüştürmeye çalışabilir.

Bir hava savunma başarısı yalnızca düşürülen bir füze anlamına gelmeyebilir. Bir deniz alanında elde edilen taktik üstünlük de yalnızca askerî bir sonuç olarak kalmayabilir. Her başarı, sonraki diplomatik pazarlıkta yeni bir veri oluşturabilir.

Bu modelde taktik kazanımlar birikerek stratejik kazanımlara dönüşebilir.

Yunanistan açısından fırsat burada ortaya çıkıyor. Türkiye ile doğrudan güç yarışında sahip olmadığı bazı avantajları, ittifak ilişkileri ve uluslararası meşruiyet üzerinden telafi etmek mümkün olabilir.

Fakat bunun da bir sınırı var.


Yunanistan bu alanı yönetebilir mi?

Asıl soru, Yunanistan’ın harekât alanını genişletip genişletemeyeceğinden çok, genişlettiği alanı ne kadar süre kontrol ve koordine edebileceğidir.

Burada insan gücü meselesi öne çıkıyor.

Yunanistan’ın önündeki problem sadece modern savaş uçakları, fırkateynler veya hava savunma sistemleri satın almak değil. Bu sistemleri aynı anda işletmek, bakımını yapmak, personelini yetiştirmek ve geniş bir coğrafyada sürekli hazır tutmak gerekiyor.

Üstelik Yunanistan’ın coğrafyası bu yükü ağırlaştırıyor. Çok sayıda adanın savunulması, kıyı hatlarının gözetlenmesi, deniz ulaştırmasının korunması ve kritik altyapının güvenliği ciddi bir personel ihtiyacı yaratıyor.

Bir başka ifadeyle, ada coğrafyası Yunanistan’a stratejik avantajlar sağlayabilirken aynı zamanda personel ve lojistik açısından büyük bir yük getiriyor.

Bir adaya radar yerleştirmek kolaydır. O radarın sürekli çalışmasını sağlayacak personeli bulmak, bakımını yapmak, ikmalini sürdürmek ve sistemi daha geniş bir komuta kontrol ağına bağlamak çok daha zor bir meseledir.

Bu nedenle Yunanistan’ın askerî modernizasyonunu sadece silah sistemlerinin sayısı üzerinden okumak yanıltıcı olur. İnsan gücü, eğitim, bakım, lojistik ve ekonomik dayanıklılık en az teknoloji kadar önemlidir.


Turizm bu yükü taşıyabilir mi?

Burada ekonomik mesele devreye giriyor.

Yunanistan’ın genişleyen harekât alanını uzun süre finanse edebilmesi için güçlü ve istikrarlı bir ekonomik tabana ihtiyacı var. Savunma harcamalarının artması, enerji ve altyapı yatırımlarının finanse edilmesi, adaların güvenliğinin sağlanması ve yüksek teknoloji sistemlerinin işletilmesi ciddi kaynak gerektiriyor.

Yunanistan ekonomisinin önemli dayanaklarından biri ise turizm.

Bu durum stratejik açıdan bir çelişki yaratıyor. Yunanistan’ın en önemli ekonomik varlıklarından biri olan ada coğrafyası, aynı zamanda savunma planlamasının en maliyetli unsurlarından biri.

Turizmin dayandığı istikrar ile genişleyen askerî rekabetin doğası birbirine tam olarak uyumlu değil. Ege’de sürekli gerilim yaşanması, deniz ulaşımında belirsizlik oluşması veya Doğu Akdeniz’de enerji ve güvenlik krizlerinin büyümesi, doğrudan turizm algısını etkileyebilir.

Hatta Türkiye ile rekabetin ekonomik boyutu düşünüldüğünde mesele daha da belirginleşiyor. Yunan adalarının turizm ekonomisi yalnızca Batı Avrupa’dan gelen ziyaretçilere dayanmıyor. Türk turistler de bu ekonomik döngünün bir parçası.

Peki Ankara Atina arasındaki gerilim yükselirse ne olur?

Yunanistan’ın güvenlik politikası kendi ekonomik gelir kaynaklarıyla karşı karşıya gelebilir.


Türkiye ile rekabetin sınırı

Bütün bu tablo Türkiye ile mukayese edildiğinde daha net hale geliyor.

Türkiye’nin daha büyük nüfusu, daha geniş coğrafi derinliği, daha büyük savunma sanayii kapasitesi ve daha geniş üretim tabanı, uzun süreli bir kaynak savaşında önemli avantajlar sağlıyor. Yunanistan ise daha sınırlı bir insan ve ekonomik kaynak havuzuyla daha geniş bir harekât alanını yönetmeye çalışıyor.

Peki Atina bu açığı nasıl kapatabilir?

Yunanistan’ın rasyonel seçeneği, Türkiye ile her alanda aynı ölçekli bir rekabete girmek olamaz. Teknolojik üstünlük, ittifak desteği, coğrafi avantaj ve ilk aşamadaki taktik başarıları bir araya getirerek Türkiye’nin hareket alanını sınırlandırmaya çalışmak daha gerçekçi bir seçenek olarak ortaya çıkıyor.

Ancak bunun sürdürülebilmesi için kritik bir şart var: Yunanistan’ın kendi milli gücünün bu stratejinin maliyetini taşıyabilmesi.

Harekât alanını genişletmek kolaydır. Onu kontrol etmek daha zordur. Kontrol etmekten daha zor olan ise bunu yıllarca sürdürebilmektir.

Yunanistan’ın önündeki stratejik denklem burada iki farklı kapasiteyi karşı karşıya getiriyor. Bir tarafta İsrail teknolojisi, Fransız savunma iş birliği, Avrupa Birliği siyasi desteği ve Doğu Akdeniz’de genişleyen enerji altyapısı üzerinden güçlenen bir güvenlik mimarisi bulunuyor. Diğer tarafta sınırlı insan gücü, ada coğrafyasının yüksek maliyeti, ekonomik kaynakların sınırlılığı ve turizme duyulan ihtiyaç var.

Bu nedenle Yunanistan’ın harekât sahasını genişletmesi, Türkiye açısından hafife alınabilecek bir gelişme değil. Genişleyen saha yeni kriz noktaları üretiyor. Atina’ya taktik kazanımları siyasi kazanımlara dönüştürme imkânı sağlayabiliyor.

Fakat aynı strateji Yunanistan’ın kendi kapasitesini de sınayacak.

Asıl mesele bundan sonra şu olacak: Atina, kurduğu yeni askerî mimariyle genişleyen coğrafyada yeterli caydırıcılık üretebilecek mi? Daha önemlisi, bu caydırıcılığın ekonomik, demografik ve siyasi maliyetini yıllarca taşıyabilecek mi?
Türkiye ile rekabetin gerçek sınırı burada ortaya çıkabilir. Yunanistan’ın ne kadar silah aldığı kadar, bu silahları kaç kişiyle, hangi ekonomik kaynakla ve ne kadar süreyle kullanabileceği belirleyici olacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU