İsrail’in güvenlik anlayışının temelinde basit bir varsayım var: Düşmanın niyetine güvenilmez, kapasitesine bakılır. Bu yaklaşım, İsrail’in yakın çevresindeki askeri gelişmeleri değerlendirirken önemli bir avantaj sağlıyor.
Fakat aynı yaklaşım, tehdit algısının sınırlarını genişlettiğinde yeni bir sorun yaratıyor. Türkiye’nin askeri kapasitesini ve Suriye’deki varlığını İsrail açısından doğrudan bir tehdit olarak görmek, kısa vadede bazı operasyonel kazançlar sağlayabilir. Uzun vadede ise İsrail’in kendi güvenlik hesabını zorlaştırabilir.
Buradaki temel mesele iki ülkenin birbirlerinin askeri hamlelerini nasıl okuduğu.
Uluslararası ilişkiler literatüründe buna güvenlik ikilemi deniyor. Bir devlet kendi güvenliği için tedbir aldığında, karşı taraf aynı hamleyi saldırı hazırlığı olarak görebiliyor. Ardından o da güvenliğini artırmak için yeni tedbirler alıyor.
Bir süre sonra iki tarafın attığı adımların hangisinin savunma, hangisinin saldırı hazırlığı olduğunu ayırmak zorlaşıyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Suriye bu açıdan kritik bir alan.
İsrail’in kuzey Suriye’de Türkiye’nin radar, hava savunma ve komuta kontrol kapasitesi oluşturmasından kaygı duyması, kendi askeri doktrini açısından anlaşılabilir.
İsrail Hava Kuvvetleri için Suriye hava sahasında hareket serbestisi stratejik bir değer taşıyor. İsrail ana karası itibariyle derinliği olmayan bir devlet. Kısa sürede işgal edilebilir seviyede.
Bunun için emniyetini mümkün olduğunca ileriden almak niyetinde ve Suriye’de rejim değişimi ona büyük bir avantaj sağladı. İran’a yönelik harekatlarda da Suriye üzerindeki hava koridorlarının açık tutulması, İsrail’in bölgesel askeri planlamasının önemli unsurlarından biri.
Peki İsrail’in hava sahasında hareket serbestisini koruma hedefi, Türkiye’nin Suriye’deki hayati güvenlik çıkarlarıyla karşı karşıya geldiğinde ne olacak?
Türkiye açısından Suriye’nin kuzeyi ikincil bir güvenlik alanı değil. Sınır güvenliği, terör tehdidi, göç baskısı ve Suriye’nin toprak bütünlüğü, Ankara’nın doğrudan ulusal güvenlik hesaplarının parçası.
İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki askeri gelişmeleri kendi hava operasyonlarının geleceği üzerinden değerlendirmesiyle Türkiye’nin aynı bölgeyi sınır güvenliği üzerinden değerlendirmesi arasında önemli bir fark bulunuyor.
Bu fark, iki ülkenin kararlılık düzeyini de belirliyor.
İsrail açısından kuzey Suriye’deki askeri yapılanmalar önemli olabilir. Türkiye açısından ise mesele daha doğrudan ve yaşamsal.
Stratejik hesaplarda bu tür çıkar asimetrileri önemlidir. Hayati çıkarını savunan tarafın maliyet üstlenme kapasitesi ve siyasi kararlılığı genellikle daha yüksektir.
İsrail’in burada Türkiye ile uzun süreli bir rekabete girmesi, kendi güvenlik doktrininin tercih ettiği kısa ve sonuç odaklı savaş anlayışıyla çelişebilir.
Peki İsrail neden böyle bir riski göze alıyor?
Bunun kısa vadeli bazı faydaları var. Türkiye’nin Suriye’de askeri kapasite geliştirmesini engellemek, İsrail’in hava operasyonları açısından daha rahat bir ortam sağlayabilir.
Türkiye’yi ortak bir tehdit olarak tanımlamak, İsrail’in Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerle geliştirdiği güvenlik ilişkilerini de güçlendirebilir. Ortak tehdit algısı, farklı çıkarları bulunan ülkeleri aynı güvenlik zemini üzerinde buluşturabilir.
Fakat ittifak siyaseti karşılıklı çalışır.
Bir bölgesel güç, çevresindeki aktörleri kendi güvenliği açısından tehdit olarak sınıflandırdıkça diğer aktörler de buna karşı dengeleme arayışına girer. Böylece güvenliği artırmak amacıyla atılan adımlar, devletin çevresindeki güvenlik baskısını azaltmak yerine artırabilir.
Jack Snyder’ın stratejik aşırı genişleme yaklaşımı tam olarak bu noktada önem kazanıyor. Bir devlet daha fazla güvenlik üretmek amacıyla daha fazla cephe açtığında, bir süre sonra kendi kapasitesini aşan bir güvenlik yükünün altında kalabilir.
İsrail’in bugünkü sorunu da burada ortaya çıkıyor.
Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Yemen, Irak ve İran hattında devam eden güvenlik mücadelelerine Suriye’nin kuzeyini eklemek, askeri planlamayı daha karmaşık hale getiriyor.
Türkiye ile doğrudan veya dolaylı bir rekabetin ortaya çıkması ise bu tabloyu niteliksel olarak değiştiriyor. Çünkü karşıdaki aktör Hamas veya Hizbullah gibi bir silahlı örgüt değil.
Geniş bir insan kaynağına, gelişmiş konvansiyonel kapasiteye, savunma sanayisine, elektronik harp imkanlarına ve deniz gücüne sahip bir devlet söz konusu.
İsrail’in askeri üstünlüğü bu tabloyu değiştirebilir mi?
Bazı alanlarda evet. Fakat askeri üstünlük, uzun süreli stratejik rekabetin bütün maliyetlerini ortadan kaldırmaz.
Özellikle insan gücü ve ekonomik derinlik bakımından sınırlı bir devletin aynı anda çok sayıda cephede sürekli askeri kapasite bulundurması ciddi bir yük oluşturur.
Üstelik Türkiye ile yaşanacak bir gerilim, Washington açısından da kolay yönetilecek bir kriz olmayacaktır.
ABD’nin İsrail ile güçlü güvenlik ilişkileri bulunuyor. Aynı zamanda Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadında merkezi bir konuma sahip.
Karadeniz’den Kafkaslar’a, Suriye’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada ABD’nin Türkiye ile çalışması gerekiyor. İsrail’in Türkiye ile askeri gerilimi tırmandırması, Washington’ı iki önemli ortağı arasında kriz yönetmeye zorlayabilir.
Bu nedenle asıl sorun, İsrail’in Türkiye’yi tehdit olarak görüp görmemesi değil.
Asıl sorun, bu tehdit tanımının İsrail’in stratejik kapasitesini aşan bir angajman alanı üretip üretmediği.
Paul Kennedy’nin büyük güçlerin aşırı genişlemesi üzerine geliştirdiği çerçeve burada açıklayıcı. Devletler bazen sahip oldukları askeri imkanların sağlayabileceğinden daha fazla stratejik hedef üstlenir.
Başlangıçta her yeni müdahale yönetilebilir görünür. Fakat cephelerin toplam maliyeti arttıkça ekonomik kaynaklar, mühimmat stokları, insan gücü ve diplomatik kapasite üzerindeki baskı büyür.
İsrail açısından Türkiye ile rekabet böyle bir sınırı temsil ediyor olabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish