ABD-Çin ilişkilerinde yeni bir dönem: Trump-Şi zirvesi sonrası yönetilen rekabet

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

14-15 Mayıs 2026’da Pekin’de gerçekleşen Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki zirve, iki süper güç arasındaki ilişkilerde büyük bir kırılma veya kapsamlı anlaşma getirmese de, tarihi bir “istikrar zirvesi” olarak kayıtlara geçti.

Hiçbir resmî belge imzalanmadı, büyük ticaret anlaşması açıklanmadı; ancak taraflar “yapıcı stratejik istikrar” çerçevesini kabul ederek ilişkileri yönetme iradesini ortaya koydu.


Zirvenin niteliği: Diyalog ve sembolizm ağırlıklı

Bu ziyaret, klasik bir devlet ziyareti formatındaydı: Gösterişli törenler, devlet ziyafeti, Zhongnanhai turu (Zhongnanhai, Pekin'in merkezinde, Yasak Şehir'in hemen batısında yer alan ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin yönetim merkezi, Çin Komünist Partisi ve Devlet Konseyi'nin karargâhı olarak hizmet veren tarihi bir komplekstir.

"Orta ve Güney Denizleri" anlamına gelen bu yer, Çin liderlerinin ofislerine ve ikametgâhlarına ev sahipliği yapar), CEO heyetleri (Elon Musk, Tim Cook, Jensen Huang gibi) ve uzun kapalı kapı görüşmeleri.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Trump, “harika ticaret fırsatları” diye nitelendirdiği ancak detay vermediği küçük ilerlemelerden bahsetti. Çin tarafı ise eşitlik vurgusu yaptı ve Şi, Trump’a “kötü yönetilirse çatışma olur” uyarısını özellikle Tayvan konusunda yineledi.

Birçok derin sorun (ticaret gerilimi, teknoloji rekabeti, fentanil, İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı, Tayvan) masadayken büyük bir “büyük anlaşma” beklenmiyordu.

Her iki taraf da pozisyonlarını korudu ve zaman kazanma stratejisi izledi. Trump için İran’daki enerji krizi ve iç siyaset öncelikliydi; Şi için ise ekonomik yavaşlamada istikrar ve G2 (ABD-Çin) eşitliği imajı önemliydi.


Neden belgesiz ve sınırlı bir zirve?

Derin anlaşmazlıklar nedeniyle büyük taahhüt riskliydi. Trump’ın İran Savaşı nedeniyle zayıflayan konumu, Çin’in Tayvan kırmızı çizgisi ve mahkeme sınırlamaları büyük tavizleri imkânsız kılıyordu.

Bu yüzden tercih edilen yöntem ilişki yönetimiydi: Gerilimi dondurmak, yanlış hesaplamaları önlemek ve gelecek müzakerelere zemin hazırlamak.

Diplomaside sık rastlanan bu format, sembolizmle (el sıkışmalar, “arkadaş” vurguları) olumlu hava yaratırken somut işleri alt seviyelere bırakıyor.


Zirve sonrası değişimler: Küçük adımlar, büyük istikrar

  • ABD tarafı: Ticaret ateşkesi uzatılabilir, “Ticaret Kurulu” mekanizması devreye girebilir. Çin’den daha fazla tarım ürünü, Boeing alımı (200 Boeing alındığı duyuruldu) ve yatırım bekleniyor. Fentanil öncü maddelerinde işbirliği, Hürmüz’ün açık kalması ve İran’a baskı talepleri ön planda. Tayvan silah satışlarında olası yumuşama.
  • Çin tarafı: “Yapıcı stratejik istikrar” çerçevesiyle 3 yıllık istikrar dönemi hedefliyor. Nadir toprak elementleri ve pazar erişiminde bazı kolaylıklar verebilir. Şi, zaman kazanarak teknolojik özerkliğini güçlendirmeyi amaçlıyor.
  • Büyük yapısal değişim (Çin’in devlet destekli ekonomisi) yok; ara dönem Kasım 2026’ya kadar kırılgan şekilde devam edecek.

Tarihi anlamı: Nixon’dan farklı, yumuşama (detente)

Bu zirve, 1972 Nixon-Mao buluşması gibi stratejik bir reset değil. Nixon dönemi Soğuk Savaş’ta Çin’i SSCB’ye karşı dengelemiş ve Şanghay Bildirisi ile somut belge üretmişti.

Trump-Şi zirvesi ise “Thucydides Tuzağı” riskini (yükselen güçle mevcut gücün çatışması) yönetme çabası. Soğuk Savaş sonrası entegrasyon dönemi bitmiş; artık “kontrollü rekabet” konsolide ediliyor.

Şi’nin “2026 tarihi bir dönüm noktası yılı olacak” vurgusu sembolik: İlişkiler ne tamamen kopuyor ne de dost oluyor. “Karşılıklı bağımlılık içinde rekabet” devam edecek.

Küresel etki büyük; enerji akışı, tedarik zincirleri ve AI kuralları için istikrar anlamına geliyor, ancak derin sorunlar çözülmeden kalıyor.


Çin’in ve ABD’nin stratejisi

Çin uyumuyor! Bilakis bir stratejisi var ve yolunda bilinçli biçimde ilerliyor. ABD ile çatışmaz, amacı hedeflerini barışçıl rekabet içinde ele geçirmek.

Üstelik bugüne dek hem liberalizmi sömürdü hem kendi halkını Komünizm ile sömürdü; bu onu ilerleme yolunda güçlü tutan formül oldu.

Bu konuları; “Soğuk Barış Dönemi: Çin’in hibrit modeli Çin’e yarar” (15 Mayıs) başlıklı makalemde açıkladım.

Düşünceme göre Çin, yolunu açık tutmakla ilgilenmekte, bunu değiştirmez, üstelik imkân buldukça zamana, zemine ve şartlara uygun biçimde geliştirir.

İşte bu zirvede Trump gibi bir lidere “Çin usulü” bir ağırlama yapması çok normaldi.

Trump ise iç politikada Çin konusunda çok eleştiri aldı. Üstelik ABD, İran ile savaşta ve Tayvan ve teknolojik gelişim konusunda ne yapılması gerektiğini tam çözmüş değil.

Hatta Amerikalılar zamana ihtiyaç duyan stratejik projeleri yeni başlattılar. Fazla zorlamadan bir Çin zirvesiyle bu zorlu süreci pozitif imajlarla geçiştirmek Trump’ın yapabileceği en iyi şeydi.

Bu durumda ziyaret sonrasında kendilerine göre her iki taraf da bir gözden geçirme yapacaktır. Bu gözden geçirmeyle stratejilerine ivme kazandıracaklarını da öngörmek gerekir.

Her iki “başat güç” ülkenin de yönetmek zorunda olduğu “büyük rekabet” var, ki ben buna sözünü ettiğim makalede “soğuk barış” dönemi dedim.

O hâlde bu zirve göründüğü gibi bir renkli ziyaret değildi; aslında küresel çapta daha sıkı politikaların insanların hayatına gireceği büyük bir rekabetin başlangıcıydı.


Sonuç: Zaman kazanma ve pozisyon koruma

Trump-Şi zirvesi, diplomasinin klasik bir örneği: Çok sorun varken risk almamak, ilişkiyi “dondurmak” ve küçük kazanımlarla yetinmek.

Her iki taraf da kazanım iddiasında; Trump iç siyaset için, Şi küresel statü için. Gerçek test önümüzdeki aylarda: Ticaret rakamları, teknoloji lisansları, Tayvan çevresindeki hareketler ve İran politikaları.

Bu zirve, 21'nci yüzyılın süper güç rekabetinin yeni normunu gösteriyor: Tam zafer veya yenilgi yok; akıllıca yönetim var. Dünya için en iyi senaryo da bu “yönetilen istikrarsızlık” olabilir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU