İnsanoğlu tarih boyunca hayal ettiği dünyayı kurmaya çalışmıştır. Mitler üretmiş, şehirler inşa etmiş, sanat eserleri meydana getirmiş, geleceğe dair tasarımlar yapmıştır. Hayal etmek, insan olmanın en temel özelliklerinden biridir. Ancak yeni modernin; kelimenin tam anlamıyla dijital dönemin dikkat çeken çok önemli farkları vardır.
İnsan artık yalnızca hayal etmiyor; hayalini gerçekliğin yerine geçebilecek kadar güçlü biçimde tasarlayabiliyor. Bugün oluşturulan dünya, gerçekliğin bir yansıması olmaktan çıkıp kendi başına bir gerçeklik deneyimi sunmaktadır. İşte burada yeni bir soru ortaya çıkar:
İnsan gerçeği yeniden mi üretmektedir, yoksa gerçeğin yerine geçecek yapay dünyalar mı inşa etmektedir?
Bu soru, çağımızın en temel felsefi meselelerinden biridir. Çünkü sorun artık yalnızca “gerçek nedir?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:
Gerçek ile gerçek gibi görünen arasındaki farkı anlayabilecek durumda mıyız?
Hipergerçeklik: Gerçekten daha etkili olan sanal gerçeklik
Bazı durumlarda insanlar gerçeğin kendisinden çok, gerçeğin daha mükemmel biçimde sunulan hâline yönelir. Çünkü gerçek hayat; eksiktir, belirsizdir, kontrol edilemezdir. Oysa tasarlanmış dünyalar insana güven verir. Orada her şey daha parlaktır. Daha hızlıdır. Daha anlaşılırdır.
Bu nedenle modern insan zaman zaman gerçekliği değiştirmek yerine, gerçekliğin daha güzel bir kopyasını tercih etmeye başlar. Ancak burada büyük bir tehlike vardır: Kopya çoğaldıkça asıl olan unutulabilir. Temsil güçlendikçe hakikat zayıflayabilir. Görüntü büyüdükçe anlam küçülebilir. Hipergerçeklik, gerçek olan ile kurgu veya taklit arasındaki sınırın tamamen yok olduğu, kopyaların ve medyadaki görüntünün gerçeğin kendisinden daha gerçek ve cazip hâle geldiği durumdur. Yani gerçek ile sahte arasındaki sınırlar silinerek fark ortadan kalkar.
Bir eğlence parkı olarak görülen Disneyland, aslında modern toplumun gerçeklikle kurduğu ilişkiyi anlamak açısından önemli bir simgedir. Disneyland, masum bir eğlence alanından fazlasıdır. Buradaki mesele yalnızca insanların eğlenmesi değildir. Daha derindeki mesele, belirli bir gerçeklik duygusunun tasarlanmasıdır. Burada her şey düzenlidir. Her şey estetik olarak hazırlanmıştır. Her şey kontrol altındadır. Karmaşa yoktur. Belirsizlik yoktur.
Hayatın acıları, çatışmaları ve eksiklikleri büyük ölçüde görünmez hâle getirilmiştir. İnsan, kusursuzlaştırılmış bir deneyimin içine davet edilir. Fakat asıl dikkat edilmesi gereken nokta, insan yalnızca bir mekâna girmez. Aynı zamanda belirli bir gerçeklik anlayışının içine girer. Bu gerçeklikte her şey anlamlandırılmıştır. Her görüntünün bir amacı vardır. Her deneyim önceden tasarlanmıştır. Böylece insan, doğal olarak karşılaştığı hayatın karmaşıklığı yerine düzenlenmiş bir dünya deneyimler. Disneyland gibi yerler, dışarıdaki dünyanın "sahte" olduğunu hissettirerek kendisini "gerçek" gibi satar.
Tüketim tapınakları ve yeni gerçeklikler
Elbette bu durum yalnızca eğlence alanlarında görülmez. Modern tüketim mekânları da benzer bir mantıkla çalışmaktadır. Alışveriş merkezleri yalnızca alışveriş yapılan yerler değildir. Aynı zamanda belirli bir yaşam biçiminin sahnelendiği alanlardır. İnsan burada sadece ürün satın almaz. Bir duygu satın alır. Bir kimlik satın alır. Öykündüğü, heves ettiği bir hayat tarzına yaklaşmaya çalışır. Çünkü çağımızda tüketilen yalnızca nesneler değildir.
Anlamlar da tüketilmektedir. Bir marka bazen bir eşyadan daha fazlasıdır, bir statü göstergesidir. Bir aidiyet işaretidir. Bir kimlik aracıdır. Eskiden markalar yaka içlerindeyken artık dışarıya ve en görünüre taşınmıştır. İşte böylelikle ve maalesef insan, kendisini sahip oldukları üzerinden anlatmaya başlar. Fakat burada görmezden gelinen ve unutulan, insan sahip olduklarıyla değil, anlam verdikleriyle insandır. Anlamın olmadığı yerde sadece içi boş görüntüler kalır.
Dijital dünyanın yeni Disneyland'ları
Bugün Disneyland yalnızca fiziksel bir mekân değildir. Yeni Disneyland'lar artık ekranların içindedir. Sosyal medya platformları, sanal topluluklar, dijital oyun dünyaları, kişiselleştirilmiş içerik akışları insana kendi seçtiği bir gerçeklik alanı sunmaktadır. Her insan kendi görüntüsünü oluşturabilir. Bireysel medyasını kurabilir ve hikâyesini düzenleyebilir. Kendi hayatının küratörü olabilir. Ancak bu bağlamda asıl sorgulanması gereken; sürekli kendimizi gösterdiğimiz bir dünyada, kendimizi gerçekten tanımaya zaman bulabiliyor muyuz? Çünkü insan yalnızca başkalarının bakışıyla var olmaya başladığında, kendi iç dünyasından uzaklaşır. Görünür olmak ile var olmak arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar.
Hipergerçeklik yalnızca tüketim alanında değil, dünyanın en ağır meselelerinde bile kendini göstermektedir. Savaşlar, katliamlar, işgaller, çatışmalar, krizler artık çoğu zaman ekranlar üzerinden, hatta anlık yayınlarla deneyimlenmektedir. İnsan, dünyanın bir başka yerindeki acıya birkaç saniye içinde ulaşabilmektedir. Bu durum bilgiye erişim açısından büyük bir imkân olmakla beraber ancak aynı zamanda yeni ve büyük bir soruyu beraberinde getirir.
Bir acıyı görmek, onu gerçekten anlamak anlamına gelir mi? Görüntü çoğaldıkça duyarlılığımız artmakta mıdır, yoksa sürekli maruz kalmak bizi duyarsızlaştırmakta mıdır? Böyle bir durumda gerçek vicdan harekete geçer mi yoksa klavye üzerinden “Dijital Vicdan” mı öne çıkmaktadır? Zira bazen aşırı görünürlük, anlamı artırmak yerine onu sıradanlaştırabilir.
Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu temel mesele görüntülerin varlığı değildir. Asıl mesele, görüntülerin hakikatin yerini almaya başlamasıdır. İnsan artık yalnızca gerçek olmayan şeylere inanma tehlikesiyle karşı karşıya değildir. Daha büyük tehlike ise gerçek olan şeylere ulaşmak için gerekli sabrı ve derinliği kaybetme riski ile karşı karşıya kalınmasıdır. Hâlbuki hakikat çoğu zaman hızlı değildir. Hakikat gösterişli değildir. Hakikat bağırıp çağırmaz, çoğu zaman derinden, sakin ve sessizdir. Ve sessiz olan şeyler, görüntülerin gürültüsü ve karmaşası içinde duyulmaz hâle gelebilir.
Aslında sorun, Disneyland'ın nerede olduğu değildir. Asıl mesele, insanın gerçeklikten uzaklaşmak için artık belirli bir mekâna gitmesine gerek kalmamasıdır. Disneyland artık bir yer olmaktan çıkıp bir zihinsel ve kültürel duruma dönüşmektedir. İnsan, cebindeki telefonla, bilgisayarının ekranıyla, televizyonuyla, sanal gerçeklik gözlüğüyle veya kendisine kişiselleştirilmiş olarak sunulan dijital içeriklerle kendi küçük Disneyland'ına her an ulaşabilmektedir. Üstelik bugünün Disneyland'ı geçmiştekinden çok daha güçlüdür. Çünkü geçmişte insanların Disneyland'a gitmesi gerekiyordu; bugün ise Disneyland insanların ayağına gelmektedir.
Daha da önemlisi, bugünün dijital Disneyland'ı klasik Disneyland gibi herkese aynı dünyayı sunmaz. Her birey için ayrı bir dünya üretir. Bir başkasının ekranında görünen gerçeklik ile bizim ekranımızda görünen gerçeklik birbirinden farklıdır. Algoritmalar, insanın ilgilerini, korkularını, öfkelerini, arzularını, zaaflarını ve meraklarını öğrenerek ona özel bir gerçeklik akışı oluşturur. Böylece insan artık yalnızca herkesin yaşadığı bir dünyada yaşamaz, kendisi için seçilmiş bir dünyanın içinde yaşamaya başlar. Bu durum ilk bakışta özgürlük gibi görünebilir.
“Ben istediğimi izliyorum.” “Ben istediğimi takip ediyorum.” “Ben ilgimi çeken içerikleri seçiyorum.” “Ben kendi dünyamı oluşturuyorum.” Fakat burada üzerinde durulması gereken ince bir ayrım vardır: Bir şeyi seçebilmek ile neyi seçeceğinin belirlenmiş olması aynı şey değildir. İnsan kendi seçimlerini yaptığını düşünürken, seçeneklerinin kendisine nasıl sunulduğunu fark etmeyebilir.
Önüne binlerce seçenek konulabilir. Fakat bu seçeneklerin hangilerinin görünür olacağı, hangilerinin tekrar tekrar karşısına çıkacağı, hangilerinin unutulacağı ve hangilerinin gündeminin merkezine yerleşeceği başka mekanizmalar tarafından belirlenebilir. Böylece özgürlük, seçeneklerin çokluğu içinde yeniden tanımlanır. İnsan çok şey seçebilir fakat seçtiklerini gerçekten kendisi mi istemektedir?
Algoritmaların kurduğu görünmez dünya
Geçmişte insanın gerçeklik algısını şekillendiren temel kurumlar aile, okul, din, devlet, gelenek, mahalle, gazete, kitap ve televizyon gibi yapılardı. Bugün bunların yanına görünmez fakat son derece güçlü bir aktör daha eklenmiştir: Algoritma.
Algoritma yalnızca bize ne göstereceğini belirleyen teknik bir sistem değildir. Zaman içerisinde neye dikkat edeceğimizi, neyi ilginç bulacağımızı, hangi konulara öfkeleneceğimizi, hangi görüntüler karşısında duracağımızı ve hangi içerikleri tekrar tekrar tüketmek isteyeceğimizi de etkilemektedir. Çünkü dijital sistemlerin temel amacı çoğu zaman insanın düşünmesini sağlamak değil, dikkatini mümkün olduğunca uzun süre üzerinde tutmaktır.
Dikkat ise çağımızın en değerli ekonomik kaynaklarından biridir. İnsan ne kadar uzun süre ekrana bakarsa, ne kadar fazla içerik tüketirse, ne kadar çok etkileşimde bulunursa sistem o kadar fazla veri üretir. Veri ise yeni ekonomik düzenin en önemli hammaddelerinden biridir. Böylece insanın dikkati, zamanı, ilgisi, merakı metalaşır. Hatta duyguları bile ekonomik bir değere dönüşebilir.
Bir insanın öfkesi, korkusu, beğenisi, kıskançlığı ve hayranlığı ölçülebilir hâle gelir. Ortaya çıkan durum, klasik tüketim toplumundan daha farklıdır. Eskiden insanın tüketmesi beklenirdi, şimdi ise insanın dikkatinin tüketilmesi de ekonomik sistemin bir parçasıdır. Bu nedenle dijital çağda insan yalnızca tüketici değildir, aynı zamanda tüketilen bir varlıktır. İnsanın dikkati, zamanı, mahremiyeti, davranışları tüketilir. Ve bütün bunlar üzerinden insanın gelecekte ne yapabileceğine dair tahminler üretilir.
Bu noktada hipergerçekliğin anlamı daha da derinleşir. Çünkü artık yalnızca gerçekliğin görüntüsü üretilmemektedir. İnsanın gerçeklik algısının kendisi de üretilebilmektedir. Ve belki de bulunduğumuz bu çağın içinde cevaplamamız gereken son soru şudur:
Giderek kusursuzlaştırılan görüntüler dünyasında, insan gerçeği mi aramaktadır; yoksa gerçeğin yerine kendisine sunulan konforlu yanılsamaları mı tercih etmektedir?
(Devam edecek...)
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish