Ahmed eş-Şara birkaç gün önce Şam'ın Eski Şehir bölgesindeki bir restoranda hesabı ödemek için cüzdanından kartını çıkardı. POS cihazına uzattığı Visa kartıyla işlemi birkaç saniye içinde tamamladı. Yanında Suriye Merkez Bankası Başkanı Muhammed Safvat Raslan vardı ve o an kısa bir videoyla kamuoyuna yansıdı.
Dünyanın büyük bölümünde sıradan sayılabilecek bir ödeme. Suriye için ise oldukça farklı bir anlam taşıyor.
Visa ve Mastercard 27 Ağustos'ta ülkedeki ilk uluslararası kart işlemlerini gerçekleştirdi. Bundan yalnızca üç gün önce Washington, Suriye'yi 1979'dan beri bulunduğu "terörü destekleyen devletler" listesinden çıkarmıştı. Böylece uluslararası bankaların ve yatırımcıların yıllardır çekindiği en önemli hukuki ve siyasi engellerden biri daha kaldırıldı.
İlk bakışta mesele birkaç banka, birkaç POS cihazı ve ödeme sistemlerinin dönüşümü gibi görünüyor. Biraz yakından bakınca konu hızla büyüyor.
Çünkü Suriye'nin asıl ihtiyacı kartla kahve satın alabilmek değil. Elektriği düzenli çalışan şehirler, yeniden üretime geçen fabrikalar, ayağa kaldırılmış yollar, konutlar, hastaneler ve dış dünyayla para transferi yapabilen bir finans sistemi gerekiyor. Bunun maliyeti de birkaç milyar dolarla ölçülmüyor.
Dünya Bankası'nın en iyi tahminine göre Suriye'nin fiziksel yeniden inşası yaklaşık 216 milyar dolar gerektiriyor.
Tam burada Türkiye için başka bir soru ortaya çıkıyor.
Sınırının hemen ötesinde dünyanın en büyük yeniden yapılanma alanlarından biri açılırken Ankara bu sürecin neresinde duracak?
Kart çalışıyor ama 216 milyar dolar nereden gelecek?
Suriye'nin uluslararası finans sistemine dönüşü yeniden inşanın önündeki önemli kilitlerden birini açıyor. Fakat Visa'nın dönmesi doğrudan sermayenin geldiği anlamına gelmiyor. Daha doğrusu, sermayenin gelebilmesinin önündeki kapılardan birinin açıldığı anlamına geliyor.
Aradaki fark önemli.
Dünya Bankası savaşın yol açtığı doğrudan fiziksel hasarı yaklaşık 108 milyar dolar olarak hesaplıyor. Yeniden inşa için en iyi tahmin 216 milyar dolar. Bunun 82 milyar doları altyapıya, 75 milyar doları konutlara, 59 milyar doları ise konut dışı yapılara gidiyor. Halep, Şam kırsalı ve Humus en ağır yükü taşıyan bölgeler arasında.
Bu ölçekte bir yeniden yapılanmayı Suriye'nin kendi bütçesiyle finanse etmesi ne yazık ki mümkün değil. Dış sermaye, uluslararası bankalar, Körfez fonları, kalkınma finansmanı ve yabancı şirketler olmadan süreç oldukça yavaş ilerler.
Ancak yatırımcı açısından yaptırımların kalkması tek başına yeterli değil. Bir şirket Suriye'ye girdiğinde parasını ülkeye nasıl sokacağını, kazancını nasıl çıkaracağını, sözleşmesinin hangi hukukla korunacağını ve uyuşmazlık çıktığında nereye başvuracağını bilmek ister. Bankacılık denetimi, kara para aklamayla mücadele, siber güvenlik, mülkiyet hakları ve sigorta sistemi de aynı hesabın içinde.
Suriye Merkez Bankası bu nedenle yalnızca kart ödemelerini yaygınlaştırmaya çalışmıyor. Yurt dışındaki bankalarla muhabirlik ilişkilerini yeniden kurmak da istiyor. QNB, Fransabank, Visa ve Mastercard üzerinden atılan ilk adımların asıl değeri burada.
Şam'ın önündeki görev bir POS cihazını çalıştırmaktan çok daha zor.
Uluslararası sermayeye "Paranız burada güvende" dedirtebilmek gerekiyor.
Türkiye'nin avantajı sınırda başlıyor
Türkiye bu yeni döneme sıfırdan girmiyor.
İki ülke arasındaki ticaret 2025'te yüzde 42 artarak 3,75 milyar dolara ulaştı. 2026'nın ilk altı ayında Türkiye'nin Suriye'ye ihracatı da yıllık bazda yüzde 26,4 yükselerek 1,28 milyar doları aştı. Daha ilginç olan, satılan ürünlerin niteliği.
İlk sıralarda değirmencilik ürünleri, çimento, elektrik ve enerji ekipmanları yer alıyor. Çimento ihracatı tek başına bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 116,8 arttı. Güneydoğu Anadolu'dan Suriye'ye yapılan ihracat da yaklaşık 462 milyon dolara ulaştı.
Aslında yeniden inşanın ilk talebi şimdiden sınır kapılarında görülüyor. Suriye'nin ihtiyacı yalnızca büyük otoyollar veya yüksek katlı binalar değil. Çimento, kablo, trafo, makine, gıda, yedek parça, lojistik ve üretimi yeniden başlatacak ara mallar gerekiyor. Türkiye ise bunların önemli bir bölümünü sınırın hemen kuzeyinde üretebiliyor. Coğrafya burada ciddi avantaj sağlıyor.
Gaziantep'ten Halep'e gönderilecek bir makinenin veya Kilis üzerinden taşınacak yapı malzemesinin lojistik maliyeti, Avrupa'dan ya da daha uzak pazarlardan gelecek birçok ürüne kıyasla daha düşük olabilir. Bunun yanında, yıllardır sınır ticareti yapan şirketlerin kurduğu bağlantılar ve Suriyeli iş insanlarının Türkiye'de kurduğu ticari ağlar da yeni dönemde kullanılabilecek bir birikim oluşturuyor.
Fakat belki en stratejik alan inşaat bile değil. Elektrik.
Suriye'nin yeniden inşasında ilk ihtiyaç binalar değil, elektriktir. Elektrik olmadan fabrika çalışamaz, hastane düzenli hizmet veremez, yeni bir işletme kurulamaz ve yatırımcı üretim planı yapamaz.
Türkiye ile Suriye bu alandaki iş birliğini genişletmeye başladı. Ağustos ayında açıklanan plana göre yeni elektrik iletim hattının eylül sonunda devreye girmesi ve Halep'e yaklaşık 500 megavatlık ek kapasite sağlaması öngörülüyor. Aynı dönemde iki ülke fosfat kaynaklarının geliştirilmesine yönelik mutabakat imzaladı. Ankara ayrıca Suriye'de kara ve deniz alanlarında petrol ve doğal gaz aramalarında iş birliğine hazır olduğunu açıkladı.
Böylece ilişki ihracattan yatırıma doğru genişleyebilir.
Türkiye için neden yalnızca bir pazar değil?
Burada meseleyi "Türk şirketleri 216 milyar dolarlık pastadan ne kadar pay alacak?" sorusunu sorabiliriz, lakin eksik olur.
Suriye'nin ekonomik olarak ayağa kalkması Türkiye açısından kendi iç ekonomik ve güvenlik dengelerini de ilgilendiriyor. Bunun en görünür tarafı sınır illeri. Gaziantep, Hatay, Kilis, Şanlıurfa ve Mardin yıllardır Suriye'deki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Sınırın öte tarafında üretim ve ticaret arttıkça bu illerin lojistikten sanayiye, depolamadan hizmet sektörüne kadar yeni bir ekonomik hareketlilikten pay alması mümkün.
İkinci başlık ise geri dönüşler.
Bir ülkeye insanların kalıcı biçimde dönmesini yalnızca silahların susması sağlamaz. Ev gerekir. Okul gerekir. Hastane gerekir. Elektrik ve su gerekir. Hepsinden önemlisi, iş gerekir.
Suriye'de ekonomik hayat toparlanmadan büyük ölçekli ve kalıcı geri dönüşlerin hızlanmasını beklemek gerçekçi olmaz. Bu nedenle Türkiye'nin Suriye'de üretime, enerjiye, konuta veya ulaştırmaya yaptığı katkı sadece komşu ülkeye ekonomik destek anlamına gelmez. Ankara'nın kendi göç dosyası açısından da uzun vadeli sonuç üretebilir.
Üçüncü alan ise bölgesel ticaret.
Hürmüz'de aylardır süren kriz Körfez ülkelerine tek bir deniz geçidine bağımlı olmanın maliyetini yeniden hatırlattı. Suudi Arabistan ve Körfez'deki diğer aktörler alternatif liman, boru hattı ve kara güzergâhlarına daha fazla yatırım yapıyor. Tartışılan seçeneklerin arasında Türkiye, Ürdün ve Suriye üzerinden uzanabilecek yeni bağlantılar da bulunuyor.
Suriye'nin yolları, demiryolları ve sınır geçişleri yeniden işler hâle gelirse Türkiye yalnızca Suriye'ye mal satan ülke olmayabilir. Körfez ile Avrupa arasındaki yeni ticaret ağlarının kuzey kapılarından birine dönüşebilir.
Türkiye yalnız olmayacak
Bütün bunlar Türkiye'nin Suriye'de rakipsiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, yeniden inşa büyüdükçe rekabet de artacak. Körfez ülkelerinin finansman gücü var. Katar bankacılık sisteminin yeniden bağlanmasında şimdiden rol oynuyor.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri büyük yatırım kapasitesine sahip. Avrupa şirketleri enerji, ulaştırma ve altyapı projelerine yeniden bakmaya başlayabilir. Çin'in uzun vadede altyapı ve sanayi yatırımlarına ilgisiz kalması da beklenmemeli.
Türkiye'nin avantajı bu ülkelerden daha fazla paraya sahip olması değil. Suriye'ye yakın olması, sahayı tanıması ve ihtiyaç duyulan mal ile hizmetlerin önemli bölümünü hızlı biçimde sağlayabilmesi.
Bu nedenle, Ankara açısından daha akılcı model yeniden inşayı tek başına üstlenmeye çalışmak yerine finansman ile uygulama kapasitesini bir araya getirmek olabilir.
Körfez sermayesi Türk şirketlerinin mühendislik ve üretim gücüyle birleşebilir. Suriyeli şirketler ve çalışanlar da işin içinde yer alabilir. Böyle bir model hem finansman yükünü dağıtır hem de yeniden inşanın Suriye'de yerel ekonomik kapasite oluşturmasına yardımcı olur.
Çünkü burada ince bir çizgi var.
Türkiye Suriye'yi kendisine sürekli mal satın alan bir pazar hâline getirirse kısa vadede ihracatını büyütebilir. Buna karşılık, Suriye'de üretimin yeniden kurulmasına katkı sağlarsa daha güçlü, daha istikrarlı ve Türkiye'yle daha derin ekonomik bağları bulunan bir komşunun ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Uzun vadede ikinci seçenek daha değerli.
Şara'nın Şam'da Visa kartını POS cihazına dokundurması birkaç saniye sürdü. Suriye'nin dünya ekonomisine yeniden bağlanması ise yıllar alacak.
Yine de o birkaç saniyelik işlem yeni dönemin küçük ama güçlü bir sembolü oldu. Bankacılık sistemi açılıyor, ticaret büyüyor, enerji bağlantıları yeniden kuruluyor ve yabancı yatırımın önündeki bazı engeller kalkıyor.
Türkiye açısından soru artık Suriye'nin yeniden inşa edilip edilmeyeceği değil. Bu sürecin nasıl şekilleneceği.
Ankara önündeki fırsatı yalnızca yeni bir ihracat pazarı olarak görürse önemli bir ticari imkân yakalayabilir. Enerji, üretim, ulaştırma, finansman ve geri dönüşleri aynı hesabın içine koyarsa sonuç bundan çok daha büyük olabilir.
Çünkü Suriye'nin ayağa kalkması yalnızca Şam'ın ihtiyacı değil.
Türkiye'nin de çıkarına.
Kaynaklar:
https://www.reuters.com/world/middle-east/visa-mastercard-launch-international-card-payments-syria-after-us-lifts-2026-08-27/
https://www.worldbank.org/en/news/press-release/2025/10/21/syria-s-post-conflict-reconstruction-costs-estimated-at-216-billion
https://www.aa.com.tr/en/turkiye/bilateral-trade-between-turkiye-syria-reaches-375b/4039535
https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiyenin-suriyeye-ihracati-yilin-ilk-yarisinda-yuzde-26-4-artti/4009558
https://www.reuters.com/business/energy/pipelines-ports-iran-war-spurs-gulf-infrastructure-investment-2026-08-28/
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish