Savaş biter, mayın öldürmeye devam eder... Mayınsız bir dünya insanlığın ortak sorumluluğudur

Prof. Dr. Aygün Attar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Aleksey Kudenko

Savaşların bittiği günler vardır.

Tarih kitapları o günleri kaydeder. Ateşkes ilan edilir, anlaşmalar imzalanır, ordular geri çekilir, sınırlar yeniden açılır ve dünya “barış” kelimesini kullanmaya başlar.

Fakat savaşın gerçekten bittiği gün hangisidir?

Son silahın sustuğu gün mü?

Son askerin cepheden ayrıldığı gün mü?

Yoksa bir çocuk, yıllar önce sona ermiş bir savaşın toprağın altında bıraktığı mayına basma korkusu olmadan evinin önünde koşabildiği gün mü?

Bana göre cevap açıktır:

Bir savaş, son mayını da susturulmadan bütünüyle bitmiş değildir.

Çünkü mayın, savaşın en acımasız hafızasıdır.

Kimin haklı, kimin haksız olduğunu bilmez. Ateşkesten haberi yoktur. Barış anlaşmalarını okumaz. Diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması onu ilgilendirmez.

Üzerine basan ayağın hangi millete, hangi dine, hangi dile ait olduğunu da sormaz.

Asker ile sivili, kadın ile erkeği, yaşlı ile çocuğu ayırmaz.

Yıllarca toprağın altında sessizce bekler ve bir gün, kendisinin hiç tanımadığı bir insanın hayatını, kendisinin hiç bilmediği bir savaş adına karartır.

İşte tam da bu nedenle mayın meselesi herhangi bir devletin tek başına çözmek zorunda olduğu ulusal bir sorun değildir.

Mayın insanlığın ortak sorunudur.

Bakü'de düzenlenen 4. Uluslararası Mayın Faaliyeti Konferansı'nda Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın Özel Görevler Temsilcisi Elçin Amirbayov'un söylediği şu cümle, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir hakikati ifade ediyor:

Silahlar sustu. Ancak mayınlar susmadı.


Aslında bu cümle yalnızca Azerbaycan'ın yaşadıklarını anlatmıyor.

Afganistan'dan Angola'ya, Bosna-Hersek'ten Kamboçya'ya, Irak'tan Ukrayna'ya kadar savaşın geçtiği ve ardında mayın bıraktığı bütün coğrafyaların ortak hikâyesini anlatıyor.

Fakat bugün bu hikâyenin en ağır sayfalarından biri Azerbaycan'da yazılıyor.


Özgürleşen topraklarda görünmeyen düşman

Azerbaycan, yaklaşık otuz yıl işgal altında kalan topraklarını 2020 Vatan Savaşı ve ardından egemenliğini bütünüyle tesis eden süreç sonucunda yeniden kontrolüne aldı.

Haritada sınırlar değişti.

Bayraklar yeniden göndere çekildi.

Şehirler özgürlüğüne kavuştu.

Fakat toprağın altında başka bir savaş devam ediyordu.

Mayın savaşı.

Bugün Karabağ ve Doğu Zengezur'da yürütülen Büyük Dönüş yalnızca devasa bir imar ve kalkınma projesi değildir. Aynı zamanda insanın kendi yurduna yeniden kavuşmasının hikâyesidir.

Otuz yıl evinin anahtarını saklayan insanların geri dönüşüdür.

Doğduğu köyü çocuklarına yalnızca hatıralarıyla anlatabilmiş anne ve babaların yeniden o topraklara ayak basmasıdır.

Fakat bir insanın vatanına dönmesi için yalnızca evini yeniden yapmak yetmez.

Önce bastığı toprağın onu öldürmeyeceğinden emin olması gerekir.

Amirbayov'un Bakü'de açıkladığı rakamlar, meselenin büyüklüğünü bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Azerbaycan topraklarının yüzde 13'ünden fazlası mayınlar ve patlamamış mühimmatla kirlenmiş durumda.

2020'de savaşın sona ermesinden bu yana yüzlerce insan mayın patlamaları nedeniyle hayatını kaybetti veya yaralandı.

Ve savaşın üzerinden yıllar geçmesine rağmen kirlenmiş alanların çok büyük bölümü hâlâ temizlenmeyi bekliyor.

Bu rakamları yalnızca istatistik olarak okumamak gerekir.

Her rakamın arkasında bir insan vardır.

Bir aile vardır.

Yarım kalan bir hayat vardır.

Ve belki de en önemlisi, barışa inanmak isteyen bir toplumun yeniden karşı karşıya kaldığı savaş gerçeği vardır.

Çünkü bugün patlayan bir mayın, geçmişte döşenmiş olsa bile geleceği yaralar.


Barışın da bir coğrafyası vardır

Elçin Amirbayov'un konuşmasındaki ikinci önemli cümle bana göre şudur:

Güvenli olmayan bir zeminin üzerinde barış inşa edemezsiniz.


Gerçekten de barış yalnızca diplomatik metinlerden ibaret değildir.

Barışın da bir coğrafyası vardır.

Bir yolu vardır.

Bir tarlası vardır.

Bir okulu, bir evi, bir bahçesi vardır.

Ve her şeyden önemlisi, üzerinde korkmadan yürüyebileceğiniz bir toprağı vardır.

İnsan kendi köyüne dönemiyorsa;

çiftçi tarlasını süremiyorsa;

Çocuk okul yolunda mayın tehlikesiyle karşı karşıyaysa;

Yeni yapılan bir yolun birkaç metre ötesinde ölüm toprağın altında bekliyorsa;

Orada savaş hukuken sona ermiş olabilir ama barış henüz insan hayatına bütünüyle ulaşmamıştır.

Bu nedenle mayın temizliği teknik bir mühendislik faaliyeti olarak görülmemelidir.

Mayın temizliği aynı zamanda barış inşasıdır.

Bir mayını etkisiz hâle getirdiğinizde yalnızca bir patlayıcıyı ortadan kaldırmazsınız.

Bir yolu açarsınız.

Bir ailenin dönüşünü mümkün kılarsınız.

Bir tarlayı yeniden üretime kazandırırsınız.

Bir çocuğun geleceğinden bir ölüm ihtimalini çıkarırsınız.

Ve en önemlisi, savaşın hükmettiği bir coğrafyaya yeniden hayatı getirirsiniz.


Peki dünya nerede?

Tam bu noktada sorulması gereken zor bir soru var:

Eğer mayın insanlığın ortak sorunuysa, onun temizlenmesinin maliyeti neden büyük ölçüde yalnızca mağdur ülkenin omuzlarında kalıyor?

Amirbayov'un verdiği rakam bu bakımdan çarpıcıdır.

Azerbaycan'daki mayın temizleme faaliyetlerinin finansmanının yaklaşık yüzde 95'i Azerbaycan devletinin kendi kaynaklarından karşılanıyor. Uluslararası desteğin payı ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde.

Burada mesele Azerbaycan'ın kendi imkânlarının yeterli olup olmaması değildir.

Azerbaycan güçlü bir devlettir ve kendi topraklarını yeniden kurma iradesini de imkânını da ortaya koymuştur.

Mesele uluslararası sorumluluk anlayışıdır.

Dünya savaşların önlenmesi için mekanizmalar kuruyor.

Barış görüşmeleri için masalar oluşturuyor.

İnsani krizler için fonlar oluşturuyor.

Peki savaş bittikten sonra toprağın altında kalan ölüm makinelerinin temizlenmesi neden aynı ölçüde küresel bir sorumluluk olarak görülmüyor?

Oysa mayın temizliği bir ülkeye yapılan yardım değildir.

İnsana yapılan yatırımdır.

Bir devletle dayanışmanın ötesinde, insan hayatına sahip çıkmaktır.

Bu nedenle uluslararası toplumun finansman, teknoloji, uzmanlık, uydu sistemleri, yapay zekâ, insansız hava araçları ve modern mayın tespit teknolojileri konusunda çok daha güçlü bir ortaklık kurması gerekiyor.

Çünkü bu çağda teknoloji ölüm üretmek için ne kadar hızlı geliştiriliyorsa, ölümü topraktan temizlemek için de en az o kadar hızlı seferber edilmelidir.


Mayının milliyeti yoktur

Belki de bütün tartışmanın özü burada yatıyor.

Bir mayının milliyeti yoktur.

Bir Azerbaycanlı çocuğun ayağının altında patladığında başka, Afrikalı bir çocuğun ayağının altında patladığında başka değildir.

Acının pasaportu olmaz.

Ölümün etnik kimliği olmaz.

Bir annenin evladını kaybettiğinde çıkardığı feryadın tercümeye ihtiyacı yoktur.

O nedenle mayınla mücadeleyi jeopolitik hesapların, siyasi ittifakların ve devletler arasındaki anlaşmazlıkların üzerine çıkarabilmeliyiz.

Mayın konusunda taraf olunacaksa, insan hayatından taraf olunmalıdır.

Azerbaycan'ın bugün dünyaya anlatmaya çalıştığı mesele de aslında budur.

Bu çağrı yalnızca “bizim topraklarımızı temizlememize yardım edin” çağrısı değildir.

Daha büyük bir çağrıdır:

Savaşların gelecek nesilleri öldürmesine izin vermeyelim.

Çünkü hiçbir çocuk, doğmadan önce döşenmiş bir mayının kurbanı olmamalıdır.

Hiçbir insan, kendisinin başlatmadığı bir savaşın bedelini yıllar sonra bedeniyle ödememelidir.

Ve hiçbir halk, barışa ulaştıktan sonra kendi toprağında yürümekten korkmamalıdır.

Savaşın gerçek anlamda sona ermesi için yalnızca silahların susması yetmez.

Toprağın da susması gerekir.

Bakü'den dünyaya yükselen mesajı ben böyle okuyorum:

Mayınsızlaştırmak yalnızca toprağı temizlemek değildir.

Geçmişin savaşını gelecek nesillerin hayatından temizlemektir.

Ve bu görev ne yalnızca Azerbaycan'ın ne de bugün mayınlarla mücadele eden başka bir ülkenin omuzlarına bırakılabilir.

Çünkü dünya hepimizin ortak evidir.

Bu ortak evin herhangi bir köşesinde, toprağın altında bir çocuğu bekleyen ölüm varsa, orası yalnızca o ülkenin meselesi değildir.

Hepimizin meselesidir.

Mayınsız bir dünya bir temenni değil, insanlığın birbirine karşı borcudur.

Ve belki de barışın en sade tanımı şudur:

Bir çocuğun, üzerinde yürüdüğü toprağın kendisini öldürmeyeceğini bilmesidir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU