Artemis II, Ay’ın gizemlerine duyduğumuz sonsuz hayranlığı yeniden hatırlatıyor

Ay yaşamaya elverişsiz olabilir ama hiç de misafirperverlikten uzak bir yer değil. Ve Ay’ın yörüngesinde uçmayı amaçlayan bu son görev, asırlardır kafamızı kurcalayan o yakıcı sorunun cevabını bulmaya çalışıyor…

(Reuters)

Huzur, sükunet: Ay'ın "denizlerine" verdiğimiz bu adlar, onun bildiğimiz kadarıyla hep bizimle olan, sakin ve huzur veren bir dost olduğu yönündeki genel algıyı yansıtıyor. Ancak bu ilişki şiddet ve ateşle başlamıştı. Yaygın teoriye göre Ay, Theia diye bilinen devasa bir gezegenin yaklaşık 4,5 milyar yıl önce Erken Dünya'ya çarpıp bir parça kopararak, onu uzaya, yörüngemizde kalacak kadar yakın şekilde fırlatmasıyla oluştu. 

O zamandan beri birbirimizin etrafında dönüyoruz. Dünya soğudukça, yaşanabilir hale geldikçe, sonra da yerleşime açılıp ardından da devasa medeniyetler ortaya çıktıkça insanlar gökyüzüne bakmaya devam etti. Ay adeta bir sembol gibi görünüyordu, öyle de oldu.

Böylece Ay'dan bir sembol olarak bahsetmeye başladık. Tanrı olarak Ay (Artemis görevi adını Yunan Ay tanrıçasından alıyor fakat hemen hemen her kültürde buna benzer örnekler var). Takvim olarak Ay (ilk takvimlerin, kısmen aralarındaki tekinsiz uyum nedeniyle hem Ay'ın döngülerini hem de regl döngülerini takip etmek için kullanıldığına dair bazı spekülasyonlar var). Edebi sembol olarak ay (hem değişimin hem de sürekliliğin, hem uzaklığın hem de yakınlığın sembolü olarak). Ay'ın "Lunacy" sözcüğündeki gibi delilik olarak görülmesi mesela… (İngilizcede "delilik" manasındaki bu sözcüğün kökeni Latincede "Ay" anlamına gelen "luna"ya dayanıyor -çn.)

Güzel sohbetler, daima romantik, nihayetinde de Romantizm'e geliyoruz. Konuşmaya başladığımızdan beri Ay hakkında konuşuyor, hatta onunla konuşur gibi davranıyoruz ancak ona dair bugünkü görüşlerimiz aslında 19. yüzyıldaki Romantizm akımıyla şekillendi. Görsel olarak Blake'te ("İstiyorum! İstiyorum!" –William Blake'in Ay'a merdiven dayayan bir figürü çizdiği 1793 tarihli gravürü -çn.), Samuel Palmer'da (tablolarında Ay ürkütücü ve yüce, rahatlatıcı ve korkunç olarak gökyüzündedir) ve Van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosunun çılgınca dönen merkezinde. Edebiyatta da: Keats, Endymion'da Ay tanrıçasının bir insana aşık olduğunu anlatır, hem yakın hem de uzak. Romantikler Ay hakkında o kadar çok söz söylemişti ki Byron artık Ay'dan ironik şekilde bahsedebilmişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

19. yüzyıl boyunca Ay'da insanların yaşıyor olabileceğini düşünüyorduk; Ay'ın göründüğü kadar sessiz olabileceği akla bile gelmiyordu. (Ay'da yaşam olasılığı, günümüzde en çok 1835 tarihli "Büyük Ay Aldatmacası" ile anılır; bu olayda bir gazete, astronom John Herschel'in Ay yüzeyinde insan ve yarasa melezleri gördüğünü iddia etmişti; ancak onun babası William Herschel, orada gerçekten de kasabalar gördüğünü düşünmüştü.) Gelgelelim o zamandan beri yaptığımız gözlemler ve ziyaretler, Ay'ın ne kadar ıssız olduğunu kanıtlamaktan başka bir işe yaramadı; havasız, yaşamsız ve sessiz.

Ay'a bakış açımızı 19. yüzyıl şekillendirmiş olabilir ancak sadece görmekle kalmayıp ona dokunabilmemizi de sağlayan teknoloji getiren 20. yüzyıldı. Edebiyat oraya gidebileceğimiz, hatta orada yaşayabileceğimiz fikrini ortaya attı. Ve uzay yarışı bu fikri gerçeğe dönüştürdü.

Endymion'dan 150 yıl sonra, nihayet bu uçurumu kapatmayı deneyebilirdik. 1968'de insanlık sonunda Ay'a ayak bastı; Blake'in isteyen figürü merdiveni tırmanmıştı. Ve sonra, birdenbire, yine sessizlik: Oraya en son 1972'deki Apollo 17 göreviyle ulaştık, artık geri dönme gücümüz de kalmadı. Teknoloji konusundaki kibrimiz ortaya çıktı ve daimi yol arkadaşımızla aramızdaki uçurum, bir zamanlar gerçekten kapandıysa bile yeniden açıldı. 

Ne var ki artık yeniden deniyoruz. NASA, bu hafta başlatılan Artemis II görevinin Ay'la yeni bir ilişkinin başlangıcı olmasını umuyor: Bu sefer sadece Ay'ın etrafında uçuyoruz ancak birkaç yıl içinde Ay'a iniş yapılması, sonrasında da orada daha kalıcı yerleşim yerleri kurulması hedefleniyor. Bu yeni bir uzay yarışı ve yine zıtlar üzerine kurulu: Keşif ve istimlak her zaman bir arada olmuştur ve dünyanın dört bir yanındaki uzay ajansları, nihayet Ay'ı kendimize ait kılabileceğimizi düşünüyor. Bunu yapıp yapmayacağımızı ya da yapmamız gerekip gerekmediğini kimse tam olarak bilmiyor.

Ay'ı ziyaret etmenin bu gizemi bir ölçüde ortadan kaldıracağını, Keats'in deyimiyle "gökkuşağını çözeceğini" ya da bu gizemin üstesinden gelemeyeceğimizi, ona fazla yaklaşmanın bizi soğuk bir İkarus gibi yok edeceğini düşünmüş olabiliriz.

İkisi de olmadı. Ay ve gizemleri konuksever olmayabilir ancak misafirperverler. Yüzeyinde zıplayan astronotların o tuhaf fotoğraflarına bakın; bizi parçalayacak kadar yabancı ama bizi kurtaracak kadar da tanıdık bir dünya göreceksiniz. 

Bu kendine özgü bir diyalogdur. Biz uzay giysilerimiz ve devasa roketlerimizle onunla buluşmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ay ise sessiz gizemiyle bize karşılık vermek için elinden geleni yapıyor.

Kurtlar uluyor, biz inşa ediyoruz. Artemis görevi ezelden beri hakkında konuştuğumuz şeye haykırılan alevli, yakıcı bir sorudur. Dinleme vakti.
 

independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU