Yeni Parti'nin eski yükleri

Nabi Kırmızı Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Son dönemin en önemli siyasi ayrışmalarından biri, hiç kuşkusuz CHP'nin yaşadığı dönüşüm ve bunun beraberinde getirdiği yeni siyasi dengelerdir.

Özellikle muhafazakâr kesimde CHP'nin geçmişten taşıdığı ciddi bir güven sorunu vardı.

Halk için, halka rağmen yürütülen politikalar; inanca karşı anlaşılması güç refleksler; kendisini yenilemeden benzer sloganlarla yılları geride bırakması ve yüzde 25 bandına adeta demir atan siyaset anlayışı, CHP'yi uzun yıllar geniş toplum kesimleri açısından iktidar alternatifi olmaktan uzaklaştırdı.

"Ufak olsun, benim olsun" anlayışı, CHP'nin siyasi konfor alanına dönüştü.

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu döneminde ortaya konulan bazı söylem ve eylemler, bu algının değişmeye başladığının işaretlerini verdi. Özellikle geçmişte yapılan hatalarla yüzleşme çabası ve helalleşme çağrısı muhafazakâr seçmende temkinli de olsa bir güven oluşturmaya başladı.


Ben de o süreci yaşayanlardanım

Bu güven sorunu yalnızca siyasi analizlerden ibaret değildi. Ben de ailem ve yakın çevremle birlikte bunun bazı örneklerini bizzat yaşadım.

Yıllar önce İstanbul Vatan Orduevi'nde davet edildiğimiz bir sünnet düğününde, eşim başörtülü olduğu için salona alınmak istenmedi. Israrım ve kısa süre kalacağımızı söylemem üzerine içeri girebildik.

Salona girdiğimizde ise sahnede son derece açık kıyafetli bir sanatçı vardı.

Bir tarafta başörtüsü nedeniyle salona alınmak istenmeyen bir kadın, diğer tarafta sahnede açık kıyafetleriyle sahne alan bir sanatçı…

İnsan ister istemez soruyordu:

Kapanmak mı yasaktı, yoksa açılmak mı serbestti?


Düğün sahiplerini tebrik edip salondan ayrılırken eşim, "Madem öyle, oğlumu da askere almasınlar. Oyumu Refah Partisi'ne vereceğim" demişti.

Bugünden bakıldığında küçük bir aile sohbeti gibi görülebilir. Oysa bu cümle, siyasetin toplumdaki karşılığını anlatan önemli bir örnekti.

Çünkü sonraki ilk genel seçimde Refah Partisi iktidar oldu.

Refah Partisi 1991'de MÇP ve IDP ile ittifak yaptığı hâlde RP çatısı altında yüzde 16,88 aldı.

RP, baskıların yoğunlaştığı dönemdeki 1995 seçiminde ise tek başına yüzde 21,38'e çıktı ve birinci parti oldu.

Bir başka düğünde ise başörtülü annesi salona alınan, ancak kız kardeşleri içeri alınmayan bir arkadaşımızın yaşadıklarına tanık olduk. Birlikte düğüne gittiğimiz arkadaşımın eşi başörtülü olmadığı hâlde bu uygulamayı protesto ederek salona girmemişti.

Bunlar yalnızca geçmişte kalmış birkaç düğün hikâyesi değildi.

İnsanların devlete, siyasete ve siyasi partilere bakışını şekillendiren, hafızalarda derin izler bırakan olaylardı.


İmamoğlu'nun ilk adaylığında yaşadığımız bir akşam

Ekrem İmamoğlu ile uzun bir dönem komşuyduk.

Aday olduğu ilk yerel seçim döneminde evimizde hemşerilerimiz ve komşularımızla bir sıra gecesi düzenlemiştik. İmamoğlu da seçim çalışmaları kapsamında evimize gelerek misafirimiz olmuştu.

Ayrıldıktan sonra eşime takılarak, "Namaz, Kur'an iyi güzel de, oy verirken İslamiyet'teki komşu hakkını unutma" dedim.

Eşim hiç düşünmeden cevap verdi:

Valla kimse kusura bakmasın. Bunlar gelirse yine örtümüzle, kıyafetimizle uğraşır. Sen bile aday olsan bekleme.


Bu cümle, başörtüsü yasaklarının yalnızca uygulandığı dönemi değil, insanların zihninde bıraktığı izi de anlatıyordu.

Siyasette bazı travmalar kanunlarla ortadan kalksa bile insanların hafızasından kolay silinmiyor.


411 el kaosa mı kalkmıştı?

AK Parti iktidarının ilk yıllarında yasaklara ve vesayete karşı verilen mücadelenin en önemli başlıklarından biri başörtüsü meselesiydi.

2008 yılında Meclis, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının önünü açan anayasa değişikliğini 411 oyla kabul etti.

Dönemin basınının "amiral gemisi" olarak anılan Hürriyet ise bu tabloyu, "411 el kaosa kalktı" manşetiyle duyurdu.

Ardından CHP, söz konusu anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. Bu başvuruda imzası bulunan isimlerden biri de Kemal Kılıçdaroğlu'ydu.

2013 yılında CHP Milletvekili Mahmut Tanal'ın kamuda başörtüsü serbestisini getiren yönetmelik değişikliğinin iptali için Danıştay'a yaptığı başvuru da dönemin siyasi tartışmalarında önemli bir yer tuttu.

Fatma Nur Serter ise İstanbul Üniversitesi'ndeki ilkel ve baskıcı "ikna odaları" tartışmaları nedeniyle CHP'nin geçmiş siyasi bagajının sembol isimlerinden biri hâline geldi.

Bütün bunlar, muhafazakâr seçmenin CHP'ye bakışında ciddi bir mesafe oluşturdu.


Kılıçdaroğlu'nun "Hata yaptık" demesi

Tam da burada Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi çizgisindeki değişim önem kazanıyor.

Kılıçdaroğlu, CHP'nin geçmişteki tutumuyla yüzleşmeye başladı. En dikkat çekici ifadelerinden biri şuydu:

Hata yaptık, başörtülü kızlar üniversiteye alınmadıkları zaman itiraz etmedik.


Bu söz, muhafazakâr seçmen açısından sıradan bir siyasi açıklama değildi.

Çünkü mesele yalnızca ekonomi, belediyecilik veya dış politika değildi.

Mesele güvendi.

"Yarın iktidara gelirlerse yine bizim inancımızla, kıyafetimizle, yaşam biçimimizle uğraşırlar mı?" sorusu vardı.

Kılıçdaroğlu döneminde yapılan açılımlar bu korkunun önemli ölçüde yumuşamasını sağladı.

CHP bunun siyasi karşılığını da gördü.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu'nun ikinci turda aldığı yüzde 48,09'luk oy, CHP'nin geçmişte kendisine mesafeli duran kesimlerden önemli ölçüde destek alabildiğini gösterdi.

2024 yerel seçimlerinde CHP'nin birinci parti olması ise bu dönüşümün devam ettiğini ortaya koydu.

Elbette bu başarı yalnızca tek bir kişiye mal edilemez.

Başarıda Özgür Özel liderliğindeki CHP yönetiminin yanı sıra emeklilerin ekonomik durumu, genel ekonomik koşullar ve iktidara yönelik tepkinin de önemli payı vardı.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da HDP/DEM tabanından gelen desteğin de bu başarıdaki etkisini yok saymamak gerekir.

Ancak Kılıçdaroğlu döneminde başlayan açılımın payını da yok saymamak gerekir.

Çünkü bir siyasi partinin yıllardır oluşturduğu korkuyu ve güvensizliği birkaç ay içinde ortadan kaldırması kolay değildir.


Yeni Parti gerçekten ne kadar yeni?

Bugün siyasi tablo yeniden değişiyor.

Özgür Özel ve beraberindeki isimlerin CHP'den ayrılarak YENİ Parti'yi kurması, muhalefet alanında yeni bir siyasi denge oluşturma potansiyeli taşıyor.

Fakat burada önemli bir soru var:

Yeni Parti gerçekten ne kadar yeni?


Bir siyasi partinin adının yeni olması, kadrolarının, ilişkilerinin ve siyasi hafızasının da yeni olduğu anlamına gelmiyor.

Tam da burada yazının başlığındaki "eski yükler" meselesi ortaya çıkıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yeni bir siyasi hareketin en önemli avantajlarından biri, eski partilerin taşıdığı bagajdan kurtulabilmesidir. Ancak geçmişte CHP içerisinde tartışmalı pozisyonlarıyla öne çıkan bazı isimlerin yeni partinin kurucu kadrosunda yer alması, YENİ Parti'nin gerçekten yeni bir siyasi anlayış mı, yoksa CHP'den taşınan eski kadroların yeni bir adresi mi olduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Uzun yıllar milletvekilliği yapmış, kamuoyunda çeşitli tartışmalarla anılmış çok sayıda eski CHP'linin YENİ Parti'nin 91 kişilik kurucu kadrosunda yer alması, bu açıdan ayrıca dikkat çekici.

Çünkü siyaset yalnızca bugünkü söylemlerden ibaret değildir.

Seçmenin hafızası vardır.

Geçmişte söylenenler, yapılanlar, alınan tutumlar ve temsil edilen siyasi anlayışlar, yeni bir parti kurulduğunda bir anda yok olmaz.

Bu nedenle YENİ Parti'nin önündeki asıl sınav, CHP'den ne kadar uzaklaştığı değil, siyasi anlayış olarak ne kadar değiştiği olacaktır.


AK Parti de bu tabloyu doğru okumalı

Öte yandan AK Parti'nin de ortaya çıkan yeni siyasi tabloyu doğru okuması gerekiyor.

AK Parti'nin kuruluş yıllarında yasaklara, vesayete ve toplumun değerleriyle çatışan devlet anlayışına karşı verdiği mücadele, geniş toplum kesimlerinde büyük karşılık bulmuştu.

Ancak uzun iktidar dönemleri beraberinde siyasi konforu da getirebiliyor.

Özellikle ekonomi, yönetim anlayışı ve aday belirleme süreçlerinde yapılan hatalar, yıllarca AK Parti'ye oy vermiş seçmenin alternatif aramasına neden oldu.

Eskiden "Başka kime oy vereceğiz?" diyen seçmen artık aynı soruyu aynı şekilde sormuyor.

Bu, AK Parti açısından son derece önemli bir değişim.

Eğer AK Parti yeniden kuruluş yıllarındaki reformcu anlayışa, ekonomik başarıya ve toplumla kurduğu güçlü iletişime dönebilirse, karşısındaki rakiplerin işi gerçekten zorlaşacaktır.

Ama bunu başaramazsa, yıllarca "AK Parti'ye mecburuz" diye düşünen seçmenin artık böyle düşünmediğini görmek zorunda kalacaktır.


Sonuç: Seçmen artık değişimi arıyor

Siyasette hiçbir parti sonsuza kadar aynı seçmenin oyunu garanti olarak göremez.

CHP'nin önündeki en büyük fırsat, geçmişte kendisine mesafeli duran seçmenin güvenini yeniden kazanmış olmasıdır.

En büyük riski ise bazı eski siyasi yükleri farklı biçimlerde taşımaya devam etmesidir.

YENİ Parti açısından ise sınav daha farklıdır.

Yeni bir isim, yeni bir logo ve yeni bir siyasi adres oluşturmak kolaydır.

Asıl zor olan, eski siyasi alışkanlıkları geride bırakabilmektir.

Kılıçdaroğlu döneminde disiplin süreçleriyle partiden uzaklaştırılmaya çalışılan bazı isimlerin bugün yeni partinin kurucu kadrosunda yer alması, bir taraftan CHP'nin üzerindeki siyasi yükü azaltabilir; diğer taraftan YENİ Parti'nin eski isimler, eski ilişkiler ve kamuoyunda tartışmalı karşılıkları bulunan siyasi bagajlarla doğmasına neden olabilir.

Dolayısıyla seçmenin önündeki soru artık sadece:

"Kim iktidar olsun?" değil.

Bir başka soru daha var:

Kim gerçekten değişti, kim sadece adres değiştirdi?


Türk siyasetinde bundan sonraki yarışın en belirleyici sorularından biri belki de tam olarak bu olacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU