COP17'de Moğolistan'da gördüklerim, işittiklerim

Mine Ataman Independent Türkçe için yazdı

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi'nin 17. Taraflar Konferansı COP17, 17-28 Ağustos 2026 tarihleri arasında Moğolistan'ın Ulan Batur kentinde "Toprağı iyileştir, umudu yeşert" temasıyla düzenlendi. Açılış konuşmaları lirik olduğu kadar sarsıcıydı da.

"Dünyanın toz duman olduğu" bir dönemde COP17 açılış konuşmaları umut ektiği kadar serzeniş doluydu. Toz fırtınalarından göç baskılarına kadar yüzlerce başlıkta kurumlar, şirketler, STK'lar yaptıklarını anlattı. En kırılgan toplulukların dönüşüm için daha hevesli olduğunu bir kez daha gördük.

"Para bulunur, ancak irade sınırlı" diyen muktedirlerin rahatlığı gözlerden kaçmadı. En büyük saptama "uygarlığın enerjisi dağınık" diyen aktivistlerden geldi. İşitilen en güçlü fikir "toprağı değil, insanlığın davranışları rehabilite etmeli" oldu.
 

 

Quesada "Çözüm sende, bende, bizde"

Tüm bu nidalar arasında konuşması beni en çok etkileyen isim Kosta Rika eski devlet başkanı Carlos Alvarado Quesada oldu.

Fizikçiler insanın tozdan geldiğini söylüyor. Maya kültürü insanı mısırdan yaratılmış kabul ediyor. Moğolistan'ın binlerce yıllık çoban kültürü ise bize başka bir gerçeği hatırlatıyor. İnsan toprağın parçası. Mevcut ekonomik model başarısız oldu. Biz yeni topraklar, yeni kaynaklar, yeni gezegenler ve yeni teknolojiler ararken elimizde olanı tahrip ettik. Dünya artık birbirine bağlı krizlerle karşı karşıya. Birbirimizle yeniden bağ kurmak ve başka bir geleceği seçmek. Çünkü çözüm uzakta değil, burada, sizde ve bende.


Quesada "Dünyanın yeni kurumlara ihtiyacı var"

Eski bir gazeteci ve düşünür olan Quesada'ya açılış konuşmasının ilham verdiğini söylediğimde "artık ilham veren konuşmalardan ileri gidip eyleme geçmeliyiz. Piyasalar ve uluslararası finans kuruluşları çölleşme, arazi tahribatı ve kuraklıkla mücadele için gereken ölçekte ve hızda hareket etmiyor. Harekete geçmek zorundayız, vakit geçiyor. Politikacılar konuşma yerine bütçe yaratmalı, harekete geçmeli, söylediklerini uygulamalı. Bu krizlere yanıt verebilecek yeni kurumlara ve yeni iş yapma biçimlerine ihtiyacımız var. Yapmamız gereken, toprağa hükmetmekten vazgeçip onunla barışmak" diyerek gerek iklim konusunda gerekse insanlık konusunda uygarlığın durumunun ne denli riskli olduğunu bir kez daha vurguladı.

Yediklerin senin olsun, gördüklerini anlat diyen atasözümüze istinaden COP17 izlenimlerimi yazı dizisi olarak paylaşacağım. İlk bölümde COP17'nin ya da benim "enlerimden" bahsedip ikinci yazıda COP17'ye has yaratıcı içerikleri aktaracağım. Amacım COP17'ye gitmeyenler için orada olan biteni aktarabilmek, keyifli bir COP17 fotoğrafı sunmak.
 

 

Misafirperver Moğollar ata yurdumuza iyi bakıyor

Kişi başı 20 hayvan düşmesine rağmen Moğolların et pişirme yeteneklerinin çok gelişmediğini söylemek zorundayım. Et konusunda başarısız olsalar da nezaket, özen, ilgi, disiplin konusunda on numara olduklarını bizzat yaşayarak öğrendim. Ata yurdunda tarihe gidip gelip kalsak ne olurdu diyen zihnimi susturamadım. Şunu gördüm ki biz vazgeçsek de Moğollar öldürücü soğuğa, yıkıcı şartlara rağmen bozkırda sıcacık, renkli bir dünya kurmuşlar. 3,5 milyon bile olmayan Moğolların Paris Olimpiyatları'nda nasıl bu kadar şık olduklarını kaşmir konusunda yarattıkları markaları görünce anladım.


COP17 insanlığı besleyen umudu yeşertti

COP17 toprağın geleceğine ilişkin politikaların, finansman modellerinin ve uygulama çözümlerinin şekillendirildiği ilham veren konuşma, uygulama ve eylemlerle doluydu. Çoban festivali, yerel moda gösterileri, teknoloji çözümleri her biri yan yana toprak gibi insanlığı da beslemeye adaydı. Türklerin ata yurdunda 190'dan fazla ülkeden katılımcıların toprağı yeniden geri kazanmakla ilgili çabasının merkezinde yeniden insan olmak vardı. COP17 gibi programları anlatmak hem kolay hem zor. Yüzlerce başlıkta yürütülen müzakerelere dair haberleri her yerde görebileceğiniz için ben size COP17'nin görünmeyenlerini, enlerini, hayal kırıklıklarını, hayranlıklarını aktaracağım.
 

 

BM'nin en önceledikleri

Afrikalı kadınlar tek kelimeyle her yerdeler. Modern dünyanın geçmişte Afrika'ya yaptıklarının kefareti olarak mı yoksa renk olsun diye mi ya da Afrikalı kadınların eğitim üstünlükleri sebebiyle mi bilemesem de tüm sahnelerde onlar vardı. BM'nin pek çok örgütünde Afrika kökenli kadınlar hiçbir cam tavana takılmadan en üst düzeye yükselmiş durumdalar. Haliyle onlar yükseldikçe yanlarına diğer Afrikalıları taşımışlar. Dr. Mehdi Eker'in FAO Koordinatörlüğü adaylığının Türkiye için ne denli önemli olacağını Afrikalı kadınları her sahnede hayranlıkla izlerken düşündüm. COP17'de Eker neden yoktu, pek çok ülkeyle FAO adaylığı için lobi yapılabilirdi. Bu fırsat nasıl kaçırıldı hâlâ anlayabilmiş değilim. Konumuza dönersek Afrikalı kadınlar başta olmak üzere BM'nin pek çok kurumunda Afrikalılar, Asyalılar, ciddi anlamda etkin ve görünürler. Onlar güçlendikçe ülkelerinin görünürlüğüne katkı sunuyor, fonları doğru yerlere yönlendiriyorlar.


COP17'nin en şıkları

Afrika'nın her rengi, her deseni, her kumaşı COP17 sahnesinde, bahçesinde, gösterilerinde tek kelimeyle bir moda gösterisi gibiydi. Hiç sakil durmadan yerel kıyafetlerin bu kadar uyumlu olabileceğini yaşayarak deneyimledim. Sadece Afrikalılar değil, Asyalılar da sanat eserleri, aktivitelerindeki estetik unsurları yönetmeleriyle şıklıklarıyla göz kamaştırdılar.
 

 

En özgüvenlileri

Kesinlikle Afrikalılar ve onları takip eden Amerika kıtası halkları diyebilirim. Gerek yaptıkları işlerle gerekse duruşlarıyla başka bir dünyanın gelmekte olduğunu ortaya koydular. Çobanlarından tutun, aktivistlerine salonlarda kahkahaları, paylaşımları ve ülke pavilyonlarıyla dikkat çektiler. Brezilya'nın kahkahası, Çin'in misafirperverliği görülmeye değerdi.


En uyumlular

Tek kelimeyle Avrupa diyebilirim. Nezaketleri, uyumları, hassasiyetleri otobüsten sahneye, yemek alanına, gösterilere her yere yansıdı. Çantası düşene çanta uzattılar, ihtiyacı olana yol gösterdiler. Müzakerelerde ne kadar disiplinlilerse kahveyi paylaşırken o denli ılımlılardı.


En içine kapanıkları

Türkiye desem hayal kırıklığı yaratabilir. Ancak COP31'in ev sahibi bir ülkenin daha dışa dönük, daha yaratıcı şekilde neden COP17'de yer almadığı beni düşündürdü. Türkiye Pavilyonu'nda süreci planlayan İbrahim Yamaç, Dr. Cemal Baş gibi birkaç ismin dışındakiler COP17'nin ne ruhuna ne de önemine inanmamış gibilerdi. Diğer ülke ve kurum pavilyonları neşeleriyle, etkinlikleri ve heyecanlarıyla dikkat çekerken Türkiye'nin üzerine ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Diplomaside başarılı olduğunu bildiğim Türkiye belli ki COP17'yi pek önemsememiş.

COP17 müzakereler, alınan kararlar yanında hayranlık uyandıran konuşmalarla da tarihe not edildi.


COP17'nin en ilham veren konuşmacıları ve konuşmaları

• Moğolistan Devlet Başkanı Ukhnaa Khürelsükh'in "Ebedi mavi gökyüzü hep var olsun, dünya yaşamaya devam etsin. Çocuklarımızı doğaya uyum içinde, ona saygı duyan bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Her millet, erken yaşta çocuklarına bu bilinci öğretmeli ki onlar küresel vatandaşlar olsun" cümleleri salonda keyifle alkışlandı.

• BM Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Amina J. Mohammed'in "Kadınların emekleri artık görünür olmalı. Birileri bu işin ekmeğini yerken kadınlar geride kalmamalı. İnsan merkezli politikalarla kadınların bereketi kazanılmalı" diyerek kadın odaklı küçük çaplı diplomatik bir azarı paylaştı.

Velhasıl, COP17 Afrikalıların moda gösterisi gibiydi, tüm sahnelerde, oturumlarda, özel etkinliklerde onların müzikleri, kıyafetleri, hikâyeleri başroldeydi. Türk televizyonlarının aksine COP17'de başka bir Afrika ile tanıştım. Eğitimli, BM örgütlerinde üst düzeyde aktif rol alan, karar mekanizmalarında ağırlığı olan, kültürleriyle dünyayı etkileme yeteneği gelişmiş, kendi aralarında işbirliği ortamı yaratmış bir Afrika gördüm.

COP17 sahnesi kadınların özgüveni, girişimciliğine, Afrikalıların özgünlüklerine, Avrupalıların nezaketlerine sahne olurken Türklerin COP31 ev sahipliğine rağmen pek ortalarda gözükmediler. Müzakere masalarındaki ağırlıkları alana tam olarak yansıtılamadı denilebilir.


COP17 sahnesinde sorunların yanında özgünlükler vardı

Moğolistan COP17 izlenimlerimi aktarmaya devam. Program boyunca madenciliğin, modanın, enerji üretiminin, tarım gıda sistemlerinin arazi tahribatına, çölleşmeye, mera bozulmasına nasıl etki ettiği dünyanın farklı ülkelerinden gelen uzmanlar tarafından ortaya konuldu. Biz çok hissetmesek de toz fırtınalarının dünyanın en büyük arazi tahribatı sorunlarından biri olmuş olduğunu daha da farkına vardım. Konu COP17'de ayrı bir başlık olarak ele alındı, Kuzeydoğu Asya Kum ve Toz Fırtınalarıyla Mücadele Ortak Girişimi başlatıldı. Ortak risk haritaları, ortak izleme ve sektör bazında etki analizleri yapılması gündeme geldi. Konu hakkında Türkiye'de görüş bildirdi. Pek çok oturumda Dr. Cemal Baş'ın da dediği gibi "hidrometeorolojik olaylar" tartışıldı. Türkiye'nin HEY ve NEFES uygulamaları tanıtıldı.
 

 

En yaratıcı programlar

COP17 yalnızca devletlerin müzakere yaptığı bir diplomasi toplantısı olmadı. Ulan Batur'da düzenlenen konferans, toprağın geleceğini toplumun farklı kesimleriyle konuşabilmek için sporcuları, gençleri, kadınları, iş dünyasını, çobanları, sanatçıları ve moda sektörünü aynı hikâyenin içine dâhil eden yaratıcı kampanyalara da sahne oldu.


Toprak şampiyonları, Land Heroes

UNCCD'nin Toprak Kahramanları hareketi, 18-35 yaş arasındaki gençleri çölleşme, arazi tahribatı ve kuraklıkla mücadelede değişimin aktörleri haline getirmeyi amaçlıyor. Gençlerin yaptığı çalışmalar görünür hale getiriliyor, deneyimlerini paylaşmaları, birbirlerine ilham vermeleri ve sürdürülebilir arazi yönetiminde aktif rol almaları teşvik ediliyor. Mali'den katılan Rokiatou Traoré, Herou Alliance'ın kurucusu, kadınları ve gençleri sürdürülebilir Moringa üretimiyle güçlendiriyor. Gençler hafta boyu COP koridorlarında, sahnelerinde umutlarını, heyecanlarını paylaştı.


Business4Land

Business4Land, iş dünyasını sürdürülebilir arazi ve su yönetimine dâhil etmek için oluşturulan UNCCD girişimi. COP17'de bu girişim daha da ileri taşındı ve Şampiyonlar Konseyi öne çıkarıldı. Konseyde farklı sektörlerden 14 iş dünyası lideri yer alıyor. Amaç, şirketlerin yalnızca çevre taahhütlerinde bulunması değil; arazi restorasyonunu değer zincirlerine, finansmana ve yatırım kararlarına dâhil etmesi. Bayer'in Sürdürülebilirlik ve Stratejik Etkileşimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Natasha Santos Eastwood da şampiyonlardan biri.


Spor4Land, sporcular da toprağın takımına girdi

Sport4Land, UNCCD'nin spor dünyasını arazi tahribatı, çölleşme ve kuraklıkla mücadeleye dâhil etmek için başlattığı küresel kampanya. Paris 2024 Olimpiyatları sırasında başlatılan hareket, sporcuların milyonlarca kişiye ulaşan görünürlüğünü çevre mücadelesine taşımayı amaçlıyor. UNCCD'nin ifadesiyle kampanya, sporcuları ve taraftarları "toprak için mücadeleye" çağırıyor. Hareket kapsamında Asmaa Niang, çölleşmeyle mücadele, Franck Kessié gibi sporcular çeşitli kategorilerinde Sport4Land Champions olarak konumlandırıldı. Böylece sporun takım ruhu, rekabet ve geniş kitlelere ulaşma gücü arazi restorasyonunun iletişim aracına dönüştürüldü. Faslı judo sporcusu Asmaa Niang ile yaptığım kısacık sohbette toprağı artık çiftçiler kadar sporcuların da koruyacağını gördüm. Bu arada sloganları şahaneydi, "toprak için gol at"; dileriz tüm goller toprağı iyileştirmeye katkı sunar.


İpek Yolu çoban kervanı

COP17'nin en yaratıcı ve sembolik girişimlerinden biri Silk Road Caravan / İpek Yolu Kervanı oldu. Riyad'dan Ulan Batur'a uzanan ve 6 bin kilometreden fazla yol kat eden kervan, tarih boyunca insanların, hayvanların, ürünlerin ve fikirlerin hareket ettiği İpek Yolu'nu bu kez çobanların, meraların ve arazi bilgisinin yolu haline getirdi. Kampanyanın amacı, dünyanın geniş meralarının ve bu alanlarda yaşayan pastoral toplulukların önemini görünür kılmak. Kervan ise farklı ülkelerdeki çobanları ve toplulukları birbirine bağlayarak deneyim, bilgi ve çözüm paylaşımını teşvik etti. Dünyanın en önemli çobanlarından Tunuslu Adnan Hilali ile yaptığım sohbet şahaneydi. Hilali COP17'de kendi dilinde kendi yazdığı şiirler yanında kitabını da imzaladı. Türk çayını yudumlarken yaptığımız sohbetin sonuna Türkiye'nin çobanlarına selamını iliştirdi.


Fashion4Land, COP17'de renkler bir de müzik hiç susmadı

COP17'de toprak meselesinin yalnızca tarımın konusu olmadığını gösteren en sıra dışı girişimlerden biri Fashion4Land'di. Moda sektörünün araziyle bağlantısı ilk bakışta görülmeyebilir. Oysa pamuk, yün, deri ve diğer doğal lifler doğrudan toprağa, suya, hayvancılığa ve arazi yönetimine bağlı. Fashion4Land bu bağlantıyı görünür kılmayı amaçladı. COP17 programında moda sektörünün doğal lifler, yenilik, sürdürülebilir arazi yönetimi ve sorumlu değer zincirleriyle ilişkisi tartışıldı. Programın sonunda düzenlenen defilede Moğolistan'ın kaşmiriyle üretilen ürünler sergilendi, tatlar, renkler, müzik birbirine karıştı. Bu arada COP17 sahnesinde, bahçede, ülke pavilyonlarında müzik hiç susmadı. Çobanlar, yerel topluluklar, Ruslar, müziğe en çok onlar kulak verdi.


Folklore4Land

COP17'nin bir başka yaratıcı projesi Toprak için folklor/kültür oldu. Programda belgesel gösterimi, canlı müzik ve farklı kuşaklardan insanların katıldığı söyleşiler bir araya getirildi. Çobanlar, sanatçılar, yönetmenler, gençler ve kamu temsilcileri aynı sahnede buluştu. Amaç, sürdürülebilir arazi yönetiminin yalnızca bilimsel raporlarla değil, yerel kültür, geleneksel bilgi, hikâyeler ve sanat yoluyla da anlatılabileceğini göstermekti. Özellikle pastoral toplulukların bilgisi ve gençlerin sesi öne çıkarıldı.


En yaratıcı festival

23 Ağustos'ta Ulan Batur'da yapılan NOMADS Dünya Kültür Festivali tam bir kültür panayırıydı. Çobanların başrolde olduğu programda yüz binlerce insan at bindi, kılıç kuşandı, cirit oynadı, toprağa dokundu, doğanın tadına baktı. Özgün kıyafetleri, dansları ve müzikleriyle yaşamı kutsadı. Atalarımızın binlerce yıl önce paha biçilemez anılarla terk ettiği sonsuz bozkırda mavi göğün altında hayata tutunan göçebe kültürü, umut yeniden yeşerdi.

Bütün bu kampanyalar hem COP17 alanındaki dünya basınıyla buluştu hem de çeşitli iletişim kanallarıyla tüm dünya insanlarını harekete geçirecek yaratıcı ilhamı verdi. Çobanı kervana, sporcuyu sahaya, genci harekete, iş insanını yatırıma, modacıyı doğal hayata, sanatçıyı kültüre, kadınları arazi hakkına ve bilim insanını çözüme dâhil ederek yüzyılların tahribatının ancak insanla çözülebileceğini gösterdi. Toprağı kurtarma meselesini çevrecilerin gündeminden çıkarıp toplumun tamamının hikâyesine dönüştürdü.

Bir tarafta gülümseten anılar yaşanırken diğer tarafta korkutucu rakamlar, tespitler kuşkusuz endişeyi körükledi.


COP17'nin en korkutucu rakamları

• UN-Habitat Politika ve Mevzuat Bölümü Başkanı Fiona McCluney'e göre "2027'de 500 milyon kişi şiddetli sel taşkınlarından etkilenecek. Taşkınlar, 1985'ten bu yana 3 kat arttı. Enerji kullanımı, küresel emisyonların yüzde 77'sinden sorumlu. İklim dirençli kentler için 5 trilyon lazım, şu anda sadece 800 milyar dolar var. İklim riskleri en çok şehirleri etkiliyor; özellikle okullar, hastaneler ve gecekondu bölgeleri büyük zarar görüyor. Dünya nüfusunun yüzde 57'si kentlerde yaşıyor. Hava kirliliğinin yüzde 70'i şehirlerde ortaya çıkıyor."

• Moğolistan Devlet Başkanı Ukhnaa Khürelsükh "2050'ye kadar arazi tahribatının küresel ekonomiye 43 trilyon dolarlık zarar vereceği öngörülüyor. Moğolistan günlük yaşamında çölleşmenin etkilerini doğrudan hissediyor" diyerek durumun vahametine dikkat çekti.

• COP17'de açıklanan bir "Yükselen Mera Alanları" raporuna göre "dünyanın kara alanının yüzde 54'ünü oluşturan mera alanları her yıl 21 ile 47 trilyon dolar arasında fayda sağlıyor. Harcanan her dolara karşın 6 dolar getiri sağlıyor. 500 milyon çobanı destekleyen mera alanları ekosistem hizmetleri yanında biyoçeşitlilik ve kültürel mirasa katkı sunuyor. Arazi bozulmasının yıllık maliyeti 300 milyar dolar."

• Mera araştırmacısı Jonathan Davies'e göre "meralar yılda 47 trilyon dolar değere sahip bir alan, yatırım haritasında boş bırakılamaz." Küresel finansman iyileştirme için gereken finansmanın sadece yüzde 6'sını sağlıyor. Uzmanlara göre yatırım kriz gelmeden yapılmalı. 2021'de Nijer'deki kuraklığın maliyeti GSYİH'nın yüzde 7'sini alıp götürdü. Rapora göre erken desteğe ayrılan her 1 dolar insani yardım maliyetinde 3 dolar tasarruf sağlıyor.

• COP31 iklim konusunda kayıp zarar fonu tartışmalarıyla yapılırken müzakerelerde "Riyad Küresel Kuraklığa Dayanıklılık Ortaklığı"na yönelik fon kapsamında 74 ülkeye yardım etmek için 7 yıl içinde 12 milyar dolar taahhüt edildi. Çölleşme Sözleşmesi'ne göre ihtiyaç duyulan miktar 2030'a kadar minimum 2,6 trilyon dolar.


Trump Paris Anlaşması'ndan çekilse de Çölleşme Anlaşması'ndan çekilmedi

• BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, 1992 yılında Rio de Janeiro'da başlatılan üç çevre anlaşmasından biri. İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması, Paris İklim Anlaşması o kadar ses getirdi ki Çölleşmeyle Mücadele Anlaşması üç anlaşma arasında üvey evlat gibi kaldı. Felaketlerin artması, arazi tahribatının gıda güvencesine olan etkisinin rakamlarla ortaya konulması, Süper El Nino gibi olaylar, kaybedilen meralar yüzünden başlayan göçler nedeniyle "Çölleşmeyle Mücadele Anlaşması" yeniden gündemde. Suudi Arabistan Çevre Bakan Yardımcısı Osama Faqeeha'ya göre "toprak bozulması, su güvenliği, biyoçeşitlilik, iklim direnci ve dünya nüfusunun neredeyse yarısının refahında çok önemli bir gösterge."

• Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi İcra Sekreteri Yasmine Fouad, "arazi bozulmasıyla mücadelede en önemli engellerden biri, eylemleri destekleyecek fon eksikliği. Dünya, arazi bozulmasıyla mücadele ve arazi restorasyonunu desteklemek için yıllık yaklaşık 278 milyar ABD doları tutarında bir finansman açığıyla karşı karşıya. Aynı zamanda, hareketsizliğin maliyeti yıllık 878 milyar ABD doları olarak tahmin edilirken, yatırımdan elde edilebilecek faydalar 1,8 trilyon ABD dolarına ulaşabilir."


En yaratıcı deklarasyon

• Dünya Ren Geyiği Çobanları Birliği Genel Sekreteri Anders Oskal "Küresel Çobanlar Ulan Batur Deklarasyonu'nu" sundu. 300 çobanın bir araya geldiği Küresel Çobanlar buluşması sonucunda "çobanların topraklarımız, bölgelerimiz, mirasımız ve geleceğimiz için harekete geçme çağrısıdır" diyerek "çobanlar meraların, hayatın koruyucusudur. Çobanlık geçmişe ait bir uygulama değildir, günümüz çevresel sosyal sorunlarına çözüm bulmada önemli bir araçtır. Dirençli gıda sistemlerinin sigortasıdır" diyerek bildiriyi açıkladı.


COP17'nin Indigenous Peoples krizi

Düğünlerde olduğu gibi küresel programlarda da mutlaka bir kriz çıkar, COP17'de kural bozulmadı. Indigenous Peoples, yani yerel halkların, karar alma ve resmî müzakere süreçlerine "anlamlı, tam ve etkin katılımı" konusunda ciddi bir kriz yaşandı. 17 Ağustos'taki açılış gündem maddelerinde anlaşmazlıklar çıktı. "Toplumsal cinsiyet, göç, meralar, sivil toplum katılımı" gibi konular müzakere masasında ertelendi. Kulis bilgilerine göre Brezilya, ABD ve Rusya itiraz etti. Salona girdiler ama karara ortak olamadılar. En sonunda UNCCD yerel topluluk temsilcilerinin deklarasyonunu kabul etti, COP17 raporunun ekine konuldu. Temsilciler, kendilerine ayrılan alanların sembolik kaldığını söyleyerek 20 Ağustos'ta protesto düzenledi.

Müzakerelere sokulmama nedenlerinin, yerel halkların ve kültürlerinin uzun vadede çeşitli maddi davalara konu olabileceği endişesiyle olduğu konuşuldu. BM Afrika'nın görünürlüğünü öncelerken yerel halklar için aynı hassasiyeti gösteremedi yorumları yapıldı.


COP17'nin en anlamlı ödülü

"Toprağı yeşillendirmek, insanları beslemek" adıyla bilinen Brezilya'nın toprak restorasyonu projesi COP17 tarafından ödüllendirildi. Uygulama, Brezilya'nın Cerrado bölgesinin restorasyon çalışmaları, doğal yenileme ve tarımsal ormancılığı kapsıyor. 2025'te yerinde gördüğüm projenin ödüle layık görülmesi beni ayrıca heyecanlandırdı. 2030'a kadar 5 milyon hektarlık bir alanı restore etme taahhüdü bulunan proje ile dünyanın en biyolojik çeşitliliğine sahip tropikal savanası eski hâline getiriliyor. Araticum Girişimi, 180'den fazla kuruluşu, yerli halkları, çiftçileri, bilim insanlarını, devleti bir araya getirmesi açısından önemli bir uygulama örneği.


En yaratıcı sanatı

İtalya COP17'de toprağı koruma farkındalığını sanatla yapanlardan. İtalya'nın Moğolistan Büyükelçiliği tarafından Michelangelo Pistoletto'nun "Üçüncü Cennet" adlı kalıcı eseri Ulan Batur'da açıldı. Eser, Moğolistan'ın tarihi ve göçebe kültürüyle bağlantı kurarak demir, kemik gibi malzemelerle yapılmış, barışı simgeliyor. Bu arada Bilge Tonyukuk Anıtı'na giden yolun 40 kilometre kadarının TİKA tarafından yapıldığını da öğrenmiş olduk.


En anlamlı proje

COP17'de Türkiye Pavilyonu'nda benim de moderatörlüğünü yaptığım oturumda Türkiye'den katılan tek belediye olan Rize Belediyesi'nin çay atıklarından sıfır atık felsefesiyle ürettiği Çaydalı markasına ait çay sirkesi, gübre, kedi kumu gibi ürünler izleyenlerden yoğun ilgi gördü.

Velhasıl, COP17 yüzlerce tartışmaya, oturuma, müzakereye ev sahipliği yaparken bizim gibi havadis meraklıları, izleyiciler için de tadına doyulmaz onlarca habere, görüşmeye, diyaloğa sahne oldu. Yediklerimiz içtiklerimiz karbon ayak izimize katkı sunsa da gördüklerimiz, iletişim kurduklarımız, tanık olduklarımız paha biçilemezdi. Şimdi COP17'yi davranışlarımıza dönüştürüp COP31'e doğru yola çıkma zamanı. Bu sefer kendi doğaya dönüş kervanımızı başlatıp "benim sadık yârim topraktır" deyip, toprağı konuşmaktan öte hayatı onarma vakti.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU